Günlerin Köpüğü – Boris Vian

 

” Sadece iki şeyGunlerin_Kopugu_kitap_kapagi_e vardır; güzel kızlarla aşk, her şekilde aşk; bir de New Orleans veya Duke Ellington’ın müziği. Geri kalan her şey gitmeli, çünkü geri kalan her şey çirkindir… ” – Boris Vian

Yetenekli aşçı Nicolas ile yaşayan yakışıklı ve zengin karakter Colin’in güzel bir arkadaş çevresi vardır. Hayattaki en büyük eksikliği aşktır. Bir gün bir arkadaşının köpeğinin doğum günü partisinde güzel Chloe ile tanışır ve çok kısa sürede rüya gibi bir tören ile evlenirler. Roman genç çiftin ve yakın arkadaşları Alise ve Chick’in ilişkilerini gerçeküstü bir atmosferde yansıtır.
Vian, Amerikalı caz bestecisi Duke Ellington’dan aldığı enerji ve müziğin büyüsü ile Song of The Swamp ( Bataklığın Şarkısı) ‘ ndan esinlenerek Chloe karakterini yaratmış. Karakterin yaşamı da bu şarkıyla paralel bir kader izliyor.

 
Boris Vian’nın kitapta yarattığı dünya tüm fantastik ögelerine rağmen günümüzden çok da uzakta değil. Polis şiddeti, dinin asıl amacının dışında kullanılması ve paranın gücü düşünüldüğünde Günlerin Köpüğü romanındaki o uçuk kaçık görünen atmosferi günümüz ortamında hem de çıplak gözle görmek mümkün değil mi?

 
Toplum ve kurumları alaycı bir şekilde eleştiren Vian’ın kitabı ilk yayınlandığında anlaşılamamış, bir başyapıt olarak görülmesi için aradan yıllar geçmesi gerekmiş. Vian 2000’li yıllarda yaşamış olsaydı o takdire şayan hayal gücü ne işler çıkaracaktı diye merak etmemek elde değil. İçinde yaşayan insanların ruh durumuna göre şekil değiştiren ev, musluk borularından ananas kokusuna gelen yılan balığı, çalınan parçanın ritmine göre müthiş kokteyller üreten piyano, insan vücut ısısı ile tohumdan yetiştirilen silahlar ve elbette en büyük hayal ürünü güzel Chloe’nin ciğerlerinde yetişen nilüfer çiçeği… Jean Paul Sartre ‘a ( kitapta adını Jean -Sol Partre olarak görüyoruz) hayran Chick karakterinin parasız kalmayı göze alacak kadar büyük bir tutkuyla onun eserlerini alması ve kendi trajik sonunu hazırlaması süreci de kitapta dikkat çeken olaylardan. Son bölümdeki Chloe’nin cenaze töreni, evlilik törenlerin aksine oldukça sadedir ve Tim Burton filmlerini aratmayacak gri sahnelerle doludur. Colin’in İsa ile konuşması sahnesi ise oldukça ilginçtir.

 

Vian’nın çelişkili anlatım biçimi içinde zekice kurguladığı kelime oyunları, caz ve ritim, gerilim ve mizah, aşk ve ölüm unsurlarını ironik bir yorumla kullanması romanı hem ilginç hem de anlaşılması güç kılıyor. Yazıldığı dönemdeki tarihsel olaylara yakın ve de yazarın edebiyat ve müzik zevkine daha aşina olsaydık romanı daha iyi anlayabilirdik. Yine de çevirmenin dipnotları okuyucuya oldukça yardımcı oluyor. Giriş bölümünde Gilbert Pestureau’nun açıklayıcı yazısı Vian’ı ve eserini anlama yolunda iyi bir yol gösterici. Yine de karakterlerin sonlarını anlatmayarak romanının büyüsünü kaçırmamış olsaydı daha mutlu olacaktım.

 

Not: Yönetmen Michel Gondry’in kitaptan uyarlama olarak çektiği bir film var. (http://www.imdb.com/title/tt2027140/) Henüz izlemedim ama keşke Tim Burton yapsaymış diye de düşünmedim değil.

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s