Öldürmenin Dayanılmaz Hafifliği

Günlerdir bu pencere kenarındaki yataktayım. Hemen başucumda içi yarıya kadar dolu cam bir sürahi ile yıkanmaktan aşınmış, çizgili şeritleriyle yaşlılığını hissettiren bir bardak var. Odanın duvarları beyazın masumiyet hissiyle yıkanmış. Sanki dünyanın en masum, en huzurlu yeri burasıymış imajı hakim. Karşımdaki duvarda ormanın içinde, pırıltılı bir göl  resmi asılı. Bazen saatlerce o resme bakıyor ve kendimi o göl kenarında hayal ediyorum. Kollarımı güneşe doğru açmış, rüzgarın fısıltılarını dinliyorum. O gün de tıpkı şu tablodaki hayalim gibi rüzgarın usul usul tohumları uçurduğu bir ormandaydık …

Uzun zamandır karımdan kurtulmak istiyordum. Evliliğimizin ilk günlerinde ona aşık olduğum söylenebilir. Artık üzerinden o kadar çok kavga gürültü, maddi sömürüler ve aldatmalar geçti ki, eski günlerin hatırına bile diyebileceğim bir zerre sevgi kırıntısı kalmamıştı içimde. Ondan boşanmak, ona istediğini vermek demekti. Yıllardır başka biriyle birlikte olduğunu biliyordum. Üstelik o kişinin kim olduğunu bile biliyordum. Her gün alış verişten, arkadaşlarından, kuaförden ya da yürüyüşten geliyormuş bahaneleriyle evde toz pembe yalanlar uçuşturuyordu. Ben de her seferinde (aslında nerede ve kimle olduğu gerçekten de umurumda değildi) inanan ve güvenen eş rolünü oynuyordum. Gerçekleri bildiğim hakkında en ufak bir endişesi yoktu. Beni aptalın teki sanıyor olmalıydı. Aslında evliliğimiz boyunca gerçekten de tam bir ruhsuz gibi davranmış, fazla ayak altında dolaşmayan, her şeye karışmayan, işten gelip koltuğunda gazetesini okuyan adamı canlandırıyordum. Bu şekil bir yaşam tarzı aile bireylerinde en ufak bir beklenti yaratmadığından (ilgisiz koca, ruhsuz baba) kendi halimde, kimse bana bulaşmadan yaşıyordum. Bugün artık birer yetişkin olan çocuklarım bile bana bir şey sormaz ne halleri varsa annelerinin sorunu olurlardı. Ama hayatımda onların asla dolduramayacağı bir boşluk vardı.

Evet karım beni aldatıyordu, bunu kanıtlayıp ondan kurtulabilirdim. Ama ben başka yollar düşünürken buluyordum kendimi. Bana ne olduğunu anlamıyordum. İçimde bastıramadığım bir şiddet açlığı vardı. Bunu, bir gün şafak vakti çıktığım balık macerasında anlamıştım. Oltaya yemi takıp, göle doğru savurmuştum. O anda arkamda bir kıpırtı oldu. Siyah, pislik içinde bir yaban domuzu yemek için yanımda getirdiğim öteberinin olduğu poşeti eşeliyordu. Burun deliklerindeki ıslaklık o kadar mesafeden bile mide bulandırmıştı. Çalılığın arkasında olduğumdan beni fark etmemişti. O anda vücuduma bir şeyler oldu. Damarlarımdan akan kanın sıcaklık derecesini tenimden bile hissedebiliyordum. Müthiş bir nefret ve saldırma hissi peyda oldu içimde. Domuz ne olduğunu anlamadan balığa giderken yanımda taşıdığım bıçakla üzerine atladım. Boynunun altından içeriye batırdığımda, bıçağın sürtünerek etine girişinin o tarif edilemez sesi, tatlı bir melodi gibi çınladı kulağımda. Domuzun yapışkan artıklarla dolu burun delikleri kanla kaplanmıştı. Üstüm başım kırmızıya boyanırken bir ferahlık, ruhumda bir hafiflik hissettim. Hani çok yorgun olduğunuzda ılık bir duş alırsınız da, oh be kendime geldim rahatlığı yaşarsınız ya, tam olarak işte buna denk gelen bir deneyim yaşamıştım. Sonraları bu deneyimlerimi çeşitlendirdim elbette. Bir kere öldürmenin tadını aldı mı başka kaçış yolu aramaz insan.

Öldürmelerim balığa gidiş seanslarım içerinde olup bitiyordu. Hava nasıl olursa olsun, balığa gitmek için fırsatlar yaratıyordum. Domuzla başlayan tutkum, bir av köpeği, civar çiftliklerden bir tavuk, otlanırken kaybolmuş bir kuzu, kaplumbağa, küçük kemirgenler, o an önüme çıkan ve peşinden ilerleyip yakalayabileceğim her şeyle devam etti. Öldürmenin hazzı her geçen gün endorfin etkisi yapıyordu ve evet, kısa sürede bağımlı olmuştum. Artık hayvan katliamlarım yetersiz gelmeye başlamıştı. Altın vuruşumu yapabilmem için daha büyük, daha heyecan verici bir şey bulmam gerekliydi. İş yerinde, evde, arabamda, markette her yerde bunu düşünür olmuştum. Aklımın endorfine bağımlı hücreleri, bir reklam panosundaki yanıp sönen renkli ışıklar gibi tek bir görseli muştuluyordu bana; karımı…

Bu düşünceden vazgeçmeye çalıştıkça iyice içine gömüldüm. Bir tarafım böyle bir şey yapamayacağımı söylerken diğer tarafım sinsi planlar üzerinde çalışıyordu. Sonunda çok da üzerinde uğraşmama gerek kalmadan kusursuz bir plan çıktı ortaya. O hafta sonu, işyerinden arkadaşım ailesinin yazlığına davet etti bizi. Aslında hiç gitmek istemiyordum. Ama ormanın içinde, göle de çok yakın bir yer olan burası ilgimi çekmişti. Anında aklıma o kadar kalabalığın içinde şüpheleri üzerime çekmeyeceğim o fikir geldi. Karımı da alıp Halil’lerin annesinin yazlığına gittik. Evden çıkmadan önce cüzdanımı kimsenin bulmayacağı bir yere sakladım.

Şirketten birçok kişi ailesini de alıp gelmişti. Saçma bir kalabalık vardı. İnsanların o Pazar gününü böyle heba etmeleri çok komik geldi bana. Kimsenin benim gibi huzur verici planları olmadığına göre ne halt etmeye bu kadar kalabalığın içine giriyorlardı. Her neyse. Akşamüzeri olmuş, bahçede mangal yakılmıştı. Karıma biraz yürüyüş yapacağımı söyledim. Cep telefonumu da özellikle ona bıraktım. Şarjı bitiyor zaten, sen çantana at dedim. Sonra ormana doğru yürüdüm. Daha önceden dikkat çekmeyen bir çalılığın arkasına bir sırt çantasının içinde planım için gerekli olan malzemeleri koymuştum. Balığa çıktığım bir sabah benden önce gelmiş birinin çadırını görmüştüm. Adam fosur fosur uyuyordu.Çadırın içi leş gibi alkol kokuyordu. Yanındaki çantayı yavaş yavaş çekip, içinde neler var diye bakmıştım. Yağmur yağması ihtimaline karşı yanında getirdiği birkaç kıyafet, ayakkabı ve yiyecek vardı içinde. Yakınlarda bir yerlerde bıçağı da olmalı diye düşünüp onu da hemen bulmuştum. Sonra hepsini yanıma alıp gittim. Bir gün bunların bana lazım olacağını biliyordum. Çalılığın altından çantayı çıkarıp kıyafetlerimi değiştirdim. Kendi üzerimden çıkardığım her şeyi göle attım. Sonra daha önceden bu kusursuz planımda kullanmak üzere aldığım çalıntı telefonla kendi telefonumu aradım. Uzun süre açmadı telefonu karım.  Neyse sonunda açtı ve benim şu anda orada olmadığımı söyledi. Sesimi kalınlaştırarak konuşup, çok önemli bir mesele olduğunu ve acil görüşmem gerektiğini söyledim. O zaman telefonda beklersem telefonu getirebileceğini söyledi. Planım kusursuz işliyordu. Çok geçmeden karım ağaçların arkasında göründü. Bana seslenmeye başladı. Pusuda beklediğim çalılığın önüne gelince hemen çıkıp üzerine atladım. Ses çıkarmaması için önce ağzını kapadım. Sonra bıçağımla boğazını enlemesine yardım. Kan boğazından fışkırırken gözleri büyük kara bilyeler gibi kıpırdaşıyordu. Altın vuruşum beni göklere çıkardı. Bir daha hayatım boyunca böyle bir doyum yaşamayacağımı biliyordum. İnsan karısını en fazla bir kere öldürebilir. Ama acele etmeliydim. Cansız bedenini toprağa bıraktım. Pat diye bir ses geldi. Kafatası çatladı herhalde diye düşündüm. Sonra planımın geri kalanını uyguladım. Karımın kıyafetlerini de çıkarıp göle attım. Üzerimdeki başkasına ait olan kıyafetleri ve bıçağı çantaya koyup çalıların arkasına gizledim. Telefonun içindeki kartı çıkararak çantaya sıkıştırdım. Göle doğru koştum. Atlamadan önce yerden aldığım koca bir taşla önce sim kartı paramparça yapıp kalıntılarını göle attım sonra kafama ve yüzüme biraz darbe verecek kadar vurdum ve kendimi karanlık suya bıraktım.

Uyandığımda işte bu beyaz odadaydım. Kafamda sargılar vardı. Doktor benimle konuşmaya çalıştı ama hiçbir şey hatırlamadığımı söyledim. Buna inanmaları için çok fazla çaba sarf etmem gerekmedi. Ne de olsa kafama darbe almıştım ve büyük bir şok yaşamış olmalıydım. Öldürme hazzı, müthiş bir yönümü ortaya çıkarmıştı. Aslında her insanın içinde olan yalan söyleme kabiliyetini. Sonradan çocukların ve gelen birkaç akrabanın anlattığına göre o gün Halil’lerin evinin olduğu ormanda bize bir hırsız saldırmıştı. Olayı önceden planladığı belliydi çünkü çalıların arkasında bir çanta bulunmuştu. Elbette kim olursa yapacaktı bunu. Mutlaka birilerinin yürüyüşe çıkacağını düşünmüş olmalı. Cüzdanım kayıptı. Eşimin (artık rahmetli) çantasına dokunmamıştı. Belki de o gelince panik yapıp öldürmek zorunda kalmıştı. Polislerin tek üzerinde durduğu konu, biz kaybolmadan önce benim telefonuma gelen aramaydı. Ama onun da izine ulaşamamışlardı. Katili aramaya devam ediyorlardı.

Üç haftadır bu beyaz odadayım ve polislere, doktora, çocuklarıma söylediğim yalanlar yeni hayatıma temel oldular. Neredeyse ben bile inanacağım bu anlattıklarıma. Aynaya baktığımda bambaşka bir insan görüyorum. Şimdi saldırıya uğramış mağdur bir adam olarak (üstelik hafızam yerinde olmadığından çocuklarla da ilgilenemem) insanların acıdığı ve zamanla unutacağı hayatıma devam edeceğim. Yeni heyecanlar peşinde olduğumdan hiç şüpheniz olmasın…

http://oykugunlukleri.wordpress.com/

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s