Etiket: sel yayıncılık

Elma- Örgü Teknikleri Üzerine Bir Roman Denemesi- Enis Batur

Elma_enisbaturElma’da, Gustave Courbert’in L’ Origine Du Monde isimli eserinden yola çıkan kurgu, resmi sipariş eden Osmanlı devlet adamı Halil Şerif Paşa ve ressam Courbert’in  üzerinde şekilleniyor. Enis Batur, ünlü resimden esinlenilerek yazılan beş romanın aksine farklı bir yoldan giderek, hem gerçekleri araştırıyor hem de gerçeklerden arta kalan boşlukları kurguluyor. Sıradan bir romanın aksine yazarın, yazma aşamasındaki deneyimleri, araştırmaları, düşünceleri, hayal gücü, yazma teknikleri, masasının üzerindeki notlardan bilgisayarına kadar olan süreci okuyucuyla paylaşması beni etkileyen bölümlerdi.

Enis Batur’un Elma’sı, ilk baskısını 2001 yılında yapmış ve daha sonra ihbar edilip mahkemeye verilmiş. Bir dönem okuyucudan uzak kalan kitap için 2005 yılında beraat kararı çıkmış ve daha sonra üç baskı daha yapmış. Elimdeki baskı Sel Yayıncılık’a ait 4. Baskı.

Elma  için son alınan karar şu  şekilde yansımış tutanaklara:

“kitabın kapağında ve içerisinde kullanılan resimlerin dünyaca ünlü müzelerde sergilendiği, halkın ar ve haya duygularını incitici olmadığı, sanat değeri bulunduğundan unsurları itibariyle oluşmayan suçtan sanıkların beraatine, kitap hakkında verilmiş toplatma kararının kaldırılmasına” şeklinde geçerek sonuçlanmıştır.”kitabın kapağında ve içersinde kullanılan resimlerin dünyaca ünlü müzelerde sergilendiği, halkın ar ve haya duygularını incitici olmadığı, sanat değeri bulunduğundan unsurları itibariyle oluşmayan suçtan sanıkların beraatine, kitap hakkında verilmiş toplatma kararının kaldırılmasına” şeklinde geçerek sonuçlanmıştır.”kitabın kapağında ve içersinde kullanılan resimlerin dünyaca ünlü müzelerde sergilendiği, halkın ar ve haya duygularını incitici olmadığı, sanat değeri bulunduğundan unsurları itibariyle oluşmayan suçtan sanıkların beraatine, kitap hakkında verilmiş toplatma kararının kaldırılmasına” şeklinde geçerek sonuçlanmıştır.

Yıl, 2013. Enis Batur’un Elma’sının benzeri davalar aradan 12 sene geçmesine rağmen hala karşımıza çıkıyor. Son birkaç yılda dava edilen, okullarda yasaklanan kitap sayılarındaki artışları hepimiz biliyoruz. Sel Yayıncılık şimdi de Guillaume Apollinaire’nin “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları nedeniyle mahkemelik. Umarım bu dava da Sel Yayıncılık’ın lehine sonuçlanır.

Elma (Örgü Teknikleri Üzerine Bir Roman Denemesi) ; Yabancı ve Öteki, Gölgeler Mağarası, Dans, Kırkaltı Çarpı Ellibeş ve Bir Elma Kuramı olarak beş bölüme ayrılıyor. Her bölümde olayların farklı bir süreci anlatılıyor. İlk iki bölümde Halil Bey  ve Courbet’i elde olan  imkanlar dahilinde daha yakından tanıyor, ressamın ve siparişi veren koleksiyoncunun iç dünyalarına ulaşmaya çalışıyoruz. Dans bölümünde Enis Batur’un roman denemesi tamlamasından neyi anlatmaya çalıştığını okuyoruz. Kırkaltı Çarpı Ellibeş başlıklı bölüm, 26 Haziran 1995’te Paris Orsay Müzesi’nde sergilendiğinde şaşkınlık yaratan tabloyu detaylarıyla anlatıyor. Enis Batur bu bölümde, ders verdiği sınıfta öğrencileriyle birlikte bu resim üzerine yaptıkları 35 saatlik çalışmadan bahsediyor. ‘Bir resim, önce, onda ne görüyorsak odur.’ Söyleminden yola çıkarak resmi irdeliyorlar. Bir Elma Kuramı bölümünde ise uyku, yaradılış, yasak ve varoluş kavramlarında elma’yı arıyoruz. Elma simgesinin ardındaki dünyalara bakarken tekvin üzerine düşünmemek elde değil. Kaçınılmaz olarak, Enis Batur’un düşünme üzerine açtığı yola girmiş bulunuyorum.

Kitabın Dans bölümünde okur ve okumak üzerine yazılmış bölümlerde neredeyse altını çizmediğim hiçbir satır yok. Bu bölümünde hiçbir parçayı metinden ayırmak gibi bir kötülüğü yapamayacağım için merak edenlerin kitabı alıp okumasını öneriyorum. ( sayfa77- 81, Sel Yayıncılık, 2012)

Son olarak kendi yazma eyleminin sonuçlarını sorguluyor yazar:

‘Kitaplar kurdum, kuruyorum. Kitaplarımla bir ağ, bir labirent, düşüncelerimle ve duyarlığımla yaşadıklarımdan oluşacak bir örgü kurdum, kuruyorum. Ne örüyorum? … Kendi elimle kendi düğümümü kuruyor olabilir miyim? …’

Bırakacağım izler, bırakacağımı umduğum iz, benim ölümüme, ölümlülüğüme sürmüş bir cezaya, meyvesi, elması olduğum bir ilk, ön günaha karşı diklenişimin sanırım beyhude belgeleri olacak… ‘

Resim sanatı , bahsi geçen kitaplar ve düşünürler, yaratılış, yazma ve okuma üzerine farklı görüş açıları içeren bu kitap akıcı ve anlaşılır bir anlatım tarzına sahip. Deneyimli bir yazarın bu ilginç çalışması öğretici bir okuma şöleni sunuyor okuyucuya.

Reklamlar

Soğukkanlılıkla- Truman Capote

151952_2‘Soğukkanlılıkla’ isimli kitabıyla tanıdım Truman Capote’yi. Yıllar oldu okuyalı ama kitabı ve konusunu hiç aklımdan çıkaramadım. Kansas’da yaşayan varlıklı bir çiftçi ve ailesinin, 15 kasım 1959 gecesi öldürülmesi üzerine gazetede çıkan bir haberden etkilenir Truman Capote. O dönemde The New Yorker dergisinde çalışmaktadır ve bu konuyla ilgili orada yaşayan halkın olaya olan tepkilerini ölçerek, bu olayın hayatlarını nasıl etkilediğine dair bir makale hazırlamayı düşünür. Olayın yaşandığı Holcomb’a tek başına gitmek istemez ve en yakın arkadaşı Nelle Harper Lee’yi ( To Kill A Mockingbird’un yazarı ) de çağırır. Truman Capote, bölgede yaşayanlar ve polis şefiyle yaptığı görüşmeler sonucu bu konunun bir makale yazısı olarak kalmasını istemez ve araştırmalarını farklı bir tarzda yazacağı (nonfiction; kurgusal olmayan) bir romana dönüştürmek ister. Tam dört yıl boyunca bu roman üzerinde çalışır. Bu süre zarfında katillerin de yakalanmasıyla onlarla da görüşür. Romanına en büyük katkıyı onlar yaparlar.

Kitapta iki katilin; Richard Eugene Hickock ve Perry Edward Smith, yaşamlarını, imagesdostluklarını, ailelerini, cinayeti nasıl işlediklerini, bu olayı nasıl tasarladıklarının ayrıntılarını okuruz. Hapisteyken hücre arkadaşlarından, Herb Clutter’ın evinde içinde para dolu bir kasasının olduğunu öğrenirler ve hapisten çıkar çıkmaz  tek amaçları o paraları çalmak olur. Ancak Clutter’ın evine gittiklerinde evde kasa olmadığını  görürler. Aile bireyleri yüzlerini gördüğü için onları öldürmek zorunda kalırlar. Soğukkanlıkla işledikleri bu cinayeti hapisteki hücrelerinde Truman Capote’ye anlatırlar. Capote, onları konuşturmak ve bu romanı yazmak için yıllarını harcar. Bu süreçte katillerden Perry ile aralarında bir bağ oluşur.( Capote de tıpkı Perry gibi yalnız ve mutsuz bir çocukluk yaşamıştır. Geçmişleri onları birbirine yaklaştırır. Ancak Capote açısından bu yaklaşımın sadece romanını yazmak için Perry’i kullanmaya çalışması olarak yorumlamak da mümkün.) Capote, romanının mükemmel olacağını hissetmektedir. Ancak romanını bitirmesi için bir son’a ihtiyacı vardır. Bu da katillerin idam edilmesiyle şekillenecektir. Ancak iki katilin mahkeme sonuçları sürekli ertelenir ve idam cezası almaları gecikir. Bütün romanı bitiren ve sadece sonucu bekleyen Truman ruhsal bir bunalım içine girer. Onların idam edilmesini beklemektedir. Ama aynı zamanda Perry’le aralarında oluşan bağ onu tedirgin etmektedir.

Tiffany’de Kahvaltı, Çimen Türküsü, Bukalemunlar İçin Müzik, Başka Sesler Başka Odalar dışında kısa hikaye ve oyunları olan Capote, In Cold Blood isimli bu kitabıyla artık dünyaca ünlü bir yazar olur.

MV5BMTczMzU0MjM1MV5BMl5BanBnXkFtZTcwMjczNzgyNA@@._V1._SY317_CR0,0,214,317_Yazar ve kitabı üzerine iki film var. İlki 2005 yılında Bennet Miller ‘in yönettiği ‘ Capote’ . Burada ünlü yazarı Philip Seymour Hoffman oynuyor. Mükemmel oyunculuğu ona en başarılı erkek oyuncu olarak yılın Oscar’ını kazandırıyor. Capote filminde yazarın, olayı gazeteden öğrenmesi üzerine Kansas’a gidişi ve kitabı yazış süreci işleniyor.

 

 

 

2006’da Douglas Mcgrath’in yazıp yönettiği ‘Infamous’ filminde ise Truman’i Toby Jones MV5BMTY2NDg0OTc3NV5BMl5BanBnXkFtZTcwNTI3MzgzMQ@@._V1._SY317_CR0,0,214,317_oynuyor. Konu diğer filmle paralel gidiyor ancak, bu filmde Truman Capote’ın hayatı üzerine daha fazla detay yer alıyor. Arkadaşlarının yazar hakkında yorumlarını da izliyoruz. Ayrıca bu filmde Capote’nin katillerden Perry ile yakınlaşmasının boyutu aşk olarak yansıtılıyor.

1967’de çekilen bir başka film olduğunu da keşfediyorum Imdb’den. Artık konuyla ilgili üçüncü bir film daha izlemek istemiyorum. Ama merak edenler için bilgi, ismi In Cold Blood.

İki katilin profilinin bir yazarın gözünden müthiş aktarılışı ve olayların anlatımın sade çekiciliği bu eseri okumak için geçerli nedenlerden. Farklı bir edebi çalışma olması kitabı ilginç kılıyor. Suç ve suçlu psikolojisi üzerine okumaksa insanı düşündürüyor. Bu konuda okumayı sevenler için Harold Schechter ve David Everitt’in yazdığı A’dan Z’ye Seri Katiller Ansiklopedisi‘ni tavsiye ederim. Geçmişten günümüze tüm seri katillerin psikolojik incelemesini yaptıkları bir çalışma.

Ülkemizde Sel Yayıncılık’ın Truman Capote Dizisi olarak yayımladığı dokuz kitabı var. Kitapları hakkında bilgiyi buradan edinebilirsiniz: http://www.selyayincilik.com/aramasonuc.asp?yazar=142

 

Karahindiba

‘Tanrı benden bir ısırık  almış ,tadımı beğenmemiş,bir kenara fırlatıvermişti’ İşte bu cümle bizi can evimizden vurmuştu.Evrim,Banu ve ben bu kitabı aynı zamanda alıp,okuyup bitirdikten sonra üzerinde konuşmayı düşnmüştük.Bir ara sadece üçümüz okuduklarımız,izlediklerimiz ve düşüncelerimiz hakkında konuşmak için küçük bir grup oluşturmuş, o zamanlar aynı yerde çalıştığımız için  zaman ve mekan konusunda zorluk çekmeyiz diye düşünmüştük.Ama bu güzel toplantıyı maalesef sadece bir kez yapabildik.Ve o kadar başarılı ve güzel geçmişti ki..Ama sonra üçümüz de farklı alanlara yöneldik ve hayatımızdaki bir takım değişiklikler ne bir daha buluşmamıza olanak verdi ne de düşündüğümüz üzere bu kitabı aynı anda okumamıza..

..Afrika’ya taşınacağımız belli olduktan sonra deli gibi kitap almaya başladım.Karahindiba da o deli zamanımda  aldığım kitaplardan biri.Zaten yakın çevreminde şahit olduğu gibi şu sıralar karahindiba bitkisine takmış durumdayım 🙂 (bu konuya daha sonra geleceğim)

Sinan Sülün bu ilk kitabında üç öyküye yer vermiş; Aralık,Mavi Pelikan ve Karahindiba.

Aralık öyküsündeki Rıfat karakterinin hayatından kısa bir kesit ,okuyucuyu derinlemesine etkiliyor; Herşeyden bunalmıştı Rıfat.Geçmişinden,bugünden,ona bir iş bulmaya çalışan ve en kötüsü de ona acıyan abisinden.Sonunda koşmaya başladı ve kendine geldiğinde bir meyhanedeydi.Cevabını zaten bildiği sorular sormaya başladı kendisine.Sorulardan da cevaplardan da bunaldı.Sonunda karayılan iyice dayandı gırtlağına.Bir şiir okudu tam da onu anlatan:

‘Demek ki mutsuzum,

Tuhaf bir su içmişim de sanki

İçim görünüyor

Gözlerim buzdan

içimde yaz kırıkları

Sonra bir iskemleye oturdum

Orada yüzbinlerce cinayeti ben

Ve intiharı

Bir mutluluk gibi dışımda duydum…’

Güzel bir şiir ve dokunaklı bir hayat…

Mavi Pelikan’da Numan’la Mavi’nin (Mavi pelikanın) sıradışı aşkını okuyoruz.Numan’ın ‘herkes ne der’ korkusu ve bencilliği yüzünden Mavi’ye yaşattığı aşk acısı bizim de yüreğimizi parçalıyor. ‘Aşk acısının en iyi ilacı zamadır diye biliriz ve böyle avuturuz kendimizi.Oysa bir pelikana göre aşkta zaman yoktur .Zamansızdır aşk.Zamansız olan bir şeyin zaman içersinde yok olması da imkansızdır.Bu yüzden aşk acısının en iyi ilacı ölmektir’

Mavi’ni acısı ve Numan’ın vicdan azabı okuyucuyu sersemletiyor.Aşk acısı çekenlere ve çektirenlere farklı bir açıdan bakmış bu  öykü..Hangi tarafsınız bilemem ama bu öyküyü okuduğunuzda farklı düşüneceğiniz kesin.

Ve işte beni bitiren,çok dahice bir kurgusu olduğunu düşündüğüm namı-değer Karahindiba…

Başına her türlü olumsuzluğun geldiği,tanrının bir ısırık alıp tadını beğenmeyip bir kenara fırlattğı Adnan Çubuk’un hikayesi..Mutsuz,bahtsız,hasta,yalnız,işsiz,yazmak isteyen ama yazamayan Adnan bir gün gazetede kendisini bir kokteyle çağıran davet görür.Kimin ne için davet ettiğini merak ederek 7 gün boyunca felaket senaryoları üretir.Sonunda korksa da merakına dayanamayıp gider..İşte diğer 32 Adnan Çubuk’la,kendi ‘keşke’lerinin yaşadığı hayatlarla tanışır…

Bir insanın kendi ‘keşke’leriyle tanışması,onları sorgulaması,canlı canlı karşısında görmesi fikri nasıl bir şeydir!Bu bir insanın aklına nasıl gelir?İşte buna şapka çıkartırım dediğim bir  fikir , muhteşem..

Hepimiz şunu seçmeseydim ne olurdu,bunu yapmasaydım,onu kabul etseydim şimdi nerede, ne yapıyor olurdum diye geriye dönüp eski defterleri deşmiyor muyuz?İtiraf etmek gerekirse hala yapıyorum bunu.Şu an neredeysem (ki Afrika’nın ortasındayım 🙂 )hep geçmişteki tercihlerimin,kararlarımın neticesidir.Ve gelecek,onlarınn izinde şekillenecek..

…’Mutsuz ve üzgün olduğum zamanlarda dağılan karahindiba tohumları gibi birçok Adnan Çubuk daha olduğunu,diğer Adnan Çubuk’ların bu dünyanın başka yerlerinde şimdi benim gibi yaşadığının hayalini kurardım’ İşte bu hayalin gerçekleşmesinin yarattığı travmayı Öykü boyunca Adnan’nın cümlelerinden dinliyoruz.

‘Keşke’ler diyince aklıma hep ‘Koş Lola Koş ‘ gelir..Leziz bir filmdir.’Karahindiba’ öncesi ya da sonrası bünyeye iyi gelebilir.Küçük bir tavsiye 🙂

Adnan’ların,Rıfat’ların ,Numan’ların öyküleri  var bu kitapta..Toplumumuzun acı gerçeklerini de tokat gibi suratımıza çarpıyor Sinan Sülün;İşsizlik,sigorta velinimeti,aile desteğinin neredeyse hiç olmadığı haneler,insanların zayıf,hasta ve işsiz kişilere karşı vurdumduymaz ve acımasız tavırları..İnsanın mutlu olacağına inandığı işi yapabilme olasılığının ütopik bir kavram gibi görülmesi..Tüm bunları yaratıcı bulduğum başarılı bir kurguyla sunmuş bize.Bugünlerde görmeye ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm gerçekleri kocaman bir ayna tutarak gözümüzün önüne koymuş.Tabi tüm bunlar görmesini bilenlere..Gerçekten görenlere..