Mektubun var Ruanda !

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ah Ruanda, canım Ruanda…

Selam olsun sana sabahları kuş sesleriyle uyandığım ülke. Yüksek tepelerin, kızıl toprakların, yeşil diyarların ülkesi. Birkaç gün sonra senden ayrılalı tam bir yıl olacak. Oysa hala kendimi kısa bir tatile çıkmışım da, er geç sana dönecekmişim gibi hissediyorum. Öyle de çıktım ya evden. Aklım hep sende kaldı. Bir daha dönmeyeceğimi bilseydim hiç öpmez miydim yeşil ağaçlarından, içmez miydim tropik yağmurlarından, çekmez miydim içime o sisli dağlarının kokusunu…

Hatırlar mısın ilk geldiğim zamanları. Koca koca yeşil ağaçlarını ve gök yarılırcasına yağan yağmurlarını gördüğümde içimde zapt edemediğim o küçük çocuğun nasıl mutluluktan deli olduğunu. Yağmuru seven biri için tam bir cennet ortamıydı. Sonra sen de biraz abarttın ama kabul et. Evmizin pencerelerinden, arka kapının altından içerilere kadar girdi yağmurların bazı zamanlar. Birkaç kere açık unuttuğum pencereden girip yatağımızı bile ıslattılar ama ben yine de hep sevdim senin o gürültülü yağmurlarını. Başlamadan yarım saat önce elektriğin kesilmesini sevdim. Sokakların ıssızlaşmasını, kuşların saklanışını, moto taksicilerin zincir gibi saçakların altına dizilişini;  suyun, toprakla buluştuğu anda bir oh çeker gibi inlemesini sevdim. Kendi ellerimle diktiğim sebzelerimi acımadan kırmasını da sevdim. Toprağı yalayıp yutmasını da. Yağmur sonrası bahçede biten mantarları ve çimlerimizin üzerine düşmüş tropik çiçekleri sevdim. Kuvvetli rüzgarın  dışarıda unutulmuş ne varsa sağa sola dağıtmasını sevdim. Domates fidelerinin arasında bulduğum çorapların hikayesidir bu yağmurlar, fırtınalar. Ve yağmurlar sonrası evin her penceresine çıkıp çocuklar gibi heyecanla gökkuşağı kovalamayı nasıl da sevdim bir bilsen…

Yağmurun da güzeldi, fırtınan da, güneşin de… Asil bir yanı var senin doğanın. Bunu laf olsun diye söylemiyorum Ruandam. Şu kısacık ömrümüzde farklı kıtalardan birkaç ülke görmüşlüğümüz var. Hiçbirinde güneşli bir güne uyanıp, öğle olmadan fırtına yaşayıp, akşama da sakin sakin, tüm o çatıları uçururcasına esip gürlememiş gibi usul usul güneşi batıran doğana hiçbir yerde rastlamadım. Evet dört mevsimin yok ama bir günde yaşamak mümkün birkaç mevsimi birden…

Seninle yaşadığım her şey bir rüya gibi geliyor şimdilerde. Hani bazı özel rüyalar vardır. Tekrar tekrar görürsün ve asla unutmazsın. İşte öyle belleğimde taze her şey. Daha dün pazardan torba torba sebzelerle gelmiş gibi eşim. Hepsini oğluma tanıtıyorum tek tek. Dünyanın en güzel muzunu yiyiyor minik Rüzgar, en güzel sebzelerini tadıyor. Yeşil limonlarının,  mis kokulu berrak çayının tadı damağımda hala. Bir paket kaldı yanımda. Kıyamıyorum içmeye. Tarihi eser gibi, dokunulmaz duruyor çekmecemde. Üzerinde goril resmi olan taze kahvelerinin müthiş kokusu yayıldı şimdi odama. Kokuların anısı başkadır. Bambaşkadır.

Sakin başlardı günlerimiz. Bahçeye kahvaltıyı taşırken kapıyı her açtığımda bir kertenkele kaçar giderdi acele acele. Renkli mini mini kuşlar çiçeklerimin misafiri olurlardı. İzlemeye doyamazdık onları. Yan komşuyla aramızda kalan su deposu gibi bir şeyin içinde bir bukalemun yaşardı. Ara sıra onun güneşlenme saatine denk gelirdi kahvaltılarımız. Rahatsız olurdu çok baktığımızda  sanki. Bazen döner giderdi bazen de kalırdı. Ne güzel böceklerin vardı Ruandam.  En canlı renkli, allı morlu fosforlu kabuklu minik yaratıkları ilk defa sende gördüm sevdim. Bir çekirgenin kendi ektiğim gelinciğe misafir oluşunu izledim günlerce. Kare kare fotoğraflarken anladım bir bacağının kopmuş olduğunu. Ondanmış dedim gelinciğe ısrarlı tutunuşu…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemyeşil yağmur ormanlarına brokoli ormanları derdim de, bu dediğime kendimce sevinirdim. Öyle güzel yeşili ben ömrümde görmedim Ruandam. Büyülü sisli ormanlarını, bambu ağaçlarını, çeşit çeşit maymunlarını, kuşlarını, uçsuz bucaksız dağlarını, müthiş çay tarlalarını gören bu gözler seni nasıl unutsun…

Sen de bizi öyle sevdin ki Ruandam halkından belledin. Suyunu ekmeğini verdin. Bunun için sana minnettarız. Aramızda ara sıra anlaşmazlıklar da oldu tabii. Coğrafyanın her ögesine saygımız var. Bir tek sıtma konusunda kortuk ve biraz kırıldık. Sen de biliyorsun ya,  öldürmüyor. Eh biraz çektiriyor. Otuz derece sıcakta nöbetten titrediğimiz günler de oldu Ruandam. Olsun varsın. Biz seni öyle de sevdik…

Vedalaşmadan ayrılmamız iyi oldu belki de Ruandam. Bir parçam sende kaldı biliyorsun. Geride bıraktığım tüm anılar bir zaman kapsülünün içinde bekliyorlar. Her köşe bucağını gezdik de bir gümüş sırtlı gorillerine konuk olamadık ya, belki bu aramızda küçük bir  oyundur. Kızıl topraklara tekrar dönmemiz için bir sebep.  Rüzgarımız büyüsün. İlk adımlarını attığı bu güzel topraklara tekrar gelecek bizimle.

Sen benim sevdiğim her şeymişsin. Biz gelene kadar tüm güzelliklerinle tüm sana ait doğanla ve o güzelim sıcak gülüşlü çocuklarınla sağlıcakla kal Ruandam…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Reklamlar

4 thoughts on “Mektubun var Ruanda !

  1. Ahh canım arkadaşım!
    Sanki Ruanda’da yaşadıklarımı, hissettiklerimi anlatmışsın. Ne güzel betimlemişsin. Gözlerim doldu. Sanırım, gerçekten çok özlemişim bin tepe ülkesini… Ruhuma işlemiş meğer…

  2. Orada yaşamış, tüm o kokuları içime gömmüş de gitmiş gibi özledim; hiç görmediğim halde Ruandam oldu, gözlerim doldu.

    Çok güzelsin konservem…

  3. sonunda okudum :)) söylenecek artı bir şey bulamıyorum ki, her zamanki gibi yaşattın bize resmen orada yaşadıklarını. Seni çok seviyorum Mrs Konserveruhlar ❤ 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s