Ayşegül Çelik- Kağıt Gemiler

’Ey okur, masallar bizim gibi fakir fukaraya mı kalmış? Gerçek bizim nemize yetmiyor? ‘

phpThumb_generated_thumbnail Uzun zamandır öykü günlükleri’ne yoğunlaştığım için okuduğum kitaplar hakkında yazmıyordum. Oysa çok güzel kitaplar okudum. Sadece anlatacak vaktim olmadı. Algodon’un tavsiyesiyle okuduğum Ayşegül Çelik’ten Kağıt Gemiler ise beni anlatmaya zorladı. Uzun zamandır ( Oğuz Atay- Korkuyu Beklerken’deki müthiş öyküler hariç) böyle güzel öyküler okumamıştım. Birbiriyle ilgili karakterlerin dünyalarını masalsı bir büyüyle anlatıyor, Ayşegül Çelik. Anlatmış ama sanki bir resmin içinde buluyorsunuz kendinizi. Çöllerde, gizli ormanlarda, beyaz kelebekli dağlarda gezinirken, hayalinizdeki atmosfer, kelimelerle canlanıyor sanki…

İlk öykümüz bir yezidi kızı olan Afsun’dan. Afsun annesinden kalan ‘’yazma’’ mirasıyla büyüyor. ‘’Tıpkı onun gibi yazmak istiyorum. Çünkü bizim insanlarımız geçmişlerini bilmez. Soracak olursanız, hep başka insanların, başka zamanların hikayelerini anlatırlar. Okuyup yazmak ilmi bizim gibi sıradan insanlara açık edilmediğinden, yaşadıklarımız göğe savrulan harflerden ibarettir. Daha fısıldandıkları anda kelebek kanadı gibi dağılıp kaybolurlar. Oysa yazı insanı zamana bağlar.’’ İlk öyküsünü on üç yaşındayken köyden götürülen ablası Sitare’yi anlatarak yazıyor. Sitare, öyküde, Farsçadaki anlamıyla, Yıldız olarak çıkıyor karşımıza. Yıldız’ın seccadeye işlediği tavus kuşlarının, yezidi dininde kutsal olduğunu öğrenince daha ilginç geliyor bana hikayeler. Diğer  öykülerdeki beyaz kelebekler, tavus kuşu, Afsun’un yüzündeki dövmeler, güneşe dönük edilen dualar, karısının artık geri dönmeyeceğini anlayınca ‘’ sen benim şeyhim ve pirimsin’’ diyerek onu boşayan baba, güneşin kutsallığı, hepsi birer anlam kazanıyorlar.

‘’Kelimeler Masalı’’ isimli öykü yezidi dini, insanın ve evrenin yaradılışı üzerine güzel bir giriş yapıyor. Burada lisan tamircisini izleyen kadın Afsun’un annesi olarak karşımıza çıkıyor. Yaşadığı büyülü olayı ‘’kağıtlara dikiyor’’ ve ormana saklanıyor kelimeler. Ta ki o kağıtlar başka bir kadının elinde yeniden hayat bulana, Ayşegül Çelik’in bu harika öykü kitabı yaratılana kadar…

Aşiretler ve gelenekleri, çöl insanının hayatı, kadınların toplum içindeki değeri, din ve inanç konusundaki farklı fikirleri olanların birbirlerine karşı tutumları gibi konuları öyle zarif bir çizgide öykülemiş ki yazar, masalın içinden geçerken, gerçek dünya patikasında yol aldığımızı fark etmemiz içimizi acıtıyor.

Kitapta birbirinden güzel on öykü yer alıyor. Favorilerim, Toprağın Öyküsü ve Kelimeler Masalı. Öyküler arasındaki o şiirsel bağ, Cemil Kavukçu’nun Başkasının Rüyaları’nı hatırlattı bana. Yazarın diğer kitapları Şehper; Dehlizdeki Kuş, Korku ve Arkadaşı’nı da okumak isterim. Farklı öykülere açık herkese tavsiye edebileceğim bir kitap Kağıt  Gemiler. Ayşegül Çelik’in bu öykü kitabıyla 2010 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü almış.

Bu arada Sitare’yi araştırırken Dilaver Cebeci’nin şu harika şiirine rast geldim:

….

Nerden çıktın karşıma böyle Sitare

Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde

Kirpiklerin yüreğime batıyor

Telaşlı bir kalabalığın ortasında

Ayaküstü konuşuyoruz

Nedimin nigehban nergisleri gibi

Üstümüzde bütün nazarlar

Çok utanıyorum Sitare

Dün oturup hesap ettim

Sen doğduğun zaman

Ben bir askeri mektepte talebeymişim

Sen bilmezsin Sitare

Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih

Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu

Her akşam dokuzda yat borusu çalardı

Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı

Bir derin uykuya atardım kendimi

Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı

Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum

Gözlerin mi daha sıcak gülüyor

Yoksa dudakların mı anlayamıyorum