Etiket: kim ki duk

Arumdabda – Beautiful (Jai-Hong Juhn )

1173686Yine Kim Ki Duk imzalı, rahatsız edici bir  film. Ancak bu kez yönetmeliğini yapmıyor. Senaryo ona ait. Ayrıca filmin  yapımcısı. Yine her zamanki gibi farklı bir öykü var filmde. Güzelliği başına dert olmuş Eun-young, kendi halinde sessiz sakin bir kızdır. Ancak dikkat çeken bir güzelliği vardır. Nereye gitse insanların bakışlarını üzerinde hisseder. Erkekler tarafından rahatsız edilir. Bir gün bu rahatsızlığın boyutu sınırları aşar ve Eun-young ‘un tüm hayatı değişir. Güzel olmak bir suç haline gelir. Bu suçun cezasını hayatıyla ödemek zorunda kalır.

Eun-young kendisine bahşedilen bu güzellik maskesi yüzünden kadınlar tarafından kıskanılmakta, ancak erkekler yüzünden de sürekli rahatsız edilmekten yorgun düşmektedir. Kız arkadaşıyla bile güzelliği yüzünden arası bozulur. Yalnız kalır. İnsanların davranışları ve kendisini güzel olduğu için suçlu görmeleri, toplumun ne kadar hastalıklı olduğunu gösteriyor bence.

 

beautiful

Kıskançlık ve sahip olma arzusu, insanları, istediğini alma konusunda kendilerini haklı görme boyutlarına taşıyor. İstediklerini elde ettikten sonra da öyle zalimleşiyorlar ki. Diğer yandan yardım etme çabasında gördüğümüz polis memurunun bile Eun-young’a karşı beslediği hisler, onu da tüm yaptığı yardımlara rağmen diğer insanlardan farklı kılmıyor. Saplantı derecesinde bir tutkusu var ona karşı. Sonuna kadar, bile bile yaşatıyor bu duyguyu içinde. Aşk olarak asla nitelendiremeyeciğim bir duygu bu. Tutku boyutlarında bir hastalık.

Film, insanların yalnızlığı ve mutsuzluğu konusunda derin detaylara giriyor. Sürekli yemek yiyen şişman kız, evinde renkli balıklarıyla konuşan polis memuru, Eun-young’ı izleyen adam, kız arkadaş, tüm bu karakterler mutsuz ve yalnızlar. Renksiz hayatları, Eun-young’un o güzelim masum yüzünün gölgesinde kalıyor ve onun ruhunu paramparça ediyor… İnsan psikolojsi üzerine, yine Kim Ki Duk’a özgü izler taşıdığını düşümdüğüm bir film. Her ne kadar sadece senaryo ona ait olsa da, filmin içindeki bazı karelerin onun eserlerinden büyük ölçüde esinlenerek çekilmiş olduğu  gözden kaçmıyor.

 

 

Reklamlar

Seom-The Isle (Kim Ki duk)

Ada yine kendi tarzını yansıtan bir Kim Ki Duk filmi.Elbette konuşma az,düşünme çok…Şehirden uzak bir kırsalda balıkçı evlerini işleten sessiz bir kadın…Müşterilerine kendini,avlanma malzemelerini ve yiyecek birşeyler satan,davranışlarından anladığımız kadarıyla sorunlu bir karakter.İlginç intikam yöntemleri geliştirmiş.Film boyunca canını sıkan insanlar üzerinde uygulamalı olarak gösteriyor bize.

Gözlerden uzak bu yüzen odalara kaçaklar,kaçamak yapmak isteyenler gibi kişilikler  geliyorlar.Her odada ayrı bir gizem  saklı.Geçmişinde sıkıntılı günler geçirdiğini anladığımız bir delikanlı geliyor bir gün.Sessiz ve gizemli kadınımızın bu çocuktan hoşlanması,durağan günler yaşayan yüzen oda tesisinde olayların gidişatını değiştiriyor.Sonrası cinayetler,intiharlar,hayat kurtarmalar…Sessizliğin büyüsü içinde aşk,ölüm,inanç ve kader…

 

Aklıma gelebilecek en son intihar şekli bu filmdeki gibi olurdu sanırım.İnsan kendisinden kurtulmak için farklı yollara başvurabilir.Ama bir oltanın ucundaki bir avuç kancayı yutmak ve sonrasında olanca kuvvetiyle çekerek ölmeye çalışmak…Ya da kadın karakterin o akıl almaz yöntemi…Sen nasıl bir insansın Kim Ki Duk, acı senin için bir oyun mu,bu kadar basitmiş gibi anlatman  daha az acı çekmek istediğinden mi ?Ya o kancaları tek tek çıkarttıktan sonra kalp şeklini verdirmen?Kadına adamı bir balık gibi oltayla çektirmen…İnsanı balık yapman!Mutsuz iki insanın birbirine yaklaşması,birbirini tamamlaması…Ve finale yakın iki suçlunun,iki katilin huzura kavuşması.

Ortadan ikiye yırtılan bir kurbağının parçalarını kuşa yedirme düşüncesi,sinirini tuttuğu balıkları parçalayarak gidermeye çalışmak,’sashimi’ diye adlandırılan yiyeceği yapmak için tuttuğu balığın her iki tarafından da ince parçalar koparıp yedikten sonra hala canlı olan balığı tekrar suya bırakmak…Hadi tüm bunları geçtim de; o nasıl bir kaderdir ki o balık bir başkasının oltasına gelir ve ikinci kez hayata döner…Oysa ölse daha iyiydi diye düşündüm hep…

İşte böyle şaşırtmalarla dolu bir film Seom.O renkli,ünlü oyuncuların oynadığı,yüksek bütçeli, saçma sapan korku filmlerine taş çıkartır.İnce bir çizgide izleyiciyi gerer,düşündürür,ağlatır…Yine bir fotoğraf karesi donukluğunda bir ‘son’la aklınıza kazınır.O görselle yaşarsınız bir müddet.Adam, uyanır ve küçücük bir ada parçası görürüp ona doğru yüzmeye başlar.Kadın, işlediği tüm suçlar ve yaşadığı tüm acılardan arınma yolunda batmak üzere olan bir kayıkta çırılçıplaktır.Ve suyun yüzünde adamın gördüğü o küçük ada parçası kadının kutsal yerinden başka bir şey değildir…

Arirang-Kim Ki duk Kişisel bir hesaplaşma

Sevdiğiniz bir yazarın, bir oyuncunun, yönetmenin tüm filmlerini izlemek, tüm kitaplarını okumak gibi saplantılarınız var mıdır? Bunları amaç ve hedef haline getirecek kadar ileriye gider misiniz? Sizleri bilmem ama benim bu tarz hastalıklarım var. Bir kez bu hastalığa yakalanınca da onunla yaşamaktan zevk almaya başlıyorsunuz.Bazen keşke diyorum  bu hastalığı daha önce keşfetseymişim.

Kim Ki Duk, bütün filmlerini izlemeyi tasarladığım bir yönetmen. Yazıyor,yönetiyor ve bazen de filmlerinde küçük bir rol alıyor. Henüz beş filmini izlemiş bulunuyorum. 15 yıl boyunca her yıl bir film çekmiş Kim Ki Duk. Bir filmi bitirdiğinde diğeri yazılmış oluyormuş. 2008’de Deram filminde yaşanan bir kazada aktris neredeyse ölüyormuş ve onu Kim Ki Duk kurtarmış. Ancak bu olaydan sonra yönetmen derin bir depresyona giriyor. Her şeyden kendini sorumlu tutuyor. Film çekmeyi bırakıyor. 2011’de kendiyle hesaplaşmasını anlatan Arirang’ı yapıyor. İnsanlardan uzakta bir kulübede yaşamaya başlıyor. Kulübenin içine bir çadır koyuyor ve orada yaşıyor. Kendini filme aldığı bu çalışmada yönetmenin günlük ihtiyaçlarını karşılamasını izliyoruz. Yemek yiyor, içki içiyor, diş fırçalıyor, kediyi besliyor… Çadırının içinde bilgisayarı ve kamerası var ama teknolojiden uzak bir hayat sürüyor. Kulübede su yok, odun sobasıyla ısınıyor ve yemeklerini de orada pişiriyor. Akşamları sobanın başında yemek yiyip içkisini içerken kendisiyle konuşmaya başlıyor. Tüm film boyunca yaşadığı ihanetleri, kaza sonucu nasıl şoka girdiğini ve bir daha hiçbir şey yazamadığını, film çekmenin onun için ne ne kadar anlamlı olduğunu anlatıyor bize. Aslında kendisiyle konuşuyor ama bir şekilde üç yıldır neden izleyicilerine bir şeyler sunmadığının da açıklamasını yapıyor.

Farklı bir tarzı var Kim Ki Duk’un. İzleyenler bilirler. Fazla konuşturmaz karakterlerini. Sessizliği müthiş görseller, manzaralar, fotoğraf karesi gibi sahneler süsler. Doğa, aşk, intikam, hırs, rüyalar, ölüm, inanç gibi hayatın içinden parçaları alıp ilginç bir şekilde  anlatır.

İsmini hüzünlü bir Kore türküsünden alan Arirang filmi boyunca, yönetmenin içli bir şekilde bu türküyü söyelemesine de şahit oluyoruz. Sesinin çok da güzel olduğunu söyleyemeyeceğim ama Arirang’ın melodisi aklımdan bir türlü çıkmıyor.Evde kendimi’ arirang arirang’ diye mırıldanıyorken buluyorum.

Bu iç hesaplaşmanın ardından yönetmen kendine gelmiş olacak ki Pieta isimli yeni bir film çekmiş. Film 69.Venedik Film Festivalinde en iyi film olarak seçilmiş ve  Altın Aslan ödülünü almış. İstanbul’da Filmekimi‘nde gösterilecekmiş. Bilet bulan şanslı kişiler izleme ayrıcalığına sahip olacaklar. Ben ve diğerleri ise bir yolunu bulup geç de olsa izleyecekler.

Yönetmeni seven biriyseniz belgesel tarzında yorumlanan Arirang’ı da sever, Kim Ki Duk’u anlamaya çalışırsınız. Ama eğer hiçbir filmini izlemeden Arirang’ı izlemeye kalkışırsanız sanırım kendisinden nefret edebilirsiniz… Aslında filmleri için de aynı şeyi söyleyebilirim. Ya sever ya da nefret edersiniz…  Arası yok…

3 iron-Boş Ev-Bin Jip

Gecen hafta Banu’dan filmekimi’nde gosterilen filmlerden aldigini ogrenmis,izleyip bana da getirmesi icin rica etmistim.Bu arada biz bu konusmayi yaparken ofiste bir kiz fotokopi cekiyordu,ben gittikten sonra o kiz bir film tavsiyesinde bulunmus,Sanirim o da bizim gibi ilgili ve bilirsiniz sinemayi ve edebiyati seven insanlar paylasmadan edemez…Filmin adi 3 iron.Bir Kim Ki Duk filmi.Daha once Spring,Summer,Fall,Winter and Spring filmini izlemis,hatta hatirlarsaniz haslamak uzere koydugum patateslerimin kozlenme evresine gecmelerine tanik olmustum.Sonuç olarak filmi cok begenmistim ama diger filmlerini arastirmak aklima gelmemisti.Iste paylasimin sagladigi guzellik bu!!! harika bir film izledim ve simdi Kim Ki Duk’un butun filmlerini izlemek istiyorum.Bu arada adını henuz bilmedigim ama genel müdürümüzün türkce ögretmeni olduğunu ögrendigim bayana bu guzel filmi tavsiye ettigi icin  tesekkurlerimi sunuyorum…

Film bos evlere girerek orada birgun geciren bir cocugun hikayesi.Once kapilara reklam asiyor.Eger  hic dokunulmadiysa kimsenin olmadigini dusunuyor ve  iceriye giriyor.Yine bir gun boyle bir eve giriyor ve iceride birinin oldugunu fark etmiyor.Kocasindan siddet goren bir kiz var evde ve coucuga hissttirmeden onun yaptiklarini izliyor..Daha sonra tanisiyorlar ve birbirlerine asik oluyorlar.Film boyunca ikisinin yasadiklarini ve baska insanlarin hayatlarinin mutsuzlugunu goruyoruz.Izlerken sevdigim sahneleri not aldim…iste onlardan bazilari..(filmi izledikten sonra okumanizi tavsiye ederim..yoksa herseyi anlattigim icin bana cok kızacaksiniz..)

*cocugun her girdigi evde bozuk olan bir seyi tamir etmesi,

*evdeki fotograflari fon yapip kendi fotografini cekmesi

*Banyoda buldugu dis fircasiyla dislerini fircalamasi ve camasirlari yikamasi,

*Kizin ciplak kadin fotografini kolaj yapmasi,

*Golf topunun ortasindan delerek kablo gecirmek suretiyle agaca baglamasi ve golf oynamasi,

*Golf topuyla cezalandirma…Ilk organize isler filminde Cem Yilmaz’i gormustum.Ayni bu sekilde dovuyordu adamlari..:))) cok can yakici bir sey oldugunu gozler onune sermislerdi.

*Tae-suk’un  islattigi fotograf albumunu utuyle kurulamasi,

*Her gittigi evde ayni sarkiyi dinlemesi,

*Kizin saclarini kesmesi,

*Bir ofke aninda yine kabloya bagli topa vurdugunda topun kablodan kurtulmasi ve yoldan arabayla gecen birinin kafasina denk gelmesi,orada yasadigi vicdan azabi,

*Girdikleri bir evde yasli bir adamin cesedini gormeleri ve onu temizleyip gommeleri,

*Hic konusmadan anlasmalari..

*Cocugun her gittgi evde cicekleri sulamasi,

*Karisinin bulundugunu ogrenince adamin  golf toplarini yanina alarak karakola gitmesi ve orada cocuga  toplari firlatmasi(intikam!intikam!!!bu filmde golf toplu intikam sahnelerine cok fazla rastlayacaksiniz)

*Cocugun hapisteyken hayalindeki topla golf oynamasi,hucre arkadasinin hayali topu alip saklamasi ve kavga etmeleri..

*Cocugun hucrede duvar kenarlarina saklanarak gardiyani sinir etmesi,

*Tae-suk’un  tamir ettigi tartiyi kizin yeniden bozmasi,

*Cocugun hucrede kaldigi surece gorunmezlik konusunda calismasi ve yetenegini gelistirmesi,

*Kocasi  sarilmisken,kizin cocukla öpusmesi.. Ve sabah üçünün beraber kahvalti yapmasi..

*Kızın  zekiligi,kimsenin goremedigi cocugu aynadan gormesi,Final sahnesinde bozuk tartiya birlikte cikmalari ve tartinin sıfırı gostermesi..

Ve final cumlesi: ‘Yasadigimiz dunya hayal mi gercek mi soylemek zor..

Iste boyle bir film 3 iron.Insani buyuluyor..Neredeyse hic konusma yok filmde..Bas karakter   Tae -suk  ve kız hic konusmadan anlasiyorlar.Vır vır konusup da hicbir sey anlatamayan insanlardan tiksindim bir kez daha..Gürültü kirliliginden baska bir sey degiller.O incecik detaylar beni cok etkiledi..Kim Ki  Duk  büyük bir övgüyü ve saygıyı hak ediyor..Insanlarin ruhunu  gözler onune sermis resmen..Çocugun evine girdigi ailelerin  mutsuzlugunu anlatis sekli de cok  guzel…Sanirim sadece bir evde mutlu bir cift vardi..Orada da bahcedeki buyukce bir saksinin icinde nilufer cicekleri ve suyun icinde de kirmizi baliklar vardi.Bu detay da cok hosuma gitmisti,,,,

filmin adının nerden geldiği konusuna gelince  yönetmenin verdiği cevap 3-iron adı verilen golf sopaları olmuş, “bu sopalar golfte çok nadir kullanılırlar. atış yapması oldukça zor sopalardır. ama eğer sopayı iyi kullanabilirseniz inanılmaz güçlü atışlar da yapabilirsiniz.” şeklinde cevap vermiştir..İşte burda yine Organize İşler’deki Cem yılmaz’ı hatırlamadan edemedim.Gol toplarıyla  gençleri bu hale getirmişti…

Simdi yapilacak sey Kim Ki Duk’un diger filmlerini  de alip izlemek.)))

spring summer fall winter… and spring

Hayatımda ilk kez bir filme dalıp kısa süreliğine de olsa herşeyi unuttum…Filmdeki doğa insanın içine öyle bir huzur dolduruyor ki…Öncelikle diyologu az, durgun,mutlu-mutsuz son takıntısı olanlar bu filmi, izlemesinler…Baştan söylüyorum..Ne öyle dillere destan anlatabileceğiniz aksiyon dolu sahneler, ne de sizi koltuğunuzdan kalkamayacak kadar etkileyecek olaylar var bu filmde. İzlediğim ilk Kim Ki Duk filmi olarak benim özel bir anlamı vardır.
Resimdeki gibi bir yerde yaşıyor keşiş ve onun öğrencisi..Her sabah uyanıyorlar ve kayığa binerek şifalı bitkiler topluyorlar.Keşiş öğrencisini eğitiyor ,hayata hazırlıyor.Film beş bölümden oluşuyor.İlkbahar,yaz,sonbahar,kış ve tekrar ilkbahar.Her mevsim çocuğun hayatında bir dönemi anlatıyor.Çocukluğu,ergenliği,aşkı tanıması,cismi dünyaya karışması,ve pişmanlığı…Her bölümde insanın kaçamadığı,doğuştan içinde olan güdüleri işliyor.Daha küçük bir çocukken bile sadece kendimizi düşünen bir yapıda oluşumuz göze çarpıyor..İşte burada empatiyi öğreniyor küçük çocuk.Hem de canı acıyarak,vicdanı kanıyarak..Bu taze ruh hocası tarafından iyliğe doğru yöneltiliyor titizlikle işleniyor..Kapılar var.Onlar sınırları belirliyor.Ama her şey küçük keşişin aşık olmasıyla değişiyor.Çünkü sevgiyi,bağlanmayı öğreniyor.

Tutkuyu,paylaşmayı ve acıyı yaşıyor.Kapıları çıkarıyor hayatından.Aşık olduğu kız gidince o da arkasından gitmeyi göze alıyor.Terk ediyor usta keşiş’i..Gerçek dünyada yaşamayı beceremiyor geri dönüyor yuvasına..Ruhunu temizlemek için yeniden başlıyor herşeye..

Filmdeki görsel şölen insanı etkiliyor gerçekten.Öyle ki ocaktaki yemeği unutup ben de daldım hayallere..Sonuç; haşlanmak üzere konulan ama közlenmiş hale dönen patatesler ve en sevdiğim küçük tenceremin karalar bağlanmış hali…Bir arkadaşımın deyimiyle tencerem sanat uğruna feda etmiş kendini.. :)Neyse bu blogun kuruluş amacına uygun oldu.Güzellikleri paylaşmak adına tabi ki bazı şeylerden fedakarlık edicez..Bunun için çıkmadık mı yola???Nokta.