Etiket: hasan ali toptaş

Yalnızlıklar – Hasan Ali Toptaş

yalnizliklar_hasan_ali_toptas-202x300’Ve yalnızlık, yalnız bir çobandır

  Çobanların bakışında

   Zamanı güden’’

Bir insan. Düşünce girdabına kapılmış. Var olma ağırlığı omuzlarında. Bugünün koyu karanlık sisinin içinde. Tek başına. Kendisini almış karşısına. Bir boy aynasında. Ötekiyle bakışıyor, ötekiyle dövüşüyor. Bir başına.

Yalnızlık parça parça duyguların yaması. Bir olağan hal durumu. Bir baba. Bir ana. Bir çocuk. Bir kalem bazen. Bir defter. Bir nokta belki bir cümlenin sonunda.

Bir insan. Bir yazar. Bir duygu arkeoloğu. Bir ruh cerrahı. Neşteri kelimeler, narkozu satırları. Hasan Ali Toptaş. Hiçbir sıfatla tarife gelmez kalemin gücü. Aklın, dilin ruhla buluştuğu yerde yazan. Okumanla seni senden alan, seni sen yapan .

Yalnızlık narin beyaz bir inci kolye. Tanelerinde gizli hayat. O hayat ki benim bana yokuşum… Sonsuz…

Reklamlar

Beckett ve Şehrazat’ın Evliliğinden Doğma Bir Çocuk

11857Hasan Ali Toptaş severek okuduğum bir yazar. 5 Nisan’da çıkacak olan yeni kitabı Heba ile ilgili tanıtım yazıları ve röportajlar çıkıyor basında. Bu hafta Hürriyet’in  Cumartesi Keyf ekinde İhsan Yılmaz’ın yaptığı röportajda bir bölüm çok hoşuma gitti ve paylaşmak istedim :

Beckett  ve Şehrazat’ın Evliliğinden Doğma Bir Çocuk

Babam tıpkı Beckett gibidir benim; gözleri onunkini andırır ve babamın sessizliği tıpkı Beckett sessizliğidir. Susar sürekli, kırk yılda bir sadece kısa bir cümle söyler. Annemse bir çeşit Şehrazat’tır; okuma yazma bilmez ama iyi bir hikaye anlatıcısıdır. Bildiğimiz tür hikayeler anlatmaz o; günlük hayatta yaptığı bir şeyi anlatırken onu hikayeye dönüştürür, yinelemelerle şiirsel bir dil oluşturur, bazı cümlelerin arasında insanın dikkatini diri tutan boşluklar bırakır, bazı noktaları askıya alır ve merak yaratır. Bir yandan da hikayeyi tutup başka bir hikayeye ilmekler ve böyle genişlete genişlete, farkında olmadan onu kasabanın hikayesine dönüştürür. Bu nedenle annem benim gözümde Ege topraklarında yaşayan Hatice kod adlı bir Şehrazat’tır. Dolayısıyla ben de  Beckett ile Şehrazat’ın evliliğinden doğmuş bir çocuğum.”

 

Fotoğraf Foto Hakikat isimli siteden alınmıştır.

Ölü Zaman Gezginleri

Hasan Ali Toptaş’tan ilk okuduğum kitap.Satır satır,altını çize çize okumak istediğim bir kitap.Öyle güzel benzetmeler,öyle zaman ötesi kurgular var ki,okurken kıskançlık duygularıma engel olamadım.İki bölümde toplanmış öyküler.Ölü Zaman Gezginleri ve Yoklar Fısıltısı.Onaltı öykü var kitapta.En sevdiklerim;müthiş benzetmeleriyle Balkon,anlatan ve anlatılanın roller karmaşası yarattığı Zaman Kimi Zaman,’yalnızlığıma damlayan şarap lekesi yetecek sana..’vurucu sonuyla Şarap Lekesi,Gökyüzü Gri,hüzünlü öyküsüyle Yabu,Çift Çizgi ve Herkes Gibi Safa Bey…

Aslında kitapta yer alan bütün öyküler özvgüye değer ve benim için hepsi  sıradışı.Farklı ve iç içe geçmiş kurguları,çözülesi düğümlerle karşınıza çıkıyor.Her çözüm öykünün sonunu yeni bir başlangıca bağlıyor.Kimi zaman gerilim sınırlarında gezerken,katil kurban oluyor,kurban katile dönüşüyor.Ölü zamanlarda gezintiye çıkmak istiyorsanız Hasan Ali Toptaş’ın gezginleri sizin için bekliyor…

Alt çizgilerden kurtarıp bloga taşıdığım kimi cümleler;

*…’sen dizlerimin dibinde karmakarışık bir bilmeceydin hala ve hiç kuşkusuz,kendi güzelliğinin içinde yüzüyordun’

*’Gene de geçtikleri caddenin vitrinlerinde temizlikçi çocukların silemeyeceği görüntü artıkları bırakmışlardı.’

*’Kim bilir,istesek,zamanın dışına bile çıkabilirdik seninle;çünkü zaman tank paletlerine dolanmıştı o sırada,gazilerin göz çukurlarına birikmiş,balkonlardan sarkan kızların meme uçlarında pembeleşmiş,kadırımlarda alkış tutanların karın gurultusuna dönüşmüştü.’

*’Gene de,içtiğim çaylara şeker diye kimi zaman bir çift balon attığım oluyor.’

*’Düşlerimize günah derlerdi de,tenimiz yeşillendikçe her ayvada bir diş bırakırdık fitre yerine.’

*’… ayakkabılarımı çıkarıp sessizliğin kenarına bıraktıktan sonra bir süre dikildim kapının kenarında.’

*’Yalnızlığıma damlayan şarap lekesi yetecek sana.’

*’Duvar diplerinde tespih çeken ak sakallı yaşlıların kirpik uçlarına sürtünerek hızlıca geçerdim caminin yanından.’

*’Ela gözlerinde tatlı bir ılıklık vardı.Öyle ki,ellerimi uzatsam ısınabilirdim o ılıklıkla.Hiç üşümeyebilirdim.’

*’Artık kendini emekli sayıyordu;bira içmenin dışında,her şeyden emekli.’