Güz Telaşı

Güz, Eylül’e sevdalıdır. Dağların eteklerinde renkleriyle gösteriler yapmayı, boz renkli sahillerde dalgaları kumla oynaştırmayı, bir güneşi, bir bulutları baştan çıkarmayı sever. Yaz günlerinin nemi, cehennemi, bir ılık hava cümbüşüne bırakır kendini. Ağaçların fısıldaşmaları yaprak yaprak düşer kaldırımlara. Kaldırımlar kış telaşındaki karıncalara ev sahipliği yapar. Tatlı bir telaş sürer gider doğanın bedeninde…

Gökyüzü bile bir başka naza bürünür güz gelince. Güneşin akşama teslimiyeti kızıl bir deniz güzelliği saçar göğe. Balkon güzelleri, rüzgarın esintilerini ince hırkalarının üstünden kucaklar. Okul çocukları kokulu silgilerin, renkli kalemlerin düşünde geçirirler geceleri. Bir yazlıkçılar hüzünlenir yazın vedasına. Ruhlarını adadıkları maviler laciverte dönerken ömür azalır gelir onlara. Yine de güz bir kez geldi mi kapıya, ince belli bardakta limonlu çayları, ayaklarında pufidik terlikleriyle cam kenarlarında alırlar yerlerini. Diz üstünde çile çile yünler, diz üstünde gazeteler, dergiler… Dantelli fiskos masalarının kolalı yalnızlığı bayram eder. Her mevsimin ayrı bir güzelliği vardır derler ya, işte o güzellikler dolar evlerin odalarına.

Kurutulmuş biber dizeleri salkım salkım dalgalanır balkon köşelerinde. Dolaplarda reçel kavanozları, tarhanalar, salçalar bir kış rüyasının hazırlığında sıralanırlar. Toprağı bol olsunlu anneannelerin tarifleri çıkar çekmecelerden. Kazanlar, kepçeler coşar. Mutfaklara buram buram tarhana kokusu, reçel kokusu dolar.

Vitrin mankenleri bile bir güz havasına girerler. Sonbaharın melankolik renkleri omuzlarında dolanır. Yumuşacık yumoş ayıcığını bile kıskandıran hırkalar, kazaklar peyda olur raflarda. Dükkanların önünde bir yaz boyu avarelik yapmış sehpalar tabureler vedalaşırlar sokakla. Çaycı Ali’ler güzü sever. Soğuk cam şişelerin gölgesinde kalan tavşan kanı çayları, damdaki pabuçlarını giyer gelirler yeniden. Kareli masa örtülerinin gururlu misafirleri oluverirler…

Yağmur toprağa düşer damla damla, tohum gömülür berekete. Doğanın kokusu, marifetli bir annenin soğan kokan elleri gibi siner yaşamın içine. Akşamlar yemek sonrası çayların, çekirdeklerin, pembe dizilerin sevdalısı olur, naftalin kokulu battaniyeler, yorganlar iner raflardan. Gece, güze selam eder çiğ yağarken damlara. Güz inceden usul usul gelir, bir tanrı misafiri tedirginliğiyle kıvrılıverir şehrimizin bir köşesine…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s