Tarih Nedir ?

‘’Belki de işe Tarih Nedir? türünden görünüşte basit bir soruyla başlayabiliriz, öyle değil  mi? Bu konuda bir düşündüğün var mı Webster?’’

‘’Tarih, zafer kazananların yalanıdır.’’ diye yanıt verdim, biraz çabuk.

‘’Evet, bunu söyleyeceğinden bayağı korkuyordum. Şey, tarihin aynı zamanda yenilenlerin öz yanılsamaları olduğunu hatırladığın müddetçe. Ya sen Simpson?

‘’Colin benden daha hazırlıklıydı. ‘’Tarih içinde çiğ soğan olan bir sandviçtir. Hocam. ‘’

‘’Ne sebeple? ‘’

‘’Kendini sadece yineler, hocam. Geğirtir. Bunu bu yıl tekrar tekrar gördük. Aynı eski hikaye, tiranlıkla başkaldırı, savaşla barış, refahla yoksulluk arasında aynı eksi gidip gelme.’’

‘’İçinde bir sandviçin alamayacağı kadar çok şey var, sence de öyle değil mi? ‘’

Yarıyıl sonu histerisiyle gerekenden daha uzunca güldük.

‘’Finn?’’

‘’Tarih, belleğin kusurlarının, belgelemenin yetersizlikleriyle buluştuğu noktada üretilen kesinliktir.’’

‘’Öyle mi gerçekten de? Bunu nereden buldun?’’

‘’Lagrange, hocam. Patrick Lagrange, Fransız. ‘’

(Bir Son Duygusu – Julian Barnes , Ayrıntı Yayınları, 2013, sf 20-21’den alınıtıdır. )

”Kim başka birini gerçekten dinliyor ki?”

” Onun anlattıkları beni ne sinsice sevindiriyor ne de gerçekten hüzünlendiriyordu. Bir yabancıya tüm hayatını anlatmaya çalışmaktan daha acıklı bir şey gelmiyordu aklıma. Belki de mahrem bir hikayeyi dinleyip üzülmüş gibi yapanlara ya da acıma maskesiyle karşılayanlara duyduğum nefret emrediyordu artık kalkıp gitmemi. Elimde olmadan küçük görmekten korkuyordum onu ya da yüceltmekten, bir yere koymaktan. Benim için birisi olmasından. İşte bu sebeplerden, iyi ya da kötü daha fazla bir şey duymak istemiyordum. Hem, kim başka birini gerçekten dinliyor ki? ”

Yalçın Tosun – Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler ( Parkta öyküsü )

Feyyaz Kayacan -Sığınak Hikayeleri

” Günlerin uzayıp kısalması, denizin kıyıyı ezberlemesi, ölümün kanda kıvama gelmesi, ömrün adaleye sinmesi, çiçeklerde renklenmesi, yemişlerde tatlanması gibi,

Kadın erkeği tamamlasın, erkeğin anlında dalgalansın, kadın erkeğin denizine dökülen ırmak olsun, denizin etinde filizlenen güneş olsun, balık olsun, gemi olsun,

Erkek karanlığı aralasın, kadını görmek için çırçıplak sağnağında, ve kıyıda dile gelsin şahmerdanları denizin. Kadın erkeğin aklından geçtikçe, kanından da geçsin, kulaklarında da çınlasın, kadın aklına gelince erkeğin, erkeğin sesinde uyansın kadın, erkekten kadına, kadından erkeğe helal olsun yıldızlar. Kadın erkeğince aşırı, kalçalarında güneşin tadı, kalçalarına üşüşen esintilerin yuvarlak serinliği ve ağırlığı… ”

 

 

Feyyaz Kayacan Bütün Hikayeleri Yapı Kredi Yayınları ( Postacı Kızı Vera Arttırmaya Nasıl Konuldu) Sayfa 121’den alıntıdır.

Sığınak Hikayeleri- Feyyaz Kayacan

” Ama, anne, dedi Freddie, kanda yere değdi çocuğun ayağı. Ama yıldızlar düştü, çıkrıklar dondu. Ama çocuk harbe gitti. Çocuk şehir düşen toprağın, soframızdan sabah akşam eksik olmayan diri toprağın hıncını almaya gitti. Ama çocuk baktı ki yarıda kalmış cesedi ve soluğu. Geri döneyim dedi, yüzüne kapatıldı dört mevsimin kapısı. Kan dışı, ses dışı oldu çocuk. Çocuğun gözlerinde kuşlar yuva kurmaz oldu. Kuşları nice severdim küçükken bilirsin. Bir kanaryam vardı. Hatırlarsın. Yeni bir kafes almaya gitmiştik. Param yetmemişti. Ucuz kafesleri gözüm tutmuyordu. En pahalısını alayım istiyordum. Pahalı kafesle sanki kanaryayı memnun edecektim hayatından, gözünü, kanadını boyayacaktım. Sonra hatırlıyor musun dayanamamıştım, bir sabah okula gitmeden özgür bırakmıştım kuşu. Hikayelerdeki uslu, iyi yürekli çocuklara bezemek için değil, kendime işkence etmek için. O gün derste epeyi ağlamıştım.  Ama tatlıydı o gözyaşları.

Sonra Anne!

İnsanları günden güne, şehirden şehire, kadından kadına, kitaptan kitaba, ölüme ileten zaman, çocuğun semtine uğramaz oldu. Dünya çekiliverdi çocuktan. Dudaklarında dünya donakaldı. Çocuk anafora gitti. Güneş gözlerini dört açtı, mevsimleri altüst etti. Gözleri boş döndü. Evler odaları birer birer aradılar, döşemelerin altına baktılar, dama çıktılar. Evler boş döndüler geriye. Kuşlar ve çocukluğumdaki kanaryam ağaçları dalları sorguya çektiler, bulutlara el koydular. Boş döndü kuşlar, ağaçlar ve kanaryam. Önümüzü, ilerimizi görebilmek için, konuştuk. Ama yaralarda ışık kaskatı kesildi. Yaralar törenle açıldı. Yaramızın ağızıyla konuştu gece. Ve biz konuştuk geceyi uzatmak için. Ama sesimiz yürek gibi ağzımıza gelmedi. Sesimiz, mide bulantısı ile çene kemiği arasında bir yerde yarı yolda kaldı. İncecik bir yağmur altında yürüdük, biz ölüler.

Ölüler birbirine yabancıydı. Tanışmaya, merhaba demeye, el sıkışmaya, küfür etmeye, ellerini yaralarına götürmeye vakit bulamadan, nallarını deneyemeden ölmüşlerdi. Ölümü üzerimize aldık. Her şeyi unuttuk. Nasıl da gittik bir tutam ot, bir şiirin bir bir hecesini bile yanımızda götürmeden? Nasıl da vazgeçiverdik evrenden, unuturcasına et ve kemiği? Ölümden sonra ölümün gecekonduları geldi. Ölülerin başına karanlıklar dikildi. Ölülerin başucunda kafa şişirdi, lugatlar paralandı, toprak kemiklere pay verdi. ”

Feyyaz Kayacan-  Bütün Öyküleri Yağı Kredi Yayınları (Sığınak Hikayeleri -Postacı Kızı Vera Arttırmaya Nasıl Konuldu) sayfa: 119-120’den alıntıdır.

Bırak kalem düşünsün!

”Hakikat, çabuklukta. Ne kadar çabuk dökersen, ne kadar çabuk yazarsan, o kadar dürüstsün. Düşünce, duraksamada. Gecikme de, hakikate zıplama yerine üslup çabası gerektirir; hakikat ise edinmeye değecek tek üslup.”

RAY BRADBURY

( Yaratıcı Yazının Sırları- Roland Fishman )

Hepimiz Yaratıcıyız

” Her gün en güzel dürtülerimizi katlediyoruz. İşte bu nedenle, usta birinin elinden çıkmış satırları okuyup benimsediğimizde taze hislerimizi boğuyormuşuz gibi canımız acıyor, çünkü kendi gücümüze, kendi hakikat ve güzellik ölçütlerimize inancımız yok. Her insan sessiz kaldığında, kendine karşı gözükara dürüst olduğunda, en derin hakikatleri dile getirebilir. Hepimiz bu kaynaktan besleniriz. Şeylerin kökenine dair hiçbir gizem yoktur. Tüm krallar, ozanlar, müzisyenler, hepimiz yaratımın bir parçasıyız; yalnızca kendimizi açmamız, zaten orada olanları keşfetmemiz gerekir.”

HENRY MILLER

( Yaratıcı Yazının Sırları- Roland Fishman)