Küf Yeşili Göle Bakarken

Küf yeşili bir gölün kenarında durduk. Etrafta cırcır böceklerinin sesi ve rüzgarda salınan kurumuş otların çınlamalarından başka bir ses yok. Uzun zamandır böylesine huzur verici bir sessizliğin içinde kaybolmamıştım. Kalabalık şehrin stres taşlarıyla döşenmiş sokak huzursuzlukları, sahte gülücük desenli suratlar, ceplere yönelik cazip indirim sloganları, çok nüfuslu taşıtlar hepsi geride kaldılar, zihnimde esrik bulutlar gibi vals yapıyorlar. Müzik doğadan, işte şu, tam da önümde, olanca duruluğuyla, içindeki boy boy ağaçlarla rüzgarın ritmine teslim olmuş ormandan.

Göl kenarında, her birine umut yüklediğim taşları sektirerek yürüyorum. Her taş, bir sevinç dalgası yaratıyor hem gölün duru yüzeyinde, hem benim duru ruhumda. Duruluyor ruhum evet, doğa paha biçilemez bir terapi uyguluyor. Bir karınca görüyorum, aşını yüklemiş sırtına, yol veriyorum, devam ediyor kutsal törenine.

Hafta sonunu geçireceğimiz taş evin merdivenlerine varıncaya kadar, ot kokulu atmosferi belleğime kazıyorum. Yaseminlerin kollarında bizi içeriye buyur eden verandaya çıkınca , bir de yüzümü yakından küf yeşili, oysa şimdi tepeden, güneşin yeniden boyadığı haliyle zümrütleşen göle dönünce, işte diyorum burası öleceğim yer. Ve o an karar veriyorum, eprimiş ömrümün kalan zamanını burada geçirmeye.

Bir papatya çayı yapıyorum sevdiceğimle ikimize. Cam bardağın kulpuna düşen güneş ışıkları gözümüzü kamaştırırken gelecek senaryoları yazıyoruz zümrüt gölün üzerine:

Çocuklar olmalı diyorum, ellerinde ebem kuşağı renklerinden lastik bir top, sağa sola koşturmalılar, nidaları, ıspanaklı börek kokan mutfağa kadar gelmeli,

Bir kedi, bir de köpek olmalı bahçede, geçmiş anlaşmazlıklarını unutmuşlar, dost olmuşlar, bir kırmızı yumağın peşinde coşuyorlar,

Bir küçük liman olmalı, minik bir tekneye kucak açmış, ‘Hiç Batmaz’ olsun adı diyor sevdiceğim,

Sardunyalar olmalı renk renk, kadife yaprakları güneşe kucak açmalı, sonra başka başka çiçekler,

Güller, menekşeler, laleler, annemin çok sevdiği begonviller sarkmalı bahçenin beyaza boyalı duvarlarından.

Eee bir de hamak olmalı diyor sevdiğim, elimde kitabım, seni beklemeliyim, bergamot aromalı çayımız demlenirken.

Göle yazdığımız hikayeler, akşam güneşinin izinde yol alıyor. Gün geceye dönerken, biz de hayallere doğru gidiyoruz adım adım…

( http://oykugunlukleri.wordpress.com/ )

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s