Delirmenin Eşiğinde Bir Kadının İngiliz Anahtarıyla Hayata Dönüşü

Yasemin mutsuz bir kadındı. Mutsuzluğunun farkındalığı hayat felsefi olmuş, bedeni; asık surat, bezmiş dudaklar, olumsuz her türlü olaya açık kulaklar ve hissetmeyen ellerle donanmıştı. Tüm duyuları hüzne programlanmıştı. Yaşadığı en ufak bir sorunu şansızlığına, kötü bahtına bağlar, yaşamdan ve insanlardan hiçbir umudu ve beklentisi olmadan görünmez ama kendi içinde yorucu, hastalıklı  bir hayat yaşardı.

O gün evden çıkarken mutfakta birikmiş çöpleri de atmayı düşünüp tezgahtan aldığı poşetle kapıya doğru yöneldi. Tam koridorun ortasındayken poşet yırtıldı ve içindeki yağlı ve yapış yapış çöpler krem rengi halısının üzerine döküldü. ‘Zaten ben de şans olsa! ‘’ diye başlayan, günde belki de yüzlerce kez kurduğu cümle ile söylene söylene temizledi ortalığı. Elleri acıyana kadar fırçaladı halıyı ama yine de koyu kahverengi bir leke kaldı. Bu leke eve her girdiğinde gözüne takılacak, aklının bir köşesinde sinsi bir fare gibi kemirecekti beynini.

Apartmandan çıkıp otobüs durağına yürürken yağmur yağmaya başladı. Kahretsin! Diye bıçak gibi keskin bir ses çıktı ağzından, sokaktaki dilenci çocuk bile korktu bu sinirli kadından. Geri dönüp şemsiye almak için çok geçti, otobüsün gelmesine birkaç dakika olmalıydı. Çok geçmeden beklediği 527 nolu otobüse bindi. Aylık kartını cihaza okuttu ama karşılığında ‘’yetersiz bakiye’’ diye mekanik bir ses duydu. Yüzü kızardı, koltuk altlarına bir anda serin sular boşaldı. Arkasındaki insanları ite kaka indi otobüsten. O inerken yolculardan biri arkasından sesleniyordu ‘’Hanımefendi alın benim kartımı okutun.’’ Oysa Yasemin bu kibar yardım çağrısına ve de bütün insanlara kapatmıştı kendini. Duyması imkansızdı.

Sinirli sinirli adımlarla, asfaltı delercesine sert basarak ilerliyordu sokakta. Yağmur, saçlarını ıslatmış, ayakkabıları çamur olmuştu. En yakın kredi yükleme yerini bulmak için etrafına bakıyordu. Sonunda küçük bir büfe gördü. Kartına 20 liralık yükleme yapmak istediğini söyledi. Cüzdanından 100 lira çıkarıp verdi. Büfedeki adam ‘’bozuk yok mu hanımefendi, sabah sabah siftah yapmadım’’ diyecek oldu. Yasemin bu sözleri, sinsi bir tıslama gibi duydu. ‘’Yok, ‘’dedi, ‘’olsa verirdik herhalde!’’ Hemen arkasında gazetelere göz atan orta yaşlı bir beyefendi vardı. ‘’Ben bozabilirim paranızı ‘’dedi. Oysa Yasemin çoktan dünyaya sırtını dönmüş, asabi tavırlarla büfeciden çekip aldığı parayı buruşturmuş, yola koyulmuştu bile…

Simitçiye takıldı gözü, karnı acıkmıştı. Cebindeki bir lirayla bir simit almak istedi. ‘’Şunu ver,’’ dedi yaşlı adama. En kızarmışını ,en çıtırını seçti gözüyle. Saman kağıda sarılı simitten bir lokma ısırıp yürümeye devam etti. İkinci ısırığında ağzına bir şey dolandı. Uzun bir saç teliydi bu. İğrenerek fırlattı simidi elinden. Bu kadarı da fazlaydı. Midesi bulandı. Karşıdaki çay bahçesine koşup, bayanlar tuvaletine attı kendini. Tuvalet leş gibiydi. İyice kötü oldu midesi. Öğüre öğüre arındırdı kendini…

Biraz sakinleşince, çantasından geçen günkü kebapçıdan kalan ıslak mendillerden çıkarıp, ellerini ve göz altlarını sildi. Dışarıya çıkıp yürümeye devam etti. Yolda giderken, neden hiçbir şey yolunda gitmiyor, neden, neden diye sayıklıyordu. Neden uğruna ailesine karşısına aldığı adam onu terk edip gitmişti, neden iş yerinde beklediği terfi başkasına verilmişti, neden saçlarını kesen kuaför modeli becerememişti, neden her gün başı ağrıyordu, neden sabah çöp torbası yırtılmıştı, neden bu sabah yağmur yağmıştı… neden o simidi seçmişti… İşte Yasemin’in her günü bunlar gibi sorunlarla geçiyor, mutsuzluğu ket be kat artıyordu.

Her gün bu soruları soruyordu kendisine. Sabah yeni bir güne uyandığında kendini sorgulamaya başlıyor, akşama kadar başına gelen her olumsuzluğu kayıt defteri gibi kullandığı beyninde listeliyor, geceleri yatağında huzursuz saatler geçiriyordu. İyi uyuyamıyor, yorgun ve bitkin uyanıyordu. Son günlerde baş ağrıları da sıklaşmıştı. Doktorlardan nefret ettiği için hastaneye gitmeyi bile düşünmüyordu. Yatak odasından çıkıp diğer odalara geçmek için koridora her çıktığında halının üzerindeki o lekeyi görüyor, anında sinirleniyordu. Üzerine defalarca deterjan dökmüş, saatlerce fırçalamıştı lekeyi. Fırçanın her ileri geri hareketinde bir rahatlama oluyordu içinde. Sanki bütün sıkıntılar, yaşadığı bütün uğursuzluklar köpüklere hapsoluyor, uçup gidiyordu hayatından. Fırçalamak bir arınmaydı onun için. Bu arınma kandırmacaları lekeyi bir arkadaş yaptı kendine. Ona anlatıyordu dertlerini, rüyalarını, baş ağrılarını. Günlük bir rutin haline geldi bu hareket. Her gün kendi kendine uydurduğu şansızlıklar, problemler, eve dönünce lekenin başına oturmak için birer bahane olmaya başladı.

İşyerinde de sorunlar bitmiyordu. Daha geçen gün patronu odasına çağırmış, son günlerde iyi görünmediğini, bir problemi olup olmadığını sormuştu. Siz insanlardan başka ne derdim olacak diye geçirdi içinden. Patronu bir süre izin verdi ona. Tatile çık, kafanı dinle, iyi hissettiğinde geri dön demişti. Asıl amacı ondan kurtulmaktı biliyordu Yasemin. Ofisteki herkesin bakışından kendisini orada istemediklerini biliyordu. Bir haftadır işe de gitmiyordu. Gününün çoğu yatakta, ya da lekeyi fırçalamakla geçiyordu.

Bir gün yine koridorda lekenin başındaydı. Aslında artık ortada bir leke yoktu. Delinmişti halının o bölümü ve döşeme de aşınmıştı. Kapı çaldı. Yasemin kapının daha önce hiç çalmadığını düşündü. Öyle ya 2 yıldır bu evde yaşıyordu ama kapı bir kez olsun çalmamıştı. Zilin melodisi, koridorun duvarlarında yankılandı. Yasemin ürperdi. Önce hiçbir şey olmamış gibi fırçalama işine geri döndü. Ama zil ikinci kez çalınca ne yapacağını şaşırdı. Kalkıp gözetleme deliğinden baktı. Genç bir kadın meraklı gözlerle duruyordu kapının önünde. Kapıyı açtı, tek bir kelime etmeden kızı incelemeye başladı.

Yasemin’le hemen hemen aynı boyda, bakır renginde uzun dalga dalga saçlarını sağ omuzunda toplamış, üzerinde baskılı yeşil bir tişört ve kiremit renginde bir eşofman giymişti. Yasemin’i elinde fırçayla hiç konuşmadığını görünce hemen rahatsız etme sebebini belirterek kendini de bu arada tanıtıverdi : ‘’Merhaba ben Aylin, alt katınıza yeni taşındık, kusura bakmayın rahatsız ettim, aaa sizde mi temizlik yapıyordunuz, ne tesadüf biz de. Babamın takım çantasını eşyaların arasında bulamıyoruz. Siz de ingiliz anahtarı var mıdır diye sormaya gelmiştim. ‘’ dedi. Yasemin İngilizlerin anahtarının kendisinde olup olmadığını soran bu kıza tuhaf tuhaf bakıyordu. ‘’ Özür dilerim anlayamadım, ingilizlerin anahtarıyla ne yapacaksınız? Bende olduğunu da nereden düşündünüz? Benim ingilizlerle ne işim olabilir? dedi… Küçümseyen mimikleri hemen görev yerlerine geçtiler, yüzüne yayıldılar, Yasemin’i kıza karşı kışkırttılar. Dudaklar otomatik olarak büzülüp, kaşlar çatılma pozisyonuna hazırlandılar. O sırada Aylin, Yasemin’in sinirlenmiş olduğunun zerre kadar farkına varmadan kahkahayı patlatıverdi:‘’ Aaa siz daha önce duymadınız sanırım, o bir alet, vidaları sıkmaya, açmaya yarıyor. Eee tabii bir bayan olarak hiç kullanmamış olabilirsiniz çok doğal, babam pek sık kullanır ben oradan biliyorum.’’ dedi. İsmi de sanırım İngiliz biri bulduğu için öyle konulmuş olmalı, bakın şimdi merak ettim, internetim kurulur kurulmaz araştıracağım bunu, size de anlatmamı ister misiniz? Belki bir kahvenizi içmeye gelirim bir gün? Yasemin duydukları karşısında çok şaşırdı. Uzun zamandır kimseyle bu kadar uzun bir diyalog yaşamamıştı. İngiliz Anahtarı’nı daha önce ne duymuş ne de görmüştü ama şu an yaşadığı olay gerçekten de komikti. Büzülmüye alışmış dudakları, kas değişikliğine hemen uyum sağladılar. Hafızasında kayıtlı, çocukluğundan kalma bir gülümseme yer buldu yüzünde. ‘’Olur,’’ dedi. ‘’Ben de merak ettim şimdi. Haber verirsiniz bana.’’

Aylin bu tuhaf görünüşlü kadına karşı bir şeyler hissetti o gün. Evlerine iyice yerleşip, söz verdiği gibi ingiliz anahtarının isminin nerden geldiğini araştırıp bir akşamüstü çalıverdi Yasemin’in kapısını. Yasemin kapı çalınca gelenin Aylin olduğunu anladı. Çünkü günlerdir bekliyordu onun gelmesini. O gittiğinden beri sürekli içecekleri kahveyi düşünüyordu. Bir insanla kahve içmek ne büyük bir değişiklik olacaktı hayatında. Son günlerde koridordaki lekeden başka arkadaşı olmadığı için bu yeni arkadaş onu heyecanlandırmıştı.

Aylin içeriye girer girmez eve yayılmış deterjan kokusuyla sersemledi. ‘’Sanırım yeni temizlik yapmışsın, ama çok fazla deterjan kokuyor içerisi. Bir pencere açalım en iyisi, yoksa başımız ağrır. ‘’ diyerek salonun camlarından birini açtı. Akşam güneşi davetsiz bir misafir gibi usulca içeriye süzülüverdi. Günlerdir temiz hava görmeyen ev, canlandı, temiz bir atmosfer yayıldı ortalığa. Yasemin donup kalmış bir tepki verememişti. Aylin ona sormadan hareket ettiği için kızmıştı aslında. Benim evimde nasıl istediği gibi hareket ediyor, bu başından beri bir hata, onun gelmesine izin vermemeliydim diye düşünüyordu. Sonra birden temiz havanın ciğerlerine süzülüşünü hissetti. Bir kelebek sürüsü girdi içine, damarlarındaki kan hızlandı. Başındaki ağrı usul usul çekildi. Hissediyordu ağrının yok oluşunu. En güçlü ağrı kesicinin bile böyle hızlı ve güzel bir etkisi olmadı diye düşündü.

Aylin, söz verdiği gibi yaptığı araştırmadan bahsetmeye başladı; Edwin Beard Budding isimli bir İngiliz 1800’lü yıllarda bulmuştu bu aleti. İngilizce ‘’adjustable spanner’’ kelimesinin Türkçeye çevirisi ‘’ayarlanabilir anahtar’’ mış. Kendisi aynı zamanda çim biçme makinesinin de mucidiymiş. Bak babam takım çantasını buldu sonunda. Bu da işte sayın İngiliz anahtarı, buyrun tanışın deyip, yanında getirdiği metal aleti gösterdi. Yasemin, Aylin’in ödevini yapıp gelmiş olmasını kendisine karşı bir saygı tavrı olarak algıladı. Kızın arkadaş olmak için böyle bir adım attığını hissetti. Gururu okşandı. Kimse bugüne kadar onunla arkadaş olmak istememiş, ona bir şey için söz verip yerine getirmemişti. Genelde insanlar tarafından görmezden gelinirdi. Ofiste çok yaşıyordu bunu. Kızlar mutfaktan tepsiyle çay getirirler, herkese dağıtırlar, Yasemin sen de içer misin diye sormazlardı hiç. Kahkahalar, sohbetler arasında çaylarını yudumlayıp, işlerini yapıyor gibi görünürlerken, Yasemin orada yokmuş gibi davranırlardı. Sadece ofistekiler değildi onun canını sıkan. Otobüste, durakta, metrobüs denilen şu kalabalık kapsülünde, markette, bankada, hastanede, hemen hemen her yerde insanlar böyleydi. Otobüste tam bir boş koltuk görüp oturmak istediğinde başka biri gelir oturuverir, onu görmezden gelirdi. Markette kasada beklerken, başka biri önüne geçip kendi işlemini yaptırırdı. Bu düzen hep böyleydi. Bazen kendinden şüpheleniyordu. Ben görünmez miyim gerçekten diye. İnsanlar içinden geçip gidiyorlar, bedenini parça parça yapıyorlardı. Ama şu salonda, koltukta oturan kızıl saçlı kız, o da insandı. Ama onu görüyor, onunla konuşuyor, şu komik İngiliz anahtarı hakkında araştırdıklarını anlatıyordu.

‘’İlginç bir bilgi öğrendim sayende, teşekkür ederim ‘’ dedi Yasemin. Bir daha asla unutmam bu bilgileri. Hadi şimdi kahvelerimizi içelim, hemen geliyorum,’’ deyip mutfağa yöneldi. Mutfağında ilk kez mutlu hissetti kendini. Birisi için bir şey yapıyor olmak, raftan iki fincan çıkartmak, kahveyi , cezveyi iki kişilik hissetmek mutlu etti onu. Kahvenin köpükleri bile bir güzel geldi gözüne. Mutfaktan salona geçerken, lekeyi görmedi ilk kez. Mutfaktan salona geçerken başka bir Yasemin olmuştu.

Yasemin ve Aylin, İngiliz anahtarı aracılığıyla kurulan dostluklarını gün geçtikçe ilerlettiler. Aylin, Yasemin’in kırılgan ve huzursuzluğun eşiğindeki ruhunu anlamakta gecikmedi. İlaç oldu Yasemin’e. Dinledi onu, değer verdi. Yasemin, içini açtı Aylin’e. Hayatında ilk kez güvendi. Sabah sorgulamaları, baş ağrıları, talihsizlik saplantısı günden güne eksildi. Yerini sağlam bir dostluk doldurdu. Koridordaki halıyı atıp, cıvıl cıvıl renkli bir tane aldı. Leke’yi bir daha hiç düşünmedi.

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s