Kızılgerdan Katliamı

O Pazar günü apartmanın kızarmış ekmek ve sucuk kokularına uyanmış, sabah sabah midem bulanmıştı. Bu kokular nasıl oluyor da evime, yattığım odaya kadar sızıyorlardı. Sabahlarımın tazelik alışkanlığı cam açma merasimimi o günlük iptal ettim. Kapı ve cam aralıklarından sızan baharatlı et kokusunun daha fazla içeriye girmesine izin veremezdim. Apar topar üzerime bir şeyler geçirip hazırlandım. Biraz yürüyüp açılmak, kokulardan uzağa gitmek iyi gelir diye düşündüm. Kapının koluna dokunduğum anda gece gördüğüm rüya şimşek gibi parladı zihnimde. Üzerindeki paslardan neredeyse kızıla dönmüş soğuk demir kapıyı açıyor ve bir bahçeye giriyordum. Burada yüzlerce kuş yerden bir şeyler yiyiyor, beni görünce duruyorlar ve aniden gagalarını birbirlerinin turuncuya çalan göğüslerine saplıyorlardı. Narin bedenlerinden kanlar fışkırıyor ve kısa sürede ortalık kırmızıya dönüp üstüm başım kana bulanınca aniden uyanıyordum. İşin ilginç yanı bu kuş türünü daha önce hiç görmemiştim. Hayvanlar alemine pek de meraklı olmadığımdan adını dahi bilmiyordum. Bu tuhaf ve anlam veremediğim düş izini, kulağıma taktığım müzik çalardan inleyen nağmelerle silmeye çalıştım. Dışarıya çıktım.

Yarım saat kadar sonra mahalleden iyice uzaklaşmış Pazar sabahlarının kimsesiz sokaklarının tadını çıkararak yürüyordum. Sonra birden o küçük kahvehaneyi gördüm. Tahta küçük masaları, yanlarında boyası iyece atmış sandalyeleri vardı. Masaların üzerinde yoğurt kaselerine dikilmiş fesleğenler bu solgun dekorasyona renk katıyorlardı. Yaşlı bir adam burnunun ucundan düşecekmiş hissi veren gözlükleriyle elindeki gazeteyi okuyordu. Bir şeyler atıştırmak ve çay içmek için uygun bir yer olduğunu düşünüp masalardan birine oturdum. Yaşlı adam beni gördüğüne hiç hoşnut olmamış bir tavırla yerinden kalktı ve olduğu yerden çay içer misin diye seslendi. Alırım, teşekkürler dedim ve sırt çantamı sandalyenin kenarına asarak karşıdaki büfeden bir koşu simit alıp geldim.

Simidimin susamları yeni zımparalanmış gibi duran masanın yüzeyine yayılırlarken çayımı getirdi. Acelem varmış gibi kahvaltımı yapıp çantamdaki kitabı çıkarıp okumaya başladım. Satırlara dalmış okurken birden masanın üzerinde bir kıpırtı gördüm. Zarif bir kuş simitten arta kalan susamları gagasıyla topluyordu. Onu ürkütmemek için hiç hareket etmeden kitabın üzerinden izlemeye başladım. Kuşun dik kuyruğu bana dönüktü. Yüzünü göremiyordum. Sessizce onu izlerken birkaç tanesi daha geldi. Hepsi de susam tanelerinin peşindeydiler. Çok geçmeden sayıları iyice arttı. Belki yirmi tane kuş masamın üzerinde kıpırdaşıp duruyordu. Hiçbirinin yüzünü tam göremiyordum. Zeminden taneleri almak için eğiliyorlar, sonra kafalarını yukarı kaldırıyorlardı. Bu hareketleri seri şeklide devam ettirdikleri zaman ortaya komik bir manzara çıkıyordu. Masanın üzerinde hiç susam tanesi kalmamış hepsini yiyip bitirmişlerdi. Sonra aniden bir tanesi bana doğru döndü. Kızıl renkli göğsünü görünce rüyamdaki katil kuşları hatırladım. Küçük kara deliğe benzeyen gözleriyle içimi görmeye çalışır gibi bakıyordu bana. Ağzını açıp garip bir ses çıkardı ve masanın üzerindeki bütün kuşlar aynı tarafa döndü. Aniden çıldırmış gibi birbirlerinin göğüslerini gagalamaya başladılar. Vücutlarından fışkıran kanlar, kitabıma, yüzüme, ellerime bulaşmaya başladı. Kan kokusu midemi bulandırdığı ve şiddetli bir şekilde kusmak istediğim halde hiç hareket edemiyordum. Felç geçirmiş gibi ne kollarım ne de ayaklarımı hissediyordum. Büyülenmiş gibi onları izlemeye devam ettim. Yanağıma fışkıran kan dudaklarımın kenarına doğru süzülmeye başladı. Dilim kontrolden çıkmış bir şekilde bu damlayı bir darbeyle ağzıma götürdü ve hafif tuzlu metalik bir tat hissettim. Göz göze geldiğim kuş hariç diğer bütün kuşlar ölmüş, cansız ve kanlı bedenleriyle masanın zeminini kaplamışlardı. Bu kadar kısa sürede gözümün önünde olup biten bu katliama şaşırıp kaldım. Geriye bir tek o kalmıştı ve küçük kara gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Bense ağzımdaki metalik tadı kovmak için dilimi hareket ettirip duruyordum. Birden üst ön dişlerimin arasına sıkışmış susam tanesini hissettim. Ne zaman simit yesem mutlaka oraya bir susam takılır kalır ve ben bu durumdan nefret ederim. Onu çıkarmak için dayanılmaz bir istek duyuyordum. Bunu kuş da fark etti. Artık masadaki tek susam tanesi benim dişlerimin arasındaydı. Yavaş adımlarla bana doğru yürümeye başladı. Adımları masanın zemininde kırmızı lekeler bırakıyordu. Yüzümün hizasına gelince atlıyormuş gibi bir hamle yaptı ve işte o anda felçli vücudum kendine geldi ve irkildim.

Ter içinde uyandım. Ağzımda metalik tuzlu bir tat vardı. Anlaşılan yine burnum kanamıştı. Lanet Pazar sabahına yine aynı kabusla uyanmıştım ve apartmandan iğrenç sucuk kokuları geliyordu. Yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim ve dışarı çıkmak için kapıya yöneldim. Kapının soğuk demir kolunu tuttuğumda içimde tanıdık bir ürperme hissettim. Dışarıdan cıvıl cıvıl kuş sesleri geliyordu…

 

http://oykugunlukleri.wordpress.com/

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s