Çalıntı Sardunya

Merdivenlerden çıkarken burnuma çocukluk günlerimi anımsatan bir koku geldi. Duvarları mavi boyalı, gün ışığını az gören o karanlık mutfağımızı anımsadım. Annem yine göbeği tezgaha değmekten yıpranmış çiçekli  bluzlarından birini giymiş. Yemeğe saç düşmesin diye tülbentle yarım bağlamış saçlarını. Yıllar içinde kafama ağır geliyor artık diyecek, o tülbent gidecek, saçlar kısacık kesilecek. Bir elinde kullanmaktan yıpranmış tahta kaşık, rendelediği domatesleri zeytinyağında kavuruyor. Öncesinde soğanlar atılmış, rengi dönünce domatesler eklenmiş. İşte o harika karışım. Soğan, zeytinyağı ve domates.  Birçok yemeğin tabanı, ana malzemesi. Aslında yemek yapmak ne kolay diye düşünürdüm eskiden. Soğanı domatesi doğra, zeytinyağında kavur, (püf noktası zeytinyağı elbette ) ne yemeği yapıyorsan işte o sebzeyi ekle. Biraz sıcak su da ekledin mi al sana mis gibi sulu yemek. Bu üçlü karışımın kokusu o mavi duvarlı karanlık mutfağı sıcacık bir yuvaya dönüştürürdü aniden. Camlarda buhar, evin içine sinmiş lezzet kokusu, başı tülbentle bağlanmış, elinde tahta kaşıklı anne. Koku beni cezbeder, yalvaran göz bakışı silahımı kullanır, köşesini kopardığım ekmeğin içine bir kaşık koymasını beklerdim. Sonra elimde buharı tüten ekmeği koklar, üfleyerek bir parça ağızıma götürür, her defasında dilimi yakardım. Ama  o muhteşem tat hemen acının yerine geçer, içimi sıcacık bir duygu kaplar, bir mutluluk dilimine dönüşürdü küçücük ekmek.

O günleri düşünürken bir de baktım çiçek desenli paspas karşımda, daireme gelmişim. Soğuk çelik kapıyı bu kez kendisiyle boğuşmadan kolayca açtım. Bakmayın bugün böyle uslu olduğuna. Bazen dakikalarca uğraştırır beni. Elimdeki poşetleri kapının yanındaki dolabın üzerine bıraktım. Bütün gün kapalı kalan ev küsmüş, içerisi yalnızlık kokmuş. Hemen salonun perdelerini çekip camlardan birini açtım. Son katta oturduğum için karşıdan birinin evin içini görmesi zor. Karşı apartmanın son katında küçük bir kulübeye benzeyen bir oda var. Ama o küçük yerde birinin oturduğunu sanmıyorum. Belki de ev sahipleri fazla eşyalarını ya da ıvır zıvırlarını koymuşlardır. O yüzden rahat rahat havalandırıyorum evimi.

Balkondaki sardunyalar boyunlarını bükmüşler hemen. Bir koşu su alıp ferahlatmalı onları. Ah ne çok isterdim bahçeli bir evim olsun, şu çiçekler salına salına büyüsün geniş toprakta. Kırmızı olanlar hepsinden daha güçlü, daha sağlıklı görünüyorlar. Hayata sıkı sıkı tutunmuşlar. Oysa onları sokağın aşağısındaki parktan kopardım. Geçen akşam işten geliyordum. Dolmuş yine çok doluydu. İnsanlar bütün gün sinir stres biriktirmişler, herkes bir an önce evine varıp, o günkü dizisi başlamadan yemeğini falan yeme derdinde. Yüzlerindeki gerginlik, çatık kaşlardan, ısırılan dudaklardan, düzenli soluk alıp vermelerinden anlaşılıyordu. Bu saatlerde genelde saçma sapan şeylerden tartışma çıkar. Bugünün gündeminde ise öndeki süslü bayan vardı. Arka taraftan yeni binen biri, önündeki bayanın omzunu dürterek ‘’şurdan bi kişi uzatsana bacım’’ dedi. Bukle bukle sarı saçlı kadın bir hışımla arkasına dönüp, ‘’ben nerden senin bacın oluyorum’’ diye çıkıştı. Bugünkü yolculuğumuzun tartışma konusu ortaya çıkınca dolmuştan inmeye karar verdim. Biliyordum az sonra  işler karışacak, herkes yorum yapacak, açılıp kapanan sinirli ağızlar içeride ne kadar oksijen varsa yutacak, geriye kirli, gergin bir hava kalacaktı. Bütün gün müşterilerin şikayetleri ile uğraşmıştım. İnsanların gürültüsünü çekmeye hiç niyetim yoktu. Neyse ki evden çok da uzakta değildi indiğim yer. Biraz yürüyüş ve temiz hava stresten arındırır beni, iyi gelir diye düşündüm. İyi ki de böyle düşünmüşüm. Daha dolmuştan iner inmez, serin bir deniz havası çarptı yüzüme. O vakit bir ferahlama oldu içimde. Caddenin paralelinde, denizle belediye parkı arasında kalan ince yeşil yolda yürümeye başladım. Güneş henüz batmamıştı, denizin üzerinde narin bir gök şöleni; kırmızılar, turuncular, sarılar ince bir ışık demeti olmuşlar, gök bahçesinden denize akıyorlardı. O an hayat durmuştu sanki benim için. Her zaman böyle güzel bir günbatımı göremezdi insan. Dolmuşta şu kavga başlatan adamla kadına teşekkür edecektim  neredeyse. Onlar olmasaydı şu an  o kapalı kutunun içinde sıkış tepiş, ineceğim durağa doğru yol alıyor olacaktım. Ne şanslıyım ki şu an bu güzellikle dolduruyordum ruhumu. Bugünün bir hatırası olmalı bende diye düşündüm. Baktıkça bugünü anımsayacağım, şu güzel günbatımını ölümsüzleştireceğim bir anı. Bugünlerde bunu sık yapmaya başlamıştım. Hayatıma bir çeşit anlam katmaya çalışıyorum. Etrafımda güzel şeyler olursa, mutlu olduğum zamanları anımsatan şeyler olursa, kendimi daha iyi hissedeceğime inanıyorum. Etrafıma bakındım. Batan güneşin son damlalarının sıçradığı yerlere odaklandım. Bebek arabasını süren annenin eteğinden, bankta çekirdek çitleyen adamın yüzüğünden, pembe yanaklı çocuğun bisikletinin tekerleğinden sekti, yanı başımdaki tüm görkemiyle parlayan kırmızı sardunyalara kadar aktı güneş. Dünyanın en güzel sardunyaları oldular bir anda. Ve ben o an bugünün anısı olarak ne alacağıma karar verdim. Bir dal sardunya koparacak ve balkonumdaki saksılardan birine ekecektim. Elbette niyetim sardunyaya zarar vermek değildi. Nazikçe kopardım bir dalını. Sardunyanın böyle bir özelliği var. Ekilen küçük bir parçadan büyüyebiliyorlar. Ben de bu güzelliği çoğaltmak istedim. Bu görkemli güneşin damlalarıyla sulanmış sardunyadan daha çok olsun, her yer kırmızı güzelliklerle dolsun. İşte bu güzelim çiçeklerin öyküsü böyle. Şimdi balkonumdan içiyorlar batan güneşin bereketini.

Akşam yemeği için ne yapacağıma karar vermedim. Merdivenlerden çıkarken duyduğum şu koku beni kışkırtıyor. Çocukken annemin bir kaşıkla sınırlı tuttuğu o güzelim üçlü lezzet şimdi benim emrimde. İstersem bir tabak bile yiyebilirim. Bu düşüncelerle mutfağa geçiyorum. Gerekli malzemeleri alıp doğramaya başlıyorum. Soğan yine her zamanki gibi gözlerimi yakıyor. Balkona çıkıp biraz temiz hava alırsam iyi gelir belki. Gün batımı, şölenine başlamış yine. Apartmanların arasından üç beş damla ulaşacak benim sardunyalarıma… Soğan da pek acıymış, göz yaşlarım yanağımdan süzülürken yarı yolda buharlaşıyorlar, yüzümde tatlı bir karıncalanma…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s