Sığınak Hikayeleri- Feyyaz Kayacan

” Ama, anne, dedi Freddie, kanda yere değdi çocuğun ayağı. Ama yıldızlar düştü, çıkrıklar dondu. Ama çocuk harbe gitti. Çocuk şehir düşen toprağın, soframızdan sabah akşam eksik olmayan diri toprağın hıncını almaya gitti. Ama çocuk baktı ki yarıda kalmış cesedi ve soluğu. Geri döneyim dedi, yüzüne kapatıldı dört mevsimin kapısı. Kan dışı, ses dışı oldu çocuk. Çocuğun gözlerinde kuşlar yuva kurmaz oldu. Kuşları nice severdim küçükken bilirsin. Bir kanaryam vardı. Hatırlarsın. Yeni bir kafes almaya gitmiştik. Param yetmemişti. Ucuz kafesleri gözüm tutmuyordu. En pahalısını alayım istiyordum. Pahalı kafesle sanki kanaryayı memnun edecektim hayatından, gözünü, kanadını boyayacaktım. Sonra hatırlıyor musun dayanamamıştım, bir sabah okula gitmeden özgür bırakmıştım kuşu. Hikayelerdeki uslu, iyi yürekli çocuklara bezemek için değil, kendime işkence etmek için. O gün derste epeyi ağlamıştım.  Ama tatlıydı o gözyaşları.

Sonra Anne!

İnsanları günden güne, şehirden şehire, kadından kadına, kitaptan kitaba, ölüme ileten zaman, çocuğun semtine uğramaz oldu. Dünya çekiliverdi çocuktan. Dudaklarında dünya donakaldı. Çocuk anafora gitti. Güneş gözlerini dört açtı, mevsimleri altüst etti. Gözleri boş döndü. Evler odaları birer birer aradılar, döşemelerin altına baktılar, dama çıktılar. Evler boş döndüler geriye. Kuşlar ve çocukluğumdaki kanaryam ağaçları dalları sorguya çektiler, bulutlara el koydular. Boş döndü kuşlar, ağaçlar ve kanaryam. Önümüzü, ilerimizi görebilmek için, konuştuk. Ama yaralarda ışık kaskatı kesildi. Yaralar törenle açıldı. Yaramızın ağızıyla konuştu gece. Ve biz konuştuk geceyi uzatmak için. Ama sesimiz yürek gibi ağzımıza gelmedi. Sesimiz, mide bulantısı ile çene kemiği arasında bir yerde yarı yolda kaldı. İncecik bir yağmur altında yürüdük, biz ölüler.

Ölüler birbirine yabancıydı. Tanışmaya, merhaba demeye, el sıkışmaya, küfür etmeye, ellerini yaralarına götürmeye vakit bulamadan, nallarını deneyemeden ölmüşlerdi. Ölümü üzerimize aldık. Her şeyi unuttuk. Nasıl da gittik bir tutam ot, bir şiirin bir bir hecesini bile yanımızda götürmeden? Nasıl da vazgeçiverdik evrenden, unuturcasına et ve kemiği? Ölümden sonra ölümün gecekonduları geldi. Ölülerin başına karanlıklar dikildi. Ölülerin başucunda kafa şişirdi, lugatlar paralandı, toprak kemiklere pay verdi. ”

Feyyaz Kayacan-  Bütün Öyküleri Yağı Kredi Yayınları (Sığınak Hikayeleri -Postacı Kızı Vera Arttırmaya Nasıl Konuldu) sayfa: 119-120’den alıntıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s