İzmir Fuarı

İzmir Fuarı.Çocukluğumun hayaller şehri.Sevgili babamın yılda bir kez fuar açılışında ellerimizden tutup götürdüğü, 30 yaşımda olmama rağmen hala unutamadığım anılarımla dolu günler..Ne zaman Eylül gelse okullar açılacak demekti.Ama bir de eğlenceli bir yanı vardı Eylül’lerin.Fuar zamanı!!Ailecek en güzel kıyafatler giyilir,haftasonu bir gün oraya ayrılırdı.Farklı ülkelerden gelen şirketlerin değişik makinelerine bakar,vay be adamlar bunu da yapmış şaşkınlığıyla dolaşırdık.Yurtdışından gelen ülkelere ait bölümleri büyük bir merakla gezer,firmaların bize uzattığı broşürleri naylon torbanın içine koyardık.Nedendir bilmem severdim o broşürleri.Sonra eve gelince sayfalarını karıştırır kaybolurdum içlerinde.

Dondurmalarımızı yerken uçan balonlardan alırdı babam.Rengarenk baloncularla dolu oldurdu fuar.Bir de kültür parktaki gölde kuğularla geziye çıkanları izlerdik.Babamla annem eski anılarını anlatırlardı fuarla ilgili.Eskiden Göl Gazinosu’nda Zeki Müren ,Safiye Ayla,Bülent Ersoy,Sezen Aksu,Tanju Okan,Gönül Yazar gibi dev sanatçılar  sahne alırlarmış.Manolya bahçesinin ismini Zeki Müren vermiş mesela..Zeki Müren babamdan bana geçmiş ve benden de umarım çocuğuma geçecek bir efsanedir..Keşke onun sahne aldığı zamanlarda yaşamış olsaydım.Bir kez onu canlı dinleseydim..

Yemyeşildir fuar.Büyük çam ağaçlarının altında yürüyüş yaparken bir ürperti gelir üzerinize.İzmir’in mis havası ciğerlerinize dolar.Kültür Park’ın içinde bir hayvanat bahçesi vardır.Babamla oraya gittiğimizde aklımda kalan hafızama kazınan görüntüler var.Bir maymun ailesi vardı.Anne olduğunu düşündüğüm dişi, yavrusunu kucağına yatırmış,kafasındaki tüyleri ayıklayarak bir şeyler arıyordu.Öyke itina ile çalışıyordu ki elleri bir insan eli gibi işliyordu.Bahadır vardı eskiden.1954’ten beri oradaydı.Yaşlandı gitti bahçede.2007 de öldü.Benim çocukluğumda gördüğüm ilk ve tek fildi o.Onunla ilgili babamın bir hikayesi vardı.Bir gün beyaz takım elbiseli bir adam çekirdek yiyiyormuş.Bahadır’a yaklaşmış.Demir pamaklıklardan içeriye elini uzatıp ona uzatmış.Bahadır da ne bilsin adam yiyecek bir şeyler veriyor diye hortumuyla çekmiş elindekileri.Meğer adam çekirdek kabuklarını uzatmış Bahadır’a.Sinirlenmiş ama kabukları da içine çekmiş bulunmuş bir kere.Sonra gitmiş yuvasındaki küçük göletten çamurlu suları çekmiş,çekmiş..Adamın yanına yaklaşıp bütün suyu üzerine boşaltmış.Beyaz elbiseli adam çamur içinde kalmış..

Fuar aktivilerinden olmazsa olmazı lunaparktı tabiki.Her çocuk gibi oraya gitmeye can atardık.Her birimizin belirli bir jeton hakkı olurdu.Ben çok küçükken babam ve iki kardeşimle birlikte bindiğimiz elma kurdu vardı.Kıpkırmızı kocaman bir elmadan çıkan yeşil bir kurt.Orada çekilmiş,babamın kamerayı işaret eden parmağına odaklanmış bir fotoğrafımız var.Babamın o fotoğraftaki bizi kameraya baktırma çabası,ben de dahil üç kardeş olarak üçümüzün de farklı yerler bakan şaşkın ve hafif ürkmüş suratları görülmeye değer :)Çarpışan arabalardan pek de hoşlandığım söylenemezdi.Zira bir keresinde bir dişimi kaybetmiştim orada.Ama balerini severdim.Balerin eteklerini nazlı nazlı  döndürmeye başlardı önce.Yavaş yavaş hızlanırdı..Dönerken bütün lunaparkı izlerdim..En sevdiğim ise dönme dolaptı..Kocaman ışıl ışıl bir şeydi.Renkli ışıkları başımı döndürürdü.Bayılırdım onunla güzel İzmir’imin semalarına bakmaya..

Lunapark aktıvitelerinden sonra kırtasiye bölümüne geçerdik.Burada büyük firmalar kilo ile defter satarlardı.Okul öncesi alışverişimizin bir kısmını buradan yapardık.O zamanlardan beri kırtasiye delisi olan ben,hangi defteri ,kalemi seçeçeğimi şaşırır hazine bulmuş gibi mutlu olurdum..Gün bitiminde elimizde kırtasiye ve broşür torbaları yorgun düşmüş bir halde babaannemlere doğru yola çıkardık.Gürçeşme yokuşunu tırmanmaya halimiz kalmazdı.İçimde hep bir ürpertiye neden olan yahudi mezarlığını da geçtikten sonra sıra merrdivenleri tırmanya gelirdi..Ve ufukta babaannemlerin mavi renkli,akşam sefalarıyla dolu kapısı belirirdi…Güzel bir fuar günü işte böyle sonlanırdı..

selçuk günleri…

Gecen hafta memleketim Izmir’deydim.Cuma günü is cikisi otobus-metrobus-metro üçlemesiyle havalimanina gittim.Sevgili esimle bulustuk ve 7’deki uçak icin islemlerimizi yaptik.Ucak Cuma gunu olmasina ragmen şaşılacak bir şekilde vaktinde kalkti ve sayın kaptanimiz 50 dakikalik bir yolculuk suresi belirledi.Yolculuk keyifliydi.Ikimiz de cok acikmistik ve ben ikramda hindili sandvic olmasin lütfen diye dua ettim.Cünkü hep ucuslarda hindili sandvic denk geliyor ve sevmiyorum.Dualarimin sonucu olsa gerek bu kez peynirli sandvic vardi.Yaninda mercimek salatasi,haydari ve domates eslik ediyordu.Himm,süper bir menu.Ikimiz de acele acele yedik.Uçus suresi cok kisa oldugu icin servisi hemen toplamaya basliyorlar.çünkü ucak inis icin alcalmaya basliyor.Özgür de ben de daha once ucus personeli olarak calistigimiz icin servis yapan arkadaslara karsi ekstra duyarliyiz her zaman.Yemek kaplarini duzenli olarak veririz,koltuklarimizi temiz düzenli birakiriz..

Giderken koltugum cam kenarindaydi,disariyi izleme firsatim oldu.Tabi ki manzara ayni, her seferinde izleyecek ne buluyorsun diyebilirsiniz ama bu kez ilk defa gun batımına denk geldik.Bulutların arasından harika bir görüntü vardi.Gökyuzu kizilimsi bir renge burundu.Doganin muhtesemligi karsisinda bir kez daha kucucuk hissettim kendimi…

Selcuk biraktigim gibiydi hic degismemis.Sanki gun gectikce daha da guzellesiyor gibi geliyor bana.Daha yesil,daha huzurluydu bu kez.Belki de ben Istanbul’dan gittigim icin bana oyle geliyor.Tam yaz sezonu oldugu icin heryerde turistleri gormek mümkündü.Annemlerin oturdugu ev ;Tarihi Isabey Camii,Saint Jean Kilisesi,Artemis Tapinagi’nin kalan son sütunu ve Selcuk Kalesi arasinda kaliyor.Evin catisina ciktiginiz zaman bu dort  onemli tarihi yapiyi gorebiliyorsunuz.Artemis tapinaginin onunden Efes havalimanina dogru uzun bir yürüyüş parkuru var.Yolun her iki tarafi dut agaclariyla çevrili olduğu icin biz ona dutlu yol diyoruz.

Ben orada yasarken evimiz biraz daha uzakta yukaridaki 19 mayis mahallesindeydi.O zamanlar dutlu yola gelmek hic cekici gelmiyordu bana.Bu gidisimde Özgur’le erken kalkip dutlu yolda yuruyus yaptik.Efes havalimanina kadar yürüyüp geri dönduk.Tertemiz bir hava yemyesil agaclarla donanmis bir yol.Insan daha ne ister ki.Bir de yoldan gecen arabalar olmasaydi daha huzurlu bir yer olabilirdi.Ertesi gun annem de katilmak istedi.Özgur,ben.annem ucumuz beraber basladik yürümeye.Cocukken komsumuz Senay teyzenin mezarligin arkasinda yedi uyuyanlara giden yolun yaninda seftali bahcesi vardi.Bazen haftasonlari giderdik.Ömrümün en guzel şeftalililerini orada yemisimdir.Bir daha ne oyle bir lezzet ne de oyle bir meyve kokusu duydum..Senay teyzenin bahcesinin önünden gecerken icim bir tuhaf oldu.Artik bahce ona ait degil.Esi vefat ettikten sonra oglu ne varsa satmis.Yazik onca emeğe..Bir çırpıda silmis herseyi.Zaten o adami hic sevmezdim.Etrafindaki herkese mutsuzluk  yayardi.Neyse ,eskiden mezarligin icinden bir yol gecerdi ve direk bu bahcenin yanina oradan da yedi uyuyanlara cikardi.Biz de mezarligin icine girdik ,o yillar onceki yolun hala orada oldugunu düsünerek aramaya basladik.Ama birkac tur attiktan sonra birine sormaya karar verdik.Ve evet sabah sabah orada biri vardi Anneme yolun nerede olduğunu gösterdi(.Büyük sans tabii o an bunu fark etmemistim)..Sanki sabah sabah mezarligin icinden yürümek cok normalmis gibi..Bu arada mezarlığın içinde dolaşırken bazı mezarlara ölen kişilerin fotoğraflarını koyduklarını gördüm.Neden böyle bir şey yapmışlar anlayamadım….Şeftali agaclarinin ve incir agaclarinin icinden yedi uyuyanlara çıktık…(Yedi uyuyanlarla ilgili efsane için tıklamanız yeterli)

Hava cok guzeldi.Fazla terlemedik bile.Siyah incirlerin tadina bakmayi da ihmal etmedim.Agactan koparip yemenin de zevki de paha bicilemez tabikii.

Cocukken tum bunlarin degerini bilmedigim icin cok kiziyorum kendime.Yanlis anlasilmasin, yasadigim yeri sevmiyor degildim.Ordan gitmek baska yerde yasamak gibi dusuncelerim de hic olmadi.Ama hic simdiki gözle görmemisim ona üzülüyorum.Tadini cikarmamisim yasadigim cennetin…

Kücük yigenim Ayşenaz bu yıl anaokuluna basladi.Cok heyecanli ,cok hevesli.Bir gün israrla onu okula benim götürmemi istedi.Elinden tuttuk okula dogru yola cıktık.Okul da evlerinden yürüyerek bes dakika.19 Mayis Ilkogretim okulu.Kardeslerim Nihan’in,Cihan’in ve benim de okudugum okul.Aradan yillar gecmis yigenlerim ayni okula baslamis..Kapidan iceriye girdik.eskiden o kapi bana nasil büyük gelirdi..Bahcede siraya girerdik,istikal marsi,anımız vs törenler icin.O bahce de bana göre kocamandi o zamanlar..Meger ne kadar kücükmüş..Eskiden arada sırada simit aldigimiz kantin simdi anasınıfı mutfagi olmus..Bütün bunlar bir de Aysenaz’in sınıfa girer girmez bizi unutup yanindaki arkadasiyla muhabbete baslamasi beni hem güldürdü hem de duygulandirdi..Gözlerim doldu bir ara..Eski arkadasımın kızı olmus anneannesi tutmus elinden okula getirmis…Şimdi kendi kuaför salonu olan bu arkadaşımla yıllar once bir iddaya girmiştik.Erkeklerden nefret ettiğim,fenizmin anlamını bilmeden feminist geçindiğim günlerdi.Ama bence her kız çocuğu böyle bir dönem geçirmiştir(Hangimiz bir zamanlar erkeklerden nefret etmiyorduk ki :))Neyse o zamanlar bu arkadaşıma bu duygularımı paylaşıp ben asla evlenmeyeceğim,aşık maşık olmayacağım demiştim.O da o zamanlar o bilmiş tavrıyla olacaksın diye benimle iddaalaşmıştı.Sonra bir kutu karpuzlu big babol sakızına bahse girdik. Ama öyle satılan küçük paket sakızdan değil…(o zamanlar mega değil,sadece bigbabol’du) Bakkal amcaların toptan aldığı büyük kutulardan hem de… Arkadaşım bu iddamızı hatırlar mı bilmem ama ben  ne zaman bigbabol sakız görsem ona olan borcum aklıma gelir.Neticede iddaayı ben kaybettim.Kız haklı çıktı.Aşık da oldum evlendim de…

Okuldan ciktik yandaki bakkala ugradik.Çakır bakkal derdik.Hala ayni yerinde…Neredeyse 20 yil olmus.Hala ayni bakkal aynı çakır amca..Biraz yaslanmis ama cok degil.Hala güleryüzlü,hala konuskan.Selamlastik konustuk ayaküstü…20 sene önce tenefüslerde koşar çikolata falan alırdık.Şimdi benim yiğenlerim koşuyor bakkala.Bir an burda hayat ne kadar yavas ilerliyor diye düsündüm.20 yil sonra geliyorsun hersey ayni yerinde. cittaslow olayi tam buraya göre bence 🙂