Zamanın Farkında- Şule Gürbüz

ZAMANKambur’la başladığım Şule Gürbüz serüveni İletişim Yayınlarından çıkan Zamanın Farkında kitabı ile devam ediyor. Kitapta beş farklı öykü yer alıyor. Beş öyküdeki karakterlerin hepsi de ‘’ kendi kendine konuşan, ömrünün bütün didinmesini kendiyle yapan, bu nedenle de bir türlü galip gelemeyen’’ kişiler. Bir içe bakma kitabı Zamanın Farkında..

Müzik hocası;

‘’ Hiçbir zaman, hiçbir an kendimi unutup, nasıl göründüğümü yok saymadığımı, geri çekilip çekilip kendime bakmaktan, gördüğümü beğenmeyip ona hayalimdeki şekli veremeye çalışmaktan önümdekini hep ıskaladığımı görüyorum şimdi. ‘’Peki şimdi görüyor musun?’’ diye sormayın, onun da var en az bir on beş senesi. İnsanın ömrü herhalde bu yüzden uzun, bir halt ettiğinden değil, ne halt olduğunu on-on beş senede bir anlamasından.’’ der. Sürekli kendiyle savaş halindedir. Kendisinin deyimiyle yeniyetmelik zamanlarında başlayan bir şeyler çalma hevesinin peşinden gider. Müzik onun için bir tutkuya dönüşürken, öğrenme yolundaki adımları saçma bularak dışlayacak, dışarıya ‘’normal’’ insanı oynarken, kendi ruhunun derinliklerinde iç hesaplarıyla yaşlanıp gidecektir. Öykü, müzik hocasının hayatını gözden geçirmesi, ‘’ ne halt’’ olduğunu anlama çabası üzerine kuruludur. Kitabın bir içe bakma kitabı olduğundan söz etmiştim. Müzik hocasına paralel bir düşünme sürecine girmemek elde değil. Bir anda kendimi büyük bir hesaplaşmanın ortasında buluyorum okurken. Bu bakımdan tehlikeli bir öykü. Huzursuzluk yaratıyor insanda.

Öyküde, karakterimizin Vafir Bey ile yaptığı bir konuşma var. İçinde bulunduğu dünyada yaşadıklarını sorgularken, öldükten sonraki sürece bile kafa yormayı ihmal etmiyor:

-Vafir ağabey Allah’ın rahmeti sonsuz ya, öbür tarafa gidiyoruz ki; Allah Rahman sıfatıyla şirke sapan hariç herkesi affetmiş, kimi istersen orda, buradan üç, beş eksik ya var ya yok. Bilmediklerimizden eski kuşakların da ilavesi ile ortalık Darünnedve’ye dönmüş. Ölsek de kurtulsak da diyemiyoruz. Eee ne olsa cennet halkı, istedikleri her şeyden sebil, bunlar da yine istemezler mi pop müzik, neskafe falan, aklıma geliyor, bu rahmetin sınırını bir iyi öğrensek ağabey, Vafir ağabey, Şeyh-İ Ekber ne der?

-Umdurup umdurup aşağıya yuvarlar, merak etme.

-Ediyorum Vafir Ağabey ,ediyorum, dahası titriyorum. Orada da tenha köşe mi arayacağız? Cennet halkı fazla neşeli, kendinden emin, cehennemlikleri kötüleyip, ibadeti, itaati ile mi övünüyor olacak, kaç puanla girdiğini mi söyleyip duracak, nelerle aldanacaktı da şeytana külahı ters giydiriverdi bunları mı anlatacak, vakit de bol, ölüm, kaza bela da yok. Bunlar da cennetteki yeni cehennemlikler mi? Titriyorum elbette Vafir abi, titreyişten nasıl titrediğimi bile anlatamıyorum. ‘’

İnce bir mizah anlayışını bir lokma tadarken, bir yandan da insanı düşündüren bir diyalog.

Sadece Müzik Hocası öyküsü bile saatlerce üzerinde konuşulacak, alıntılar üzerinde durulacak bir metin. Şule Gürbüz’ün insanı kışkırtan, düşünmeye sevk eden, sorgulatan, yargılatan bir tarafı var. İnternette yer alan röportajlarını okurken, insan olma hali ve ‘’ne halt’’ olduğumuzu anlama kaygıları arka fonda sinsice yayılıp, insanı tedirgin ediyor.

Diğer öykülerde, Cansın, Leyla, Çakır ve Aslan Bey karakterlerinin kendi iç dünyalarındaki konuşmalarını dinliyoruz. Yazarımız, bu öykülerde kimi yazar ve eserlerine de yer vererek karakterleri aracılığıyla göndermeler yapıyor. Jack London’ın Martin Eden’ı, Borges’in Yolları Çatallanan Bahçe’si, Çehov, August Strindberg, Georg Trakl, Comte de Lautréamont ve Cansın isimli öyküde banyodaki kitaptan fırlayan karakter olarak Francis Bacon karşımıza çıkan yazarlar ve eserleri. Özellikle Francis Bacon’ın Denemeler’i üzerine oldukça yoğunlaştığını görüyoruz. Bacon’ın Cehennemi adlı bölümde, Bacon’ın savunmasını okuyoruz.

Okumakta en zorlandığım, sık sık ara vermek ihtiyacı hissettiğim öykü, kitaba da adını veren Zamanın Farkında. Aslan Bey, sindirilmesi zor bir karakter. Yazarın, karakterin üzerine çizdiği detaylar, ince ince işlenmiş, anlaşılması için de, yazıldığı kadar emek gerektiren noktalar. Aslan Bey’in bir salyangozun hayatını kurtarmasını umut verici bir olay olarak hatırlaması, fakat, öykünün sonlarında bir âmâ kadına ettiği yardımı kendi terazisinde tartarak cennet hesapları yapmasının saçmalığını fark etmesi vicdan muhasebesi yapmasına bir  örnek. Aslan Bey’in kendini anlamaya yönelik çırpınışlarında kendi boşluklarımızı da doldurmamız mümkün;

‘’ Hani hastalıktan kalkanın nekahet halinin yaşama tutunmak zannedilen bir hali vardır ya, o aslında yaşamın tutunacak ve tutulacak bir yeri olmadığının anlaşıldığı haldir. Hani büyük dertlerin terbiyesinden geçenin sükûneti vardır, o aslında dert ne denli büyük olursa olsun sükunetten başka yapacak bir şey olmadığının anlaşıldığı haldir. Hani benim indiğim kuyuda aklımı adeta bırakışım var ya, o da aslında yanımda taşımaya değer bir şey olmadığını anlamanın ve ne taşıdığımı bilmenin seyahatidir. Kendini bir kez çıplak gözle görebilse insan, bir bakabilse, yapamadıklarına değil bu hali ile yapabildiklerine şaşar. Bir kez gerçekten görebilse olmuşu, verilmiş, olabilecek her şeyin aşinası olur artık. Aşinası olunan artık tiksinilen ve inleten değildir. Sadece kime ne kadar gösterileceğinin tedbiri alınır; aşinalık tedbirleri. Kırgın değilim. Gördüm ve önümdekinden başka bir şeyim olmadığını anladım. Önümdeki bir parça zaman, farkına varabildiğim kadar.’’

 Şule Gürbüz’ün yoğun bir anlatım tarzı var. Cümleler uzun, arada duraklar var, dinlenip düşünceyi sindirip, öyle devam etmek gerekiyor. İnsanlar hakkında cesur gözlemleri var. Müzik hocası, Aslan Bey ve Cansın’ın aile ve toplum eleştirilerindeki açık sözlülükleri, yazarın gözlemlerinin derinliğini gösteriyor. Kızı İngiltere’ye birkaç aylığına kursa gitmiş Nebahat Hanım’ın İngiliz çayı uzmanı havaları, malum okullardan mezunların evlerinde aynı kitapların olması, müzik hocalığı yapan yaşlı adamın evinde ders verişini acınası tonlarla anlatması, Leyla’nın tüm hayatını yanlış bilgilerle hazırlattığını unuttuğu astroloji haritasına bağlı kalarak geçirmesi, yaşadığımız zamanın ev sahibi insanlarına dair sıradan ama etkili örnekler.

İnsan olmak ve ne olduğunu anlamak adına yazılmış, kişilik tahlilleri içeren bir öykü kitabı Zamanın Farkında. Yazarın bir röportajında da dediği gibi;

İnsan neticede çok sınırlı bir şey. Kendisine umman dememesi lazım; dese dese, havuz diyebilir. Kiri, durgunluğu, dışardan gelen kıpırtıları kendi hareketi sayması, içine düşeni atamaması ile. Yüzebilir, birkaç kulaç atabilir ama gider kafasını vurur. İnsanın kul olmayı küçümsememesi gerek. Sonuçta, bir şeyin içerisinde çok kalamıyor, içine girdiği şey olamıyor.’’ *

 

* Başar Başaran’ın 26.11.2011 tarihli Birgün Gazatesi’ne yayınlanan röportajıdan alınmıştır.
 
Reklamlar

2 thoughts on “Zamanın Farkında- Şule Gürbüz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s