Yarı açık konserveden emekleyerek çıkmaya çalışan biriymişim gibi…

chinesecoffeeYazar Ira Lewis ‘in oyun olarak yazdığı Chinese Coffee ( Çin Kahvesi ) kitabını  Al Pacino önce tiyatro oyunu olarak sergiliyor daha sonra 2000 yılında yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenerek filmini çekiyor. Jake ve Harry yalnız yaşayan, başarısız iki yazardır. Aslında Jake’nin gençliğinde yazdığı sadece iki hikayesi vardır. Harry’nin ise basılmış ancak kimsenin hatırlamadığı iki kitabı var. Zor geçen bir günün ardından Harry gecenin bir yarısı Jake’nin kapısını çalar. Hayat, edebiyat, dostluk, para, Amerika ve hayatlarındaki kadınlar hakkında konuşmaya başlarlar. Film bu iki arkadaşın diyaloglarından oluşuyor. İki usta oyuncudan 80 ‘lerin Amerika’sı ve insan psikolojisi üzerine harika bir film. Aşağıda paylaştığım kısım ise Harry’in kötü geçen gününü Jake’e anlatışı. Filmin içinde, karaktere öylesine uygun ve etkileyici bir hikayeydi ki buraya da not düşmek istedim:

”Bugün öğleden sonra Çin mahallesine giderken duvara doğru fırlatıldım.
Sonra beni bölge karakoluna götürdüler sanki Times Meydanı serserisiymişim gibi. Çünkü görünüşe göre Queens’de beş kişiyi öldüren birisine aynen benziyormuşum. Bana bir resim gösterdiler.’’ Bir çeşit alçak” dedim. “Alçak mı?” dedi polisler. Neredeyse senin insanlık dışı
ikiz kardeşin.

Jake, bu adam gördüğüm en alçak, en ürkütücü ve en aptal görünüşlü bir yaratığa benziyordu. Oradan ayrıldıktan sonra aynalara bakmaya başladım. Önceden aynaların var olduğunu bile bilmez, hiç bakmazdım. Eve geldiğimde evdeki bütün aynalara bakmaya başladım. Ama aynalar yalan söyler, değil mi? Kim aynada kendine bakar? Resimler yalan söylemez.

– Kamera her şeyi söyler.
– Ben de böyle düşünüyorum.

Şehir merkezindeki her şeyin değeri bir buçuk dolar olan şu atari salonlarından birine gittim. Fotoğraf çekilen kulübeye girdim. Tabureyi doğru yüksekliğe ayarlıyorsun ve flaş patlayınca bitiyor. Saatlerce resmimi çektim. Nasıl olacağını görmek için saçımı farklı şekillerde değiştirerek çektim. Atari salonundaki insanlar kesinlikle delirdiğimi düşünüyordu ki benim durumumu göze alınca gerçekten söylenebilecek bir şeydi. Makineye bir buçuk dolar atıp duruyordum. Eve gidemiyordum. Yürümeye başladım. En azından gidebiliyorsun değil mi? Çektiğim o canavar görünüşlü resimler cebimden aşağı şeritler halinde sarkıyordu. Son zamanlarda şehir merkezinin dışına çıktın mı Jake? Gördün mü? Ne oldu böyle?
– 80’ler Harry. Olan bu.

Yüzlerce, yüzlerce kafe kocaman lokantalar hınca hınç neşeli genç insanlarla dolu. Yüksek standartlarda hayat yaşayıp gülüyor, kendilerini güzel hissediyorlar, salata yiyorlar ve dışarıya bana bakıyorlardı. Sanki yarı açık konserveden emekleyerek çıkmaya çalışan biriymişim gibi… Ben de şehir merkezine yürümeye başladım. Yürümenin beni sakinleştireceğini düşünüyordum ama eve geldim, titriyordum.
Jake, tir tir titriyordum. Bütün vücudum öyle çok titriyordu ki
uzanmak zorunda kaldım. Sonra kalktım, işe gittim ve kovuldum. Yeterince el pençe divan durmadığım için.

Yani neyim ben, maymun mu?”

( http://www.imdb.com/title/tt0118852/)

Not: Al Pacino’nun Çin Kahvesi’ni güzel kılan farklılıkları anlattığı sahneyi izlerken bir fincan kahve olmalı elinizde 🙂

 

 

Reklamlar

Yarı açık konserveden emekleyerek çıkmaya çalışan biriymişim gibi…” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s