Nyungwe Yağmur Ormanları Milli Parkı

SONY DSC

Ruanda’da gidilecek yerlerden en merak ettiğimiz ve ismi itibariyle pek gizemli ve büyüleyici görünen Yağmur ormanı yolculuğumuzu, geçtiğimiz bir hafta sonunda nihayet gerçekleştirdik. Milli park hakkında kısa bir bilgi ve yol hakkındaki küçük detaylardan sonra eklediğim fotoğraflarla doğanın güzelliğine bizzat şahit olabilirsiniz.

Nyungwe Yağmur Ormanı, Ruanda’nın güneybatısında, Burundi sınırında yer alıyor. Orta Afrika’nın en geniş korunmuş ormanı olarak anılıyor. 13 farklı çeşit primata, yaklaşık 280 çeşit kuşa, 1068 bitki çeşidine ve memeli hayvanlara ev sahipliği yapıyor. Afrika’nın kuş gözlem konusunda en iyi bölgesi. Başkent Kigali’den  arabayla yaklaşık olarak 5 buçuk saatte ulaşmak mümkün. Toplamda 225 km’lik bir yolculuk. Yol Afrika şartlarına göre iyi ama oldukça kavisli olduğu için biraz yorucu. Yol boyu izlediğimiz harika Ruanda manzarasına artık alışmış olmama rağmen, her seferinde hayran kalmayı başarıyorum. Yeşile olan tutkumuz sayesinde yolun uzunluğu ve zorluğu hiç etkilemiyor bizi. Yaklaşık 3 saatlik yolculuk sonunda Ruanda’nın ikinci büyük şehri Butare’den geçip, Nyamagabe ‘den batı yönüne dönerek bizi Nyungwe Milli Parkı girişine götürecek yola girdik. Ruanda’daki en büyük sorunlardan biri olarak gördüğümüz, otoyolda bilgilendirme tabelalarının olmaması, halktan birine ne sorarsanız sorun  ‘hee,’  (ki bu evet anlamına geliyor) diye cevap vermeleri insanı büyük strese sokuyor. Çünkü döneceğiniz yanlış bir yol, yolculuğunuzu iki saate kadar uzatabilir ve zaman zaman benzin istasyonlarında benzin kalmaması gibi etkenler de bir araya gelirse, National Geographic’te yayınlanan ‘Kabusa Dönen Yolculuklar’ da bulabilirsiniz kendinizi.  Buradan sonra yağmur ormanının içinde yol boyu hiçbir şeyin olmadığı 2 saatlik bir mesafe bekliyordu bizi. Düşününce biraz ürkütücü geliyor. Orta Afrika’nın en büyük ormanlarından birinde, telefonun çekmediği, kimsenin olmadığı bir yolda iki saat yolculuk yapacak olmak hem heyecan verici hem de biraz stres yaratan bir duygu. Tecrübeyle test edildi. Ama ne zamanki o kocaman ağaçlı yola girdik ve yangın çıkmış izlenimi veren ağaçların üzerine düşmüş sis kümelerini gördük, işte o zaman stres kuş oldu uçtu.

IF

Yol boyu sevimli maymunlar gördük. Yolun kenarında yiyecek bir şeyler arıyorlar, eğleniyor gibi görünüyorlardı. Arabanın camını açıp içeriye oksijen dolmasına izin verdik. Bir ara durup ormanın sesini dinledik. İlginç kuş sesleri ve orman halkının fısıldaşmaları harika bir tonla kulaklarımıza doldu.

SONY DSC

İki saatin sonunda ziyaretçi noktasına vardık ve ormanın içinde yapılan turların saatleri ve süreleri hakkında bilgi aldık. Daha sonra geceyi geçireceğimiz otel için yaklaşık yirmi dakikalık daha yolculuk yaptık. Öğle saatlerinde giriş yapıp, yemeğimizi de yedikten sonra yürüyüş turumuz için ziyaretçi merkezine geri gittik. Kayıt yaptırmamızdan kısa bir süre sonra şiddetli yağmur yağmaya başladı. Yağmur ormanının yağmuru da bir acayip oluyormuş onu gördük. Önce her yerde sis bulutları vardı, sonra mor mor bulutlar tepeleri sardı. Tepe dediğime bakmayın, her yer ağaç. Rehberimiz bu havada turun zor olacağını anlatınca bir sonraki güne erteleyerek otelimize doğru yola çıktık.

Kaldığımız otel tek kelimeyle mükemmeldi. Burada uzun uzun anlatıp kimsenin canını sıkmak istemem ama, Afrika’nın ortasında, ormanın içinde bir otel ne kadar mükemmel olabilir ki kaygısında olanlar şurayı tıklayarak aydınlanabilirler : Nyungwe Forest Lodge Yağmur ormanına bakan bir oda, dışarıya çıktığınızda gözünüzün alabildiğince yeşil çay tarlaları ve harika yemekler, oteli anlatmak için yeteli birkaç kelime… Bu arada ormandaki ağaçları dev brokolilere benzeten bir ben miyim merak ediyorum ? 🙂

IF

Ertesi gün nihayet ormanda yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Yürüyüş parkuru ormanın içine doğru ilerlerken değişik ağaçlar ve bitkiler gördük. Yokuş aşağı, ormanın derinine doğru indik. Parkurun içinde iki tane asma köprü bizi ormanın diğer bölümüne taşıdı. Gruptaki Amerikalı arkadaşlardan bazıları biraz çekinerek geçtiler köprüyü. Güvenli görünüyordu ama ayaklarınızın altındaki yeşil okyanus biraz baş döndürücü olabiliyor. Sonrası tırmanış. Bu kısımda zorlandığımı itiraf etmeliyim. Sigara içen birilerinin halini düşünemiyorum. Doğa insanı yoruyor evet 🙂

IF

IF

Sanırım dünyanın en büyük solucanını burada gördük.

IF

IF

IF

Kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda bu muhteşem kara dantelle karşılaştık. Yapraklar göğü nakış gibi doldurmuşlardı.

IF

Parkuru sağ salim tamamladıktan sonra Kigali için dönüş yolumuz epey uzun olduğundan bir şeyler atıştırmak için ziyaretçi merkezinin bahçesinde oturduk. O sırada şu aşağıdaki sevimli arkadaş bana poz vermek için geldi ve önümüzde durdu. Selam çakıp tesisin mutfağının bahçesine gitti. Sanırım oradan bir şeyler aşırmaya alışmış:)

IF

Ruanda’da yapılacak en güzel aktivite sanırım yağmur ormanını ziyaret etmekti. Buralara yolu düşenlere mutlaka öneririm.

Öykü yazıyorsak bu biber yetiştirmediğimiz anlamına gelmez :)

Uzun zamandır bahçeyle ilgili gelişmelerden bahsetmedim. Bir önceki dönemde gayet güzel yeşillikler, kıl biber, domates, ay çiçeği ve çiçekler yetiştirmiştim. (bknz : bahçe günlerim ) Sonra yoğun yağışlı dönem gelince domatesler patır patır dökülüp kuşlara ve böceklere yem oluyorlardı. Kızardıklarını görmek pek nasip olmayacaktı. Ben de  hepsini toplayıp domates turşusu yapmıştım.

Roka, maydanoz, dere otu gibi yeşillikler bol yağışın etkisiyle kendi aralarında çılgınca büyüdüler. Sonra kaçınılmaz son geldi, tohuma döndüler. Araya bir iki Türkiye ziyaretleri de girince onları kendi haline bıraktım. Geçen ay sanki dünyanın merkezinden getiriyorlarmış gibi bir ay boyunca beklediğim volkanik dağ bölgesinden bir çuval toprak geldi. Bahçeye azar azar dağıttık. Ben de yeni dönem için yeşillik ve çiçek tohumlarımı ektim. Yavaş yavaş çıkmaya başladılar bile. Baştaki semiz otu, sonra roka, diğeri de ön bahçede yine tohumdan çıkan çiçekler:

uzak doğu3

Bu kez biber tohumlarını bir gece nemli bezde bekletmedim. O yüzden çok nazlı çimleniyorlar. Bir dahaki sefere kesinlikle bekleteceğim. Ay çiçeğim de bir haftada boy attı. Bir de iri yapraklı fesleğenler çıkmaya başladı.

Kolajlar4

Bir egeli olarak börülceyi çok severim ve maalesef her sene kendisine ulaşmak konusunda sıkıntı yaşarım. İstanbul’dayken bile zor bulurdum ve bazen babam İzmir’den kargoyla gönderirdi. Şimdi maalesef kargoyla bile gönderemeyeceği kadar uzaktayım. En son geçen ziyaretimde daha börülceler yeni çıkarken babamların bahçeden kendi ellerimle toplayıp, sonra pişirmiştim. Geçenlerde aklıma belki burada da yetiştirebilirim diye geldi. Börülce sıcak iklim sebzesi ne de olsa. Ama tohumu nereden bulacaktım. Sonra düşündüm .Evde bakliyat çekmecemde bir sürü kuru börülce var. Pamukta fasulye yetiştiren o efsane nesilin üyelerinden olduğum aklıma geldi 🙂 Bir çoğumuz çocukken bu deneyi yapmışızdır. Ben de birkaç börülceyi nemli peçetede beklettim. İki gün sonra hareketlendiler ve bahçeye ektim. Deneyimin sonucu aşağıda. Artık büyüsünler, taneleri çıksın sarımsaklı ekşili soslu halini de koyarım 🙂tn_bahçe günlükleric

Volcano Milli Parkında Golden Monkey Turu

Üç günde Ruanda turumuzun ikinci durağı Golden Monkey ile  kaldığımız yerden devam…

Uganda sınırında yer alan Volcano Milli Parkı Kigali’den yaklaşık iki saat uzaklıkta yer alıyor. Golden Monkey isimli maymunları kendi ortamlarında göreceğimiz turumuz sabah saat 7 başladı. Tur öncesi yerli dansçılar çok güzel bir gösteri sundular. Sabahın 7’sinde nasıl bu kadar enerjik ve güleryüzlü olmalarına şaşırarak izledik.

SONY DSC

SONY DSC

Ardından altın sırtlı maymunları ve gorilleri görmeye gelenler küçük gruplara ayrıldı ve her grubun rehberi ormana girdiğimiz zaman nasıl davranmamız, maymunların davranışları ve tur hakkında kısa bilgi verdi. Daha sonra araçlarımızla bambu ormanına giriş yağacağımız bölgeye geldik. Bu bölgede yerel halkın yaşadığı küçük evleri de görme şansımız oldu.

SONY DSC

SONY DSC

Patates tarlaların içinden bambu ormanına doğru yürüdük. Sabah saatlerinin dinginliği ve olağanüstü temiz hava ruhumuzu serinletti.

SONY DSCBambu ormanının girişi yeşil bir tünele benziyordu. İçeriye girer girmez sonsuz bir zümrüt atmosfer sardı etrafımızı. Koku ve renkler, soğuk ama temiz bir havayla birleşince insanın tüyleri diken diken oluyor. Ama kısa sürede bu ortama alışıyor bünyeniz. Hayatında hiç bu kadar temiz hava ve bol oksijen solumayan ciğerler bayram ediyor. Arkadaşım Afrika’ya gelince hava değişiminden ve klima etkisineden hastalanmıştı. Ama ormana girince kendini daha iyi hissettiğini söyledi. Bu da temiz havanın etkisi olmalı.

Kısa bir süre ormanın içinde yürüdük ve rehberimiz önden giderek maymunları aramaya başladı. Bu maymunlara ”Golden Monkey” denmesinin sebebi sırtlarında ve yan taraflarında altın ve turuncu arası bir renge sahip olmaları. Çok sevimliler. Ve bir o kadar da hareketli. Fotoğraf çekerken inanılmaz zorlandık. Sürekli hareket halinde olduklarından sabit bir poz yakalamak imkansızdı. Bu durumda kendimi amatör fotoğrafçı sıfatından da men ediyorum. Çünkü hiç beceremedim. Makinemin ayarlarını yapamadım. Canım sıkıldı. Artık bir fotoğrafçılık kursu almam şart oldu. Yine de birkaç poz yakalayabilmişim.

SONY DSC

SONY DSC

Bambuların tepesinde takılmayı seviyorlar. Ağaçların üzerinde daldan dala atlayarak geziyorlar. Arada aşağıya inenler de oldu. Birbirleriyle oynadılar. Bir anne gördük sırtında yavrusu vardı. Onları bu kadar yakından görmek harika bir duyguydu. Bu arada bizi hiç sallamadılar. Ne rahatsız oldular ne de ürkek davrandılar. Sürekli turist gördükleri için alışmış olmalılar. Herkes elinde kamera ya da fotoğraf makinesi onların peşinden koşuyordu. Aslında onlar da bizim komik olduğumuzu düşünüyor olabilirler 🙂

SONY DSC

SONY DSC

Bu maymunlar bambu yiyerek besleniyorlar. Arada civardaki patates tarlalarını da yağmaladıklarına  şahit olduk. Ormandan çıkıp tarlalara inmişler ve ziyafet çekiyorlardı. Koruyucular onları fark ederek kovalamaya başladı. Ormana doğru kaçışmaları çok komikti.

SONY DSC

SONY DSC

SONY DSC

SONY DSC

Bu ağacın görkemi karşısında doğaya saygı duymamak elde değil…Ormanın çıkışında yakaladığım harika manzaralar da sıra. Volcano Milli Parkı’nın civarında yaşayan halkın evlerinden kareler ve  sonrasında sokakta çalışan bir terzi…

SONY DSC

SONY DSC

SONY DSC

SONY DSC

SONY DSC

Bir doğa müzesi: Gisenyi

map_of_rwandaaÜlkenin üç farklı bölümüne üç ayrı günde yaptığımız gezilerden ilki olan, Gisenyi’de bir gece çadır macerası ile başlayan  kısa Ruanda turumuza hoş geldiniz …

Gisenyi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırında, Goma ile komşu olan bir şehir. Hem Goma hem de Gisenyi Kivu Gölü’nün kıyısında yer alıyor. Gölün bir çekim merkezi olması nedeniyle oteller yapılmış ve üç tane de kumlu plajı var. Goma’nın ve Gisenyi’nin yer aldığı gölün kuzeydoğu bölümü, halen aktif bir yanardağ olan Nyiragongo (Virunga Milli parkında yer alan Virunga sıradağlarından en aktif olanı )  dağının patlaması sonucu,  lavlar yüzünden düzlük bir alan haline gelmiş. 1977 ve 2002 yıllarındaki patlamalarda Goma şehrinin büyük bir kısmı yok olurken, önceden yapılan uyarılar sayesinde Gisenyi ve Kivu Gölü çevresindeki 400.000 kişi kaçmayı başarabilmiş. Bu patlama modern tarihteki en yıkıcı ve lavların yayıldığı patlama  olarak biliniyor. Patlama sonrasında Kivu Gölü’ndeki metan ve karbondioksit birikimin açığa çıkarak daha büyük bir patlamaya sebep olacağından korkulmuş ama beklenen bu olay gerçekleşmemiş.

Gisenyi’ye başkent Kigali’den yaklaşık üç buçuk saat süren bir yolculukla ulaşmak mümkün. Dağların eteklerinde kıvrımlı yollar eşliğinde süren bu güzel yolculuk boyunca sık sık fotoğraf çekmek için mola verdiğimizden bizim yolculuğumuz biraz daha uzun sürdü. Sürekli dönerek yapılan bir yolculuk olduğundan arada mide bulantılarımıza iyi gelmesi için temiz hava molası da verdik. Zaten araçtan iner inmez mis gibi dağ kokusu yüzümüze çarpınca kendimizi iyi hissetmememiz mümkün değildi. Kigali’de de hava çok temiz. Ama bir kez doğaya karışıp dağların havasını almak bambaşka bir deneyim.

IFIFIF

Türkiye’den gelen iki arkadaşım Beyza ve Banu için hazırladığımız bu üç günlük turun ilk adımı Gisenyi’de göl manzaralı bir çadır otelde konaklamakla başladı. Kanadalı bir bayanın Gisenyi’nin doğasına hayran kalarak açtığı bu küçük çadır otel hakkında daha önce bir blogda okumuş ve kızlar gelince gidilebilecek bir yer olarak düşünmüştüm. Kendi sitesindeki fotoğraflardan daha güzel bir mekan olduğunu söylemeliyim. Kivu Gölü’ne bakan dağın eteğine, yeşillikler içine kurulmuş bir mekan. Bahçesinde daha önce hiç görmediğim harika çiçekler ve renkleriyle çiçekleri kıskandıran kuşların olduğu cennet gibi bir yer burası. Akşam üzeri vardığımızda ayrı bir güzellik bizi bekliyordu. Güneşin batış seremonisini gölün üzerindeki bulutlarda izlemek ayrıcalığına eriştik.

SONY DSC

Güleryüzlü personelin servis ettiği akşam yemeğimizi sessizliğin içinde yerken, bir yandan da Beyza’nın ”Hayat bize güzel” sözünün anlamını düşünüyordum kafamda. O an hepimiz de doğanın bize sunduğu huzurla baş başaydık. Yemekten sonra ise bahçede yakılan ateşin etrafında oturup gecenin tadını çıkardık.

SONY DSC

Geceyi geçirdiğimiz çadırlarımız da oldukça renkliydi. Güneşin doğuşunu yakalayabilmek için sabah 6:20 civarında uyandım. Ahşap sandalyede oturup gün doğumunu izledim. Bir kaç poz yakalamaya çalıştım. Beyza da bir süre bana eşlik etti ama gün doğar doğmaz uykuya kaldığı yerden devam etti 🙂

SONY DSC

IMG_2969

IMG_2971

IMG_2979Renkli çadırlarımızın görünümü aşağıdaki fotoğraflarda mevcut.. Sehpa, eşyaları koymak için raf, boynuzlardan yapılmış elbise askılığı bile düşünülmüş. Çadırlarımızın penceresi bile vardı. Bir odadan tek eksiği içinde duş ve tuvalet olmamasıydı. Ama onun için de ortak kullanıma açık banyo ve tuvaletler vardı.

gisenyi

IMG_2975

Çadırdan çıktığımızda masmavi bir göl manzarası ve cıvıl cıvıl kuş sesleri bizi bekliyordu…

SONY DSC

IF

IFKızların uyanmasını beklerken bahçedeki çiçeklerin fotoğraflarını çektim. Bu arada kırmızı kuşlar da çimlerin üzerinde sabah kahvaltılarını yapıyorlardı. Daha kapsamlı bir makinem olmadığı için malesef onları görüntüleyemedim. Sağlıklı, bol meyveli kahvaltımızın ardından yola çıktık. Tüm o uzun ve dolambaçlı yola rağmen burada geçirdiğimiz zamanın güzelliği ve doğanın muhteşemliği her şeye değerdi.

Çadır otelemizin  ismi Inzu Lodge. İsteyenler sitesine göz atabilir. Şu an için dört adet safari çadırları var. İsteyenler kendi çadırlarını getirip konaklayabilir, tesisin hizmetlerinden yararlanabilir. Haftasonu şehirden uzaklaşmak ve doğa ile iç içe olmak için harika bir mekan. Tesisin bahçesindeki çiçeklerden görüntülerle gezimizin birinci bölümünü sonlandırıyorum:

IMG_2973

nil gisenyi

Başkent Kigali’den bildiriyorum

Bin tepeli ülke Ruanda’nın başkenti olan Kigali, yaklaşık bir milyon nüfusa sahip. Ülkenin en büyük ve hızlı gelişmekte olan şehri olarak, coğrafi konumuyla ülkenin merkezinde yer alıyor. Tropikal bir iklime sahip olan ülkede hava sıcaklığı genellikle gündüz 25-30 , akşamları ise 15 derece civarında. Bir gün içinde hem güneşin hem de yağmurun tadını çıkarmak mümkün. Şubat ve Nisan ayları ile, Kasım ve Ocak arasında yağmurlu sezon yaşandığı söylense de tecrübelerimize göre bu durum değişiklik gösterebiliyor. Yağmurlu sezonu geride bıraktığımızı düşünürken aslında bitmediğine de şahit olabiliyoruz.

IMG_2562

IF

Temiz ve yeşil bir şehir olan Kigali’de yolların kenarları geniş su kanallarına ayrılmış durumda. Şiddetli  yağmur  yağmasına rağmen su baskınları yaşanmıyor. Şehirde iki büyük iş merkezi var. Nakumatt isimli (Kenya asıllı bir marka) büyük bir alışveriş mağazasında istediğiniz birçok şeyi bulmak mümkün. Ülkede üretim olmadığı için birçok şey dışardan geliyor ve bu nedenle biraz pahalı. Alternatif olarak kocaman bir Çin marketi de var. ’’Afrika’nın ortasındayım, burada hiçbir şey yok ‘’ gibi ağlamalara izin vermeyecek kadar çeşitlilik söz konusu. Üstelik yerel pazarlarda taze sebze ve meyveler bulunuyor. Bizim damak tadımıza uygun sebzeler de yer alıyor. Akşamları hoşça vakit geçirip güzel yemek yenilebilecek güzel mekanlar var . Yakın zamanda açılan iki türk restoranımız bile var.

IMG_2671IMG_1424Kimironko Market

IF

Şehirde güvenlikle ilgili herhangi bir sıkıntı yok. Gece sokaklarda bekleyen bizdeki jandarmalara benzeyen silahlı görevliler var. Onlar için her aile aylık bir miktar para ödüyor. Aynı şekilde haftada bir alınan çöpümüz için de aylık para ödüyoruz. Suyun ucuz olduğunu söyleyebilirim ama elektrik için durum farklı. Kontörlü sistemle çalışan sayaçlar var ve markete gidip istediğiniz kadar kontör alıp yükleyebiliyorsunuz. Kulağa tuhaf geliyor değil mi? Elektriğin bitip bitmediğini arada kontrol etmek gerekiyor. Önemli miktarda pahalı olduğunu da söyleyebilirim.

IF

Şehir içi ulaşımda moto taxi isimli motorlar ve matatu isimli minübüsler var. Taksiler ise beyaz renkte. Taksilere pazarlık yaparak binmek  gerek.  Çünkü taksimetreleri  yok ve fiyat konusunda  sabit olmadıkları için binmeden anlaşmakta fayda var.

febd791c3c764296ddcb46c295d4c6d9

IF

Her ayın son cumartesi günü tüm ülkede umuganda ismini verdikleri  temizlik günü. Sabah  7 ile öğlen 12 arasında işyerleri bile kapanıyor ve insanlar temizlik yapıyor. Şehir gayet temiz. Su kanallarını ve yolları temizleyen görevliler var. Ana yollar asfalt, ancak ara sokaklar toprak ve engebeli yollardan oluşuyor.

Yol kenarlarında inekler ve keçiler görmek mümkün. Buraya özgü çok ilginç ağaçlar ve çiçekler çevreye renk ve güzellik katıyorlar. Şehir içinde bile yırtıcı kuşları süzülürken görebilirsiniz. Ayrıca sabahları cıvıl cıvıl kuş seslerine uyanmak  ve hatta camdan baktığınızda kırmızı minicik bir kuşu yağmurdan kalan suda yıkanırken görme şansı var. Sokaklarda başıboş dolaşan kedi ve köpek görmek çok zor.

IF

Sanat, spor ve eğlence aktivitelerine de katılmak isteyenler için güzel mekanlar var. Hatta yakında sinema açılacağına dair dedikodular bile duyuldu. Bunların yanı sıra hafta sonları güzel vakit geçirmek için civar göllerden birine gidebilir ya da benim çok sevdiğim , kenarları ağaçlarla çevrili Nyarutarama caddesinde yürüyüş yapabilirsiniz. Hava güneşli oldu zamanlarda civardaki havuzlarda keyif yapmak da mümkün.

IMG_2746

IMG_2748

IF

Ülkede üç dil konuşuluyor; Kinyarwanda, Fransızca ve İngilizce. İletişim konusunda fazla sorun yaşanmıyor.

Bu güzel şehir hakkında şimdilik anlatacaklarım bu kadar. İlginç bir Afrika şehri olarak tecrübe edilmesi gereken bir yer. Birçok Afrika ülkesinden farklı olduğunu söyleniyor. Şimdilik henüz Tanzanya’yı gördük ve Daresselam ile Kigali arasında bile karşılaştırma yapacak kadar fark hissettik diyebilirim. Belki de burası ‘’evimiz’’ olduğu içindir…

bb4a7119cb4c7dff580ca8f463fa3a7e