Doyma Noktası- Sema Kaygusuz

doyma-noktasi-sema-kaygusuzKaraduygun’dan sonra Sema Kaygusuz’a ait okuduğum ikinci kitap Doyma Noktası. 9 Öykü yer alıyor kitapta. Her biri bir diğerinden farklı, ama hepsinde de ortak bir gerilim, sıkıntı söz konusu. İçimizi deşen, düşündüren, geren, bizi alt eden duygular saçıyor öyküler.

İlk öykü Sandık Lekesi, talihsiz çocukların hikayesinden öte bir anlam taşıyor. Çocukluğa dair anıların, bilinçaltımızda dans etmesi, yerli yersiz ortaya çıkıp hayatımıza konuvermesi… Ve ince ince batan betimlemeler;

Dışarıdan bakınca, soluklarından cama vuran buğuyla yüzleri bulanıklaşmış iki kız çocuğu, asla yan yana gelemeyecek iki güzel sözcük gibi kendi anlamını arayan devrik bir cümle yaratmıştı. ”

Ve öykü boyunca ortalıkta dolaşan o kara köpek gibi, kimseyle göz göze gelmeden okunup biten bir hikaye sandık lekesi.

Sonrasındaki öyküler de çok güzel. Ama bahsetmeden geçemeyeceğim bir tanesi ise Sülün. Avcı ve Sülün’ün bir tanıdık öyküsü. Yazar, Sülün’ün soğuk mermer tezgahtaki çırpınışlarını  ve o delici bakışlarını beni rahatsız edecek, neredeyse gözümü kapatma refleksimi  ele geçirecek kadar iyi anlatmış. Sülün’ün tek tek yolunan mavili eflatunlu tüyleri boğazımı tıkadı okurken.

Çöpçüler ve Çatlak Yerlerin Kuyusu isimli öyküler de çok iyi. Tüm kitabı saran tedirginlik ve izleyici olma hali metinleri ağırlaştırıyor. Bir çırpıda okunup, köpük etkisi yaratacak deneyimden çok uzak, içe dokunan, yerleşen bir görüntü kalıyor geride.

Dokuz bölümlük bir dizi izlemiş gibiyim. Sahneler aklımdan çıkmayacak. Her karakter içimizden biri gibi salınıyor sokaklarda.

Karaduygun-Sema Kaygusuz

2012 yılı başlarken bir takım kararlar almıştım.Bunlardan biri dafa fazla okumak ve daha önce okumadığım yazarların eserlerini denemekti.Bir dizi olayın etki ve tepki zincirlerinin sonucu,içinden asla çıkamayacağım bir kaosun ortasındayken,kendimi birden bire varlığımın hiç bir döneminde olmadığı kadar huzur ve zaman sahibi bir ortamda buldum.Bu konuda bana değerini hiçbir şeyle ifade edemeyeceğim olanağı yaratan eşime sonsuz teşekkürleri her fırsatta sunmayı bir borç bilirim..Nitekim,bu eşşiz ortamın hayallerini kurarken boş durmamış,bir takım insanlar sağda solda nerede indirim var,hangi çantayı alsam,bu ayakkabı mı daha güzel,ne renk alayım gibi benliklerinin yegane amaçları peşinde koşarken,bendeniz paralel olarak,hangi kitapçıda indirim var,bu kitabı nerede bulabilirim,kargo kaç günde gelir,bu yazarın başka hangi kitabını almalıyım gibi soruların içinde cevaplarımı arıyordum.Sonuç olarak bazı kısıtlama süzgeçlerine maruz kalmama rağmen iki koli kitabımı saatlerce sürecek bir yolculuğa çıkarmayı başardım!

Sevgili evsahibimizi de odalardan birini kitap odası yapma konusunda kafalayıp, Afrika şartlarına göre oldukça iyi diyebileceğim bir kitaplığa da sahip oldum.Şimdilerde kolilerden raflara terfi etmiş kitaplarımın tadını çıkarmakla meşgulüm.
Temmuz ayı itibariyle yeni evimize de yerleşme sürecinin etkilerini bir kenara bırakırsak henüz 7 kitabımı okuyabildim:Ruh Üşümesi(Adalet Ağaoğlu),Sineklerin Tanrısı(William Golding),İmkansızın Şarkısı(Haruki Murakami),Unutma Bahçesi(Latife Tekin),Ölü Zaman Gezginleri(Hasan Ali Toptaş),Karaduygun(Sema Kaygusuz) ve son olarak bu sabah erken saatlerde başlayıp akşam bitiridiğim Pedro Paramo(Juan Rulfo).Birazdan bahsetmek istediğimse Karaduygun..

Karaduygun Sema Kaygusuz’un  son,benimse ilk kez tanıştığım kitabı.Hikayelerden ve Şair Birhan Keskin’in karakter olarak konuk olduğu anlatılardan oluşuyor.Öykülerden en sevdiğim terzi Helin’in hikayesi.Fikir çok ilginç.Şişede not klişesi öyle güzel bir öyküye dönüşüyor ki neredeyse karakterlerden Bora’nın yerinde olmak,bu mucizevi rastlantıda şişeyi  bulan siz olmak istiyorsunuz.

İçimi en çok burkan ise en sonda yer alan kelebek vadisinde geçen hikaye.Bir diğeri de ısrarcı Gülayşe’nin insan ruhunda yarattığı başkalaşımı işleyen Musallat isimli öykü..Bazı öyküler biterken sonlarında kullanılan belirgin cümleler, bir sonraki öykünün parçası  oluyor.Bu da okuyucuyu meraklandırıp,ilgisini arttırıyor.

Karaduygun yazarın diğer kitaplarını da okuma isteği uyandırdı bende.Kitapla ilgili bir dostumun yazdığı güzel bir yoruma  yönlendireceğim sizleri.Kendisi  yazarın anlatım diline duyduğu hayranlığı ve kitapla ilgili düşüncelerini çok güzel aktarmış.Başka söze ne hacet diyerek artık sık kullanılmayan bir cümleyle sahneyi  alesta/not defterim’e bırakıyorum:

http://alestaedebiyat.blogspot.com/2012/03/karaduygun-ustune.html