2018’de Okuduğum Kitaplar Üzerine Notlar

Nefis bir kitap adında yoğunlaşıyorum bu yılı düşündükçe; Hızlandıkça Azalıyorum. Kjersti Skomsvold’un bu kitabı ve bahsetmeden edemeyeceğim müthiş kapak tasarımı sık sık hayatımın içinde, gizli bir pencereden beni izleyen endişeli bir anne gibi duruyor. Hızlanmak, her şeye yetişmek, daha çok kitap okumak, daha çok film izlemek, oğluma daha çok vakit ayırmak, süper anne olmak, harika yemekler pişirmek istiyorum. Ama yetemiyorum, yetişemiyorum. Ve kitabın kapağındaki gibi kocaman bir süzgeç var ruhumun etrafında. Bende kalanlarla hayata devam ediyorum ama tutamadıklarım uçup gidiyor başka ruhlar arıyor sanki kendine. İşte bir kitap kapağından kendine kişisel analiz  yapma örneği 🙂 Bu kitabı bir önceki yıl okumuştum. Bu yıl okuyabildiklerimi sonraki yıllara böyle içtenlikle taşıyabilecek miyim emin değilim. O nedenle kısa bir kendime not gibi okuduklarım, sevdiklerim, sevmediklerim  yazısı yazmak istedim. (Bu yıl istediğim kadar kitap okuyamadım. Yetişemedim 🙂 )  Sadece kitaplar ve hatta kitap kapakları olacak bu yazıda. Blog yazılarını biraz zaman kapsülüne benzetiyorum. Yıllar sonra okuduğum zaman hayret ediyorum yazdıklarıma. O yüzden epey de keyifli aslında.

Bu yıl okumaya  Koreli yazar Han Kang’ın 2016 Man Booker ödülünü almış, yerlere  göklere sığdırılamayan Vejetaryen kitabı ile başladım. Benim için epey hayal kırıklığı yaratan kitap bir çok edebi makam ve okuyucular tarafından çok iyi olarak nitelendirildi. Gördüğü rüyaların ardından vejetaryen olmaya karar veren bir kadının hikayesini anlatıyor kitap. Ama hakkını vereyim kitap kapağı muhteşem ve kesinlikle içerikle uyumlu.

Collage_Fotor

Madem Man Booker ile başladık yine aynı ödülün 2005 yılı sahibi olan diğer bir kitapla devam edeyim. İrlandalı yazar John Banville’in Deniz isimli kitabı, sanat tarihçisi olan bir adamın eşinin ölümünün ardından çocukluğunun geçtiği kasabaya gidişi ve orada geçirdiği sessiz günlerde geçmiş günlerini hatırlaması üzerine son derece durgun ve ağır ilerleyen bir konuyla ilerliyor. Man Booker ödüllü kitaplarla aram pek iyi değil diye düşünürken aklıma Julian Barnes geldi. Bir son Duygusu isimli sevdiğim kitabıyla ödüllü yazar/ kitaplara önyargımı sıfırlamama yardımcı oldu.

Bu yıl okuduğum ve neredeyse her yazdığı satıra hayran olduğum Wilhelm Genazino maalesef bu ay hayata veda ettti. Müthiş bir gözlem ustası olduğunu düşünüyorum Wilhelm Genazino’nun. Onun kitaplarını okuduktan sonra çevremde gelişen olaylara ve yanımdan geçen insanlara eskisi gibi bakmıyor, onun satırlarının aydınlattığı gizli bir pencereden bakıyorum sanki. Yazdığı nefis kitaplardan dilimize kazandırlan sadece üç kitabı var. Umarım diğer kitapları da türkçeye çevrilir ve okuma şansımız olur. Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk, O Gün İçin Bir Şemsiye ve Aşk Aptallığı; üçünün de ortak özelliği ince uzun paralel çizgilerde ilerleyen, şiir gibi bir anlatının seline kapılıp gitmenize neden olan bir kitaplar olması. Üç kitap için de yazdığım notları  blogdan okuyabilirsiniz.

Collage_Fotor kopyası

 

0000000355199-1

Genazino’dan sonra yatay bir geçiş yapıp Philip Roth’un Sokaktaki Adam kitabından bahsetmek istiyorum. Son durakla başlayan, yol boyu hayatını gözden geçiren bir adamın öz eleştirisi üzerine bir kurgusu var kitabın. Genazino’nun son kitabındaki ölüm ve yaşlılık korkusu bu kitapta baş konu. Bir nevi bitmiş bir hayatı masaya yatırıp üzerinde otopsi yapmış Philip Roth. Ve bunu yaparken de çok güçlü bir dil kullanmış. Şimdiye kadar okuduğum ilk kitabı ama kesinlikle uzun uzun cümleleri ve güçlü kelimeleriyle beni kendine bağladı.

 

 

0000000690250-1

Şimdi biraz uzak doğu topraklarına götüreyim sizi. Çinli yazar Yu Hua, kitabı Yaşamak ile Çin’in tarihinde yaşanan siyasal ve toplumsal değişimleri kahramanımız Fugui’nin yaşam deneyimi ve gözlemleriyle hikayeleştirmiş. İnanılması güç acılarla dolu bir ömür sürmüş Fugui. Hiç tanımadığı bir yabancıya anlattığı hikayesi yüksek bir tempoda devam ediyor. Son derece sürükleyici bir kitap.

 

 

 

Bu yıl elbette öykülere de ağırlık verdim. Aslında öykü kitapları okumak önceliğim oluyor. Ama bu yazıyı yazarken bu yıl fazla öykü kitabı  okumadığımı fark ettim. Aslında kitaplaşmamış epey öykü okudum ama  onları tek tek yazmam mümkün değil. Okuduklarımın çoğu çeviri eserler oldu tesadüfen. İrlanda Edebiyatı’nın güçlü öykücülerinden Claire Keagan ‘ın Mavi Tarlalardan Yürü kitabıyla İrlanda’nın soğuk ve rüzgarlı doğasında gezintiler yaptım. Ve kesinlikle Keegan’ın öykülerini çok sevdim. Biraz sinematografik bir anlatımı var yazarın. Doğanın öykülerdeki yeri bu anlatıma güç katıyor. Rüzgarın sesi satırlar arasında duyuluyor. Alois Hotching’in  Belki Bu Defa, Belki Şimdi kitabı maalesef yazım yanlışları ve anlaşılmaz çevirisi ile benim için listemin son sıralarına girdi. Tekinsiz atmosferi ve tuhaf  karakteriyle ilgi çekici ama insanı kolayca yakalamıyor kitap. Grace Paley’in İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden kitabı benim için bu yıl okuduğum en iyi öykü kitabı olarak hak ettiği yerde. Öyküler sıradışı ve eğlenceli. Anlatım dili mizah içeriyor ve zekice kurgulanmış öyküler var. Yazarın kendi hayatı ve politik duruşu da yer buluyor öykülerde. Üç kitap da Yüz Kitap yayınlarına ait. Artık sevdiğim yeni bir yayınevi var 🙂

Collage_Fotor 3

Türk Edebiyat’ından bu yıl sadece Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun Seçilmiş Öyküleri’ni ve Eyüp Tosun’un ilk kitabı olan Kör Islık’ını okudum. Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun bir kaç kitabından derlenen 14 öykü birleştirilmiş bu kitapta. Güçlü bir kalemden güçlü öyküler. Eyüp Tosun’un Kör Islık’ığında  zaman zaman lezzetli ve yerinde benzetmeler (benim gibi benzetme avcısı biri için bulunmaz nimet) öyküleri derinleştirdi. Bazen de bulunduğu yere büyük geldi. Samimi ve sade dili ile karakterleri okuyucuya iyi açmış Eyüp Tosun.

Collage_Fotor 6.jpg

Sıra geldi Yedi Yıl’a. Yazarı Peter Stam İsviçre’nin son yıllarda en çok konuşulan yazarıymış ve kitabı ülkemizde  yılın en iyi 50 kitabından biri seçildi. ( söz konusu liste gerçekten de enterasan kitaplarla dolu. Hala görmeyenler için tartışmalı listeyi şuraya ekledim en iyi 50 kitap )  Ve buna gerçekten inanamıyorum. Son derece vasat bir kitaptı bence Yedi Yıl. Dili, kurgusu, karakterleri hiç bir yenilik vadetmeyen bir kitap. Kapağı zaten içeriği anlatıyor. Benim bu kitabı okumak için seçmem paylaşımlarını severek takip ettiğim Nermin Mollaoğlu vesilesiyle oldu. Ama maalesef beğenmedim.

Collage_Fotor7

Yedi Yıl gibi diğer bir hayal kırıklığı yaratan roman Bjorn Rasmussen’in Ten Organları Sarıp Sarmalayan Elastik Bir Kılıftır kitabı. Kimin, ne zaman ne anlattığı belli olmayan sayıklamalarla dolu bir hikaye. Cinsel kimliği ve varlığı ile ilgili sorunları olan bir karakter var ve saplantılı bir aşkın içinde kıvranıyor. Anlatım rahatsız edici demiş birçok okuyucu. Rahatsız edici değil, anlamsız, duygusuz ve gereksiz derecede komik buldum ben. Kitapla ilgili beklentim ne yazık ki çok farklıydı. Okumasam da olurdu dediğim kitaplardan biri.

Şimdi size üç kadının üç romanından bahsedeceğim. İlki Özlem Narin Yılmaz’ın Kapıyı İçeriden Kilitledim kitabı. 1950’ler ve 2000’li yıllar arasında geçen karşılıksız  bir aşkı anlatıyor roman. Aslında oldukça iyi bir roman ama benim için kitapta hiçbir yenilik ve sürpriz yoktu. Diğeri Tuğba Doğan’ın Musa’nın Uykusu kitabı. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen oldukça olgun bir dili var. Yatalak kardeşine bakan Zeliha’nın iç sesleri bilinç akışı yöntemiyle anlatılıyor. Kullandığı dil ve anlatmak istediği mesele beni etkiledi. Yeni kitaplarını da mutlaka okumak isterim. Son bahsedeceğim roman Zeynep Kaçar’ın Kabuk’u. Asırlardır akan acı nehirlerinde akıntıya kendini bırakmış kadınların romanı Kabuk. Titizlikle düşünülmüş bir kurgu ve sade anlatım romanı akıcı kılıyor. Aile ağacını kafamda oturtmak epey zor oldu ama sonunda başarınca daha keyif aldım kitaptan.

Collage_Fotor9

Kuzey Avrupa edebiyatından  bu yıl payıma düşen iki kitap oldu. İlki  Kjersti Annesdatter Skomsvold’un  33 isimli kitabı. Hızlandıkça Azalıyorum ile gönlüme taht kuran yazar maalesef bu kitabında aynı etkiyi vermedi bana. Sorunlu öğrencilerden oluşan bir okulda matematik öğretmenliği yapıyor karakterimiz. Gerçekler ve kahramanın hayal gücü arasında bir çizgi yok ve geçişleri anlamak çok güç. Saplanıp kaldığı düşünceler hikaye içinde orada burda dağınık verilmiş. Anlamakta zorlandım. Diğer kitap, Doppler karakteri ile sevdiğimiz unutulmaz kitabın devam kitabı olarak okunan Bildiğimiz Dünyanın Sonu. Erlend Loe bu kitapla da epey mizah içeren bir anlatım yakalamış. Bu kez Doppler yuvaya dönüyor ve olaylar gelişiyor. Şurada kitaba dair notlarım var. Arada henüz türkçeye çevrilmeyen Volvo Trucks isimli bir kitap daha var. Bu kitapta Doppler ‘ın ormanda geçirdiği zamanlar da varmış ama yan karakter olarak yer alıyormuş Doppler. O yüzden ayrı bir kitap gibi okunabilir. Yayınlanırsa tabii 🙂

Collage_Fotor1

 

0001706035001-1

İspanyol edebiyatından tadımlık bir kitap vardı bu yıl listemde. Enrique Vila -Matas’ın Montano Hastalığı. Benim için yorucu bir okuma oldu. Sürekli araştırmam gereken kitaplar ve yazarlarla dolu sayfaları görmezden gelemediğim için çok ara vererek okudum. Belli bir süre sonra hangisi kurguya ait, hangisi kurgunun içinde kurgu ( günlük ) kafam karıştı ve keyifsiz ilerlememe neden oldu. Bu kitabı okurken başka kitap okuyamadım. Beni okuma eyleminden uzaklaştırdı. Belki de çok yanlış bir zamanda okudum hepsi bu. Ama sayesinde Seda Ersavcı gibi harika bir çevirmen tanıdım. Çevirdiği diğer kitapların peşindeyim.

Artık okuduğum son kitaplara geliyoruz. Farkındayım uzun ve detaylı bir yazı oldu 🙂 Yalnız sizce de Jaguar Yayınevi  enfes kitap kapakları seçmiyor mu?

0000000634681-1

Diğer bahsedeceğim kitap Hadula ; yazıldığı dönem düşünülünce gerçekten etkileyici bir kitap. Dili ve kurgusu da epey sade. Ancak Hadula’nın dağlarda kaçtığı bölümlerde biraz sıkıldım. Çok fazla tekrar söz konusu gibi geldi bana. 1900’lü yılların Yunanistan’ına bakış farklı bir deneyim oldu benim için.

 

 

 

0000000584942-1Ben Lerner ‘in Atocha’dan Ayrılış kitabı kazandığı bursla İspanya’ya İspanyol İç Savaşı ve şiir hakkında araştırmalar yapmak için giden bir Amerikalı öğrencinin kendi kişisel çalışması ve gözlemlerini anlatıyor. Kitap anlatmaya çalıştığı yazar-şair olma/olamama durumunu başarıyla yansıtıyor. Başka bir ülkede akıcı konuşmadığın bir dilde var olabilme kaygısı o kadar iyi anlatılmış ki, çoğunlukla kendimden izler buldum. Kahramanımız Adam’in anlatmaya zorlandığı hisleri, o karışık ruh durumu, alkol ve uyuşturucunun etkisi ve sanat yapma çabasıyla ilişkisi çok iyi anlatılmış. Edebi sahtekarlığın sınırlarında gezinen iç seslerle bezenmiş bir kitap.

 

BirKadininPenceresinden-1024

 

Bir kadının Penceresinden Şair Oktay Rifat’ın yazdığı ilk romanmış. Üç çocuk annesi Filiz’in sorunlu evliliğinin neden olduğu bunalımları, ruhsal durumunu ve yaşadığı çevrenin etkilerini çok güzel anlatıyor. Filiz, Devrimci Selim ve Filiz’in eşi Bedri ana karakterler olarak okunurken aslında romanda İstanbul Boğazı da ayrı bir karekter olarak yer alıyor. Filiz’in duygu durumuna göre boğaz sık sık karşımıza çıkıyor. Oktay Rifat’ın şiirin kıyısında gezinerek yazdığı bu roman oldukça etkileyici ve değerli. Anlatımdaki güzellik sık sık karşımıza çıkmayacak türde.

 

0000000064706-1

Fransız Edebiyatından okuduğum Patrick Modiano’nun En Uzağından Unutuşun kitabı geçmişe uzanan sade bir bir yolculuk metni. Özgür ruhlu gençlerin dönemin koşulları altında var olmaya çabalamaları sade ve özgün bir dille anlatılmış. Yıllar sonra detaylara çok da anlam yüklenmeden  aktarılan anılardan oluşuyor.

 

 

 

0000000679811-1Ve sona,  bu yıl beni en çok etkileyen kitabı Anna Seghers’ın Transit kitabını bıraktım. İkinci Dünya Savaşı zamanında Almanlardan kaçmaya çalışırken yerinden yurdundan olan insanların romanı Transit. Yazar biraz da kendi serüveninden yola çıkarak okunması iç acıtan, savaşın zorluklarını ve sebep olduklarını müthiş bir şekilde ortaya koyan bir eser yazmış. Romanın ana karakteri kendini hiçbir yere ait hissetmeyen bir adam. Böyle bir adamın yaşamının içinde olan biten değişiklikler ve çevresinde etkileşim kurduğu insanlar romanın temelini oluşturuyor. Marsilya şehri kapana kısılmış karakterlere şefkatli bir anne gibi ev sahipliği yapıyor. Kafelerde birbirine sokulan insanlar çaresizliklerini bir an olsun unutuyorlar.  Christian Petzold ‘un bu muhteşem romandan uyarlanan aynı isimli filmi kitapla paralel bir konuya sahip. Kitap ve film üzerine kısa yazıya şuradan ulaşabilirsiniz.

 

Reklamlar

”Aynı kitabı dönüp dolaşıp okuyan öğrencilerim için…”

411301Minicik kitapseverler düşünün. Okumak istiyorlar ama hiç kitapları yok. Hiç kitapsız kaldığınızı düşündünüz mü? Okumayı çok seven biriyseniz eğer bunun anlamını bilirsiniz. Ve her kitapsever gibi başka insanların okumasını istersiniz. http://www.kitapagaci.org/ ‘dan daha önce de bahsetmiştim. Kitap bağışlamak isteyenlerle kitaba gereksinimi olanları buluşturmak için kurulmuş olan ve gönüllülerce yürütülen bir sosyal sorumluluk projesi. Kurucusu Özüm Hanım’la kısa bir röportajım olmuştu. (röportaj için tıklayın) Hatta geçen yıl birkaç kişinin katkısıyla bir miktar kitap toplayıp Şanlıurfa Viranşehir’deki bir köy okuluna göndermiştik. (Air France ve KLM havayolları ve THY ‘de çalışan arkadaşlarımız katkıda bulunmuşlardı) Bu hafta idefix ‘in yolladığı bültenlerden birinde İş Bankası Kültür Yayınları’na ait 45 adet çocuk kitabından oluşan Çocuk Klasikleri Seti ‘ni görünce aklıma hemen bu seti ihtiyacı olan bir okul için alabileceğimiz geldi. Bu fikri hemen en yakın arkadaşım Ayşe’mle paylaştım. O da tam bir kitap kurdudur. İşyerinden iki  arkadaşı Ümit ve Raziye, diğer arkadaşımız Öznur ve kardeşi Özge ve Bilgin’in de  katılacağını söyledi. Sevgili Algodon ‘nun da katılımıyla 8 kişi olduk. Kitaba ihtiyacı olan okulu http://www.kitapagaci.org/  ‘a ilan verenlerden seçtik. Bir öğretmenimiz aynen şöyle söylemiş: ” 1. 2. 3. ve 4. sınıf düzeyindeki öğrencilerle birleştirilmiş bir sınıfta eğitim yapıyoruz. Öğrencilerimizin hiç hikaye kitabı yok ve okumayı da çok seviyorlar. Aynı kitabı dönüp dolaşıp okuyan öğrencilerim için onların seviyesine uygun hikaye kitapları istiyoruz.” Aynı kitabı dönüp dolaşıp okuduklarını düşünmek bile onlara bu seti göndermek için yeterli bir sebepti. Öznur arkadaşımız Denizli’deki öğretmen hanımla irtibata geçip, sipariş işlerini tamamlayarak en büyük katkıda bulundu.

Bu yazıyı okuyan sınırlı sayıdaki insanlardan biri olduğunuzu biliyorum. Siz de birkaç arkadaş toplanıp, yapacağınız çok küçük bir maddi katkıyla böyle bir set alıp, ihtiyacı olan bir okula gönderebilirsiniz. İnanın bu o kadar da zor bir iş değil. Her şeyi internetten hallettiğimiz bir çağda bilgisayarın karşında oturarak böyle güzel bir yardıma katkıda bulunmak çok kolay. (Ben taa Afrika’dan katılıyorum düşünün artık 🙂 )  Hem kim istemez ki küçücük çocukların o kitapları okurken nasıl da mutlu olduklarını düşünmeyi…