Aylak Adam- Yusuf Atılgan

aylak_adam

Kitaba ilk başladığımda anlatım birinci şahıstan devam edecekmiş hissine kapıldım. Severim böyle kitapları. Kahramanın ruhuna ulaşmak daha kolaymış gibi gelir bana. Oysa sandığım gibi ilerlemedi. Aylak Adam’ı kendi ağızından dinlemedik. İkinci sahnede yerini anlatıcıya bıraktı. Uyandı, ve onu anlatan başladı hikayeye.

Kahramanımız nam-ı değer Aylak Adam’ın ismi C. Tam ismini bilmiyoruz. Zaten kendisi de isimlerin saçma olduğuna inanıyor; ‘’ Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor. ‘’ düşüncesinde. Mevsimlere sığdırılan dört bölümde C’nin içsel konuşmalarını, hayat felsefesini, o kendine özgü, milyonlarca kadın içinde ‘tek kadın’ı arayışını okuyoruz. Farklı bir adam C. İnsanlara karşı önyargılı. Gördüklerine bir meslek yakıştırıyor hemen. Meslek üzerinden yargılıyor onları. Bağlanmak, bir yere alışmak, birilerinin ona alışması en büyük kâbusu. Devamlılıklardan haz etmiyor. Geçmişinden kesitlerle baş etmeye çalışırken, babasını unutmaya çabalıyor. Unutmasının imkânsız olduğunu kendine bile itiraf edemiyor. ‘o kadın’ ı arıyor durmadan. Tophane yönüne gidecek ilk kadın o olmalı diyor. Şaşırmayacak onu durdurduğunda. Sus diyecek, biliyorum, sen ‘o’ sun diyecek…

Bencil olduğunu düşünüyorum Aylak Adam’ın. Kendi hayatına girmesine izin verdiklerinin, (hatta seçtiklerinin dememiz daha yerinde olur ) ne düşündüğüne aldırmadan, onların da kendisi gibi hiçbir yere ait olmadan yaşamalarını istiyor. Aileleri olmasın istiyor, aile kurmayı düşünmesinler istiyor. Böyle bir kadın arıyor. Bulduğunun o olmadığını anladığı anda kaçıyor.

İstanbul’u gezerek yaşıyor C. Tramvaylarda, köşe başı dükkânlarında, sahil kenarlarında, meyhanelerde, sinemalarda geçiriyor zamanını. ‘ Lokantalarda oturduğu masaya başka gelenler olursa, çevresine büyük şehir yalnızlarının bildiği görünmez perdeler çekerdi.’ Aynı lokantaya, aynı manava gitmek, ‘ müşteri ‘ olmak bile içine sığdıramadığı bir şeydi. Hissettiği anda bir daha asla gitmezdi oraya. Bir keresinde, Ayşe’yle  beraber geçirdiği o yaz, bir manavdan her akşam razaki üzümü alıyor, o küçümsediği ‘ eli paketliler ’den biri oluyor. Manavın bir gün, üzümü sevdiğini bildiği için, bitmeden ona ayırması, içinde gizlice bir sevince neden olunca aynada kendini tanıyamıyor: ‘ Sanki aynadaki ben değilim. Gece razaki üzümü yiyebileceği için sevinen biriydi bu.’ Bir daha üzüm almıyor.

Ayşe’ye bir gün Truman Capote’un küçük bir öyküsünü veriyor.’’ Okurken nasıl mutluydum! Bu büyük zevki ona ben tattırıyorum diye…-Nasıldı hikâye? –Güzel! Üzümleri getireyim mi? Soğudular mı acaba? İçimde bir şeyler yıkıldı. İşte buydu.’’ Öyle sanıyorum ki bu olay  çoğumuzun başına gelmiştir. O hayatının kitabı, sevdiğin birinde bir etki bırakmaz, ister istemez kırılırsın. ( Benim de bir Ayşe’m var. Ben de ona bir Truman Capote kitabı almıştım bir doğum gününde. Okumasını dört gözle beklemiştim. Benim gibi hissedecek mi, sevecek mi yazarı diye… Sevmişti. O ve ben keşiflerimizi hep paylaşırız. Sonra konuşuruz. Ülkeler, zaman fark etmez bizim için. Ne şanslıyım onu tanıdığım için…)

”Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!’’ Sevgiye tutunuyor Aylak Adam. Oysa onu sevenlerde bu hakkı görmüyor. Gerçekte de böyle olmaz mı hep. Filmlerde, kitaplarda, yakın arkadaşlarımızın anlattıklarında hep seven bir taraf, bir de umursamayan diğer bir taraf yok mu? Hele şu iki klişe film, Kaybedenler Kulübü ve Issız Adam , bize biraz Aylak Adam’ı hatırlatmıyor mu? Onlar meslek sahibi insanlardı ama düşünceleri biraz da C. İle paralel değil miydi?

Şu benzetmesini sevdim C.’nin. Ama kadına ve erkeğe yakıştırdığı şekliyle değil. Genel anlamda cinsiyeti önemsiz, herhangi bir kişilik için yapılabilecek bir tanımlama  olarak;

‘’Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra; ‘Kumda yatma rahatlığı’. A-da-ko; ‘Ağaç dalı kompleksi.’ Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı. Ya Adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben ‘ağaç dalı kompleksi’ diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako’yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.’’

Kitabın anlatım dili sade, benzetmeleri yerinde ve yazarın gözlemlerini aktarışı ustalığını sergiliyor. Yusuf Atılgan’ın bu kitabı 1959 yılında yayınlanmış. Yazar 1945’de,  üniversite öğrenciliği sırasında Türkiye Komünist Partisi’ne katılarak faaliyette bulunduğu iddiasıyla sıkıyönetim mahkemesince tutuklanmış ve 10 ay hapis yatmış. 1946’da hapisten çıktıktan sonra edebiyat öğretmenliği elinden alınmış. Daha sonra doğduğu şehir olan Manisa’nın Hacırahmanlı Köyü’ne yerleşerek çiftçilik yapmış. Psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını işlediği iki kitabı Anayurt Oteli ve Aylak Adam’ı çiftçilik yaptığı bu dönemde tasarlamış olabileceğini düşündüm.

Reklamlar

One thought on “Aylak Adam- Yusuf Atılgan

  1. Çok güzel bir yorum olmuş. Emeğine sağlık (: Ben bu kitabı övmekle bitiremezdim mesela, yorumlasaydım.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s