Saç Kumbarası

tumblr_mmlsusp7681qfcb1io1_1280

Defalarca söyledim sana. Odamın perdeleri sımsıkı kapalıyken kendimi daha güvende hissediyorum. Köşedeki abajurun loş ışığı duvar kağıtlarımın nostalji yayan büyüsüne eşlik ediyor ve ben duvarları da, onların sardığı küçücük odamı da, daha çok seviyorum. Bazen saatlerce duvar kağıdındaki desene baktığım doğru.  Parmak uçlarım çizgileri iyi tanıyor artık. Gözlerim kapalıyken bile o desenin aynısını çizebilirim, biliyorsun.

Taradıktan sonra avucumda kalan saçları toplayıp tavşan kumbarama niye koyduğumu mu merak ettin.  Nasıl da dikkatlisin. Kapıyı tıklatıyorlar. Kaç kere dedim, odamdayken rahatsız etmeyin beni diye.

-Yemek hazır kızım, hadi gel de iki lokma bir şey ye, bütün gün çıkmadın bu odadan.

-Karnım aç değil, uyuyacağım.

-Bir şeyler yemelisin, böyle aç aç olmaz.

-Uyuyacağım anne, çık odamdan.

Sen de gördün değil mi? Annem gözlerindeki siniri saklamadan kafasını çekti kapı aralığından ve güm diye çarptı kapıyı. Biliyorum benden nefret ediyor. Benim gibi bir kız doğuracağına keşke ölseydim diyor. Biliyorum çünkü geçen çaya gelen üst kattaki komşumuz Raziye teyzeye anlatırken duydum. ‘Ah Raziye, nasıl bunaldım anlatamam, ne yapacağım ben kızla, nasıl bir dünyada yaşıyor bilmiyorum’, diyordu. Nasıl bir dünya olacak! Güvendeyim, odamdayım, seninle ve saç biriktirdiğim tavşan kumbaramla mutluyum ben. Sanki başka dünyalar daha yaşamaya değer?

Şimal, niye öyle bakıyorsun yüzüme? Annem yüzünden mi? Ama o benden nefret ediyor, hem sadece çık odamdan dedim. Geçen seferki gibi kapıyı yüzüne çarpmadım ki. Evet, biliyorum parmağı sıkışmıştı, çığlığı da pek tiz çıkmıştı ama değil mi? Nasıl gülmüştük arkasından. Tamam, tamam. Sen kızma yeter ki, bir daha yapmam. Ama bir daha ben uyurken odama girip seni almak isterse o zaman, işte o zaman ne yapacağımdan ben sorumlu değilim bak. Geçen sefer ne olduğunu biliyorsun. Uyanıp da duvardaki boş çiviyi gördüğümde öleceğim sanmıştım. Kapıda hala o gün vurmaktan kanayan ellerimin izleri duruyor. İçeriye kimseyi sokmadım o günden beri sen de biliyorsun. Kimse bizi ayıramaz. Ne o beyaz önlükleriyle kendilerini tanrı sanan doktorlar ne de vücuduna sapladıkları o iğneler…

O gün hastane odasında yüzün çok solgun görünüyordu. Eskisi gibi kara saçların da yoktu artık yüzünü çevreleyen. O adamlar ağzına bile hortum takmışlardı. İnsan bu haldeyken nasıl mutsuz olmaz ki? Nasıl da konuşmak istiyordun benimle. Ama o lanet hortum varken ne dediğini nasıl anlayabilirdim! Çıkarmam iyi oldu değil mi, ama sen de oyunbozanlık yaptın hemen, suratın morarıverdi. Titredin falan. Sonra bir sessizlik… Bütün bunlara ne gerek vardı? Sonra odaya doluşuverdiler o beyaz önlüklü tanrılar. Beni de yaka paça çıkardılar oradan.

Şimdi sana bakıyorum da, odamın loş ışığında, şu güzelim desenli duvarımda ne de güzel görünüyorsun. Kara gözlerinin içi gülüyor adeta. Burada bizi kimse rahatsız edemez. Annem mi, yok canım, onun icabına bakarız bir dahaki sefere. Ha, kumbarayı merak ettin yine. Senin için, canım senin için. Eskisi gibi kara saçların olsun istemez misin?

( Fotoğraf http://www.flickr.com/photos/laurentreece/8030436498// adresinden alınmıştır. )

http://oykugunlukleri.wordpress.com/2013/10/07/sac-kumbarasi/

Reklamlar

2 thoughts on “Saç Kumbarası

  1. okurken aklıma gelen keyword’leri söyleyeyim: “lösemi”, “psycho”, “kızın kuzeyinde, yani önündeki ayna”, “iç sıkıntısı”, “korku”, “cinnet”, ve daha fazlası..
    Nasıl? 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s