İyilerin Yanında -Çiftçi Haklarına Adanmış Bir Yaşam – Vandana Shiva

vandana-shiva-iyilerin-yaninda-ciftci-haklarina-adanmis-bir-yasam20121026004431

‘Bu kitap Hintli bir kadının ( Vandana Shiva) Himalayalar’ın eteklerine kurulmuş küçük köyünden çıkıp toplumsal ekoloji konusunda dünyanın en önemli uzmanlarından biri haline gelişini anlatıyor. Bu aynı zamanda bir kuantum fizikçisinin, kariyerini bir kenara bırakıp kendini doğduğu topraklara adamasının da hikayesi ve tabii tüm bunların arkasında yatan meselenin yani doğal kaynakların özelleştirilmesinin, gelişmekte olan ülkelerdeki pazarların liberalleştirilmesinin hikayesi…’ ¹

 Bu kitap bana tarım ve çiftçilerin yaşadığı zorluklarla beraber dünyanın durumu hakkında çok şey öğretti. Kendi kendimizi kandırarak yeni sistemler geliştirmemiz doğayı mahvediyor. Oysa daha fazla verim elde edeceğimizi zannederek kimyasal ilaçlarla donattığımız topraklarımız alarm veriyor. Genetiği değiştirilmiş tohumların gelecek nesilleri doyurmanın tek yolu olduğu ileri sürülürken, binlerce insan açlıktan ölüyor. Biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesini engelleyen monokültür zihinlerin çalışmaları tek tip tür üretimi yaygınlaştırmaya çalışırken, yüzlerce tahıl türü yok ediliyor. (250 çeşit pirinç türü olduğunu biliyor muydunuz?) Vandana Shiva bu kitabında büyük firmaların ve üçüncü dünya ülkelerini oyuncak gibi kullanan diğer güçlü ülkelerin neden olduğu büyük zararları gözler  önüne seriyor. Araştırmalarını ve gözlemlerini oldukça anlaşılır bir dille bize aktarması sayesinde, kulaktan dolma bilgilerle donanmış olan zihinlerimizi aydınlatıyor. Dünya Bankası’nın Hindistan’da desteklediği kredilerle yapılan endüstriyel tarım ve balıkçılığın, yağmur ormanlarını nasıl yok ettiğini, su kaynaklarını nasıl tükettiğini, çiftçilerin intiharlarını, tarihten günümüze İngilizlerin uygulamalarının Hindistan’da nasıl kayıplara neden olduğunu tek tek açıklıyor Vandana Shiva. Peki bizim ülkemizdeki gerçekleri kimler biliyor? Nelerin farkında değiliz? Ya da neden farkında olmayı umursamıyoruz. Geçen gün gazetede bir yazı okudum. Bahçeden kilosu 50 kuruşa toplanan portakallar batıda bir şehirde herhangi bir markette kilosu neredeyse 6 liraya kadar çıkan fiyatlara satılıyormuş. Aradaki bu fark elbette ki  çiftçinin  cebine gitmiyor. Hatta toplama ve dağıtım maliyetleri yüksek olduğu için mandalinalar dalında bırakılıyormuş. Şimdi bu nasıl bir sistemin hatası? Ürün bolken fiyatlar neden bu kadar abartılmış durumda? Çiftçi neden kazanamıyor, neden desteklenmiyor? Keşke bu soruların cevabını herkes arasa…

Şimdi kitapta yer verilen bazı gerçeklerden alıntılar yapacağım. Kimilerine bu konular sıkıcı gelebilir. Ben marketten alırım portakalımı yerim, gerisi beni ilgilendirmez diyenler okumasın zaten. Zira alıntılar bol gerçek ve ciddi bilgiler içermektedir. Vurdumduymaz zihinleri zorlayabilir…

‘Günümüzde üçüncü dünya için üç temel tehdit var. Birincisi küreselleşme, çünkü kötü gıdalar yardım adı altında Üçüncü Dünya’ya boşaltılıyor. Bize her zaman o gıdaların ucuz olduğunu çünkü daha verimli bir şekilde üretildiklerini söylediler; fakat bu doğru değil, ucuzlar çünkü düşük kaliteliler. Ayrıca ucuz oldukları da doğru değil. Süpermarketlerde satılan gıdaları düşünün. Fiyatları düşük, peki ya ulaştırma kaynaklı kirliliğin çeyreye maliyeti? Suni yardım suni fakirlik yaratıyor. Hardal tohumundan yağ üretilen geleneksel imalathaneleri hijyenik olmadıkları gerekçesiyle kapattılar ve şimdi bize genetiği değiştirilmiş soya yağı veriyorlar.

İkinci tehdit, sözde üretkenlik. Bize eğer gıda üretimini sanayileştirmezsek, herkese yetecek kadar yiyecek üretemeyeceğimizi söylüyorlar. Oysa ileri derecede biyolojik çeşitliliğe sahip bir gıda üretimi, büyük çaplı tek tip üretimden daha verimlidir. Toprağa iyi gelen bize de iyi gelir. Şimdi bulunduğumuz noktadaysa elimizde ne kalite var ne de bolluk. Hindistan’da 450 milyon ton gıda çürürken, bir yandan da 400 milyon insan açlık çekiyor. İnsanlar yeterli gıda olmadığı için ölmüyor; gıda yanlış şekilde üretildiği için ölüyor. ‘Gıda Faşizmi’ dediğimiz bu duruma karşı kitlesel bir hareket gerekli.

Üçüncü tehdit ise tarımsal faaliyetlerden vazgeçilmesi. Hükümetler bize çitçilerin yarasız olduğunu söyleyip duruyor. Britanya hükümeti hayvanlarını yakmak zorunda kalan köylülere, tarımdan vazgeçmeleri karşılığında yardım sözü bile verdi. Oysa güzellik, adalet ve tat çiftçilerin tarafında. İhtiyacımız olansa tekellerin sahip olduğu güç. Ve tarih bize iktidarın el değiştirebileceğini gösterdi. Ancak kendi yemeğimizi seçebildiğimiz zaman özgür olacağız. Devrim yolda geliyor. Gıda, etik ve sağlıklı olmalı.’’ ²

‘’Monokültür Zihinler: Çağın mekanik medeniyeti ile onun biyolojik ve genetik teknolojileri, doğayla bütünleşme ilişkisine dayana kültürlerden farklı olarak, hayvanlar ve bitkilerin üzerinde bir çeşit fikri mülkiyet hakkı iddia eder. Çünkü bu hayvan ve bitkileri insan zekasının bir ürünü olarak görürler.

…. Doğadaki biyolojik ve toplumlardaki kültürel çeşitlilik benim ‘monokültür zihinler ‘ dediğim düşünce yapısı tarafından yok edilmektedir. Bu düşünce biçimi, tek tiplilik ve tek boyutluluk kurulu mekanik dünya görüşünün bir sonucudur. Bu anlayışta, doğanın  zengin evreni tek boyutlu monokültürler dünyasına indirgenir. Ormanlar selüloz endüstrisi için oluşturulmuş ekim alanlarına, bir zamanlar biyolojik çeşitlilik üzerine kurulmuş çiftlikler de mısır ve soya monokültürlerine indirgenir. Aynı şekilde bireyler de birbirlerinin klonları haline gelir; aynı kot pantolonları giyer, aynı Mcdonald’s hamburgerini yiyip CocaCola ya da Pepsi içerler. Tarımdaki ‘yeşil devrim’, süt endüstrisindeki ‘beyaz devrim’ ve balıkçılıktaki ‘mavi devrim’ bu monokültür zihinlerin ürünüdür. Sonuç ise farklı tipte ekonomileri tek bir ekonomiye, küresel pazarlar ekonomisine dönüştüren monokültür zihnin yarattığı ve büyüme illüzyonuyla maskelenen fakirliktir. Günümüzde işte bu şekilde insanları koruyan yerel ve ulusal ekonomiler, yani doğa ekonomileri yok oluyor ve köylerdeki tahıl ambarları boşalırken Wallmart, Tesco ve Carrefour gibi süpermarketler raflarını dolduruyor.’’ ³

Kitapta zincirleme bir şekilde tarım ürünlerinin ve hayvanların çeşitliliğinin tek tipe indirgenmesinin doğurduğu sonuçları adım adım izliyoruz. Yine Hindistan’daki farklı birçok çeşitteki sığırların bir zamanlar enerji ihtiyacının  yüzde 80’nini ve gübre ihtiyacının ise yarısını karşıladığını, ancak batı tipi tarım uygulamaları nedeniyle hayvan gücüne değil de elektrik ve mekanikleşmeye dayalı yöntemlerin kullanılmaya başlanması nedeniyle hayvanlar sadece et ve süt içi kullanılmaya başlandığını okuyoruz. Bu hayvanların yerini az hareket eden Avrupa türlerinin melezleri aldı ve tüm bunlar çok ciddi ekonomik ve ekolojik sonuçlar doğurdu. Çiftçiler traktör ve diğer tarım makinelerine bağımlı hale geldiler. Bu araçları temin edemeyen fakir çiftçiler borç batağına sürüklendiler. Tohum arzının çokuluslu şirketler tarafından kontrol edilmesinin ardından yüzbinlerce köylü borca battı ve intihar etti. Son güncellemelere göre bu sayı 150.000 civarında.

220px-Vandana_Shiva,_environmentalist,_at_Rishikesh,_2007Vandana Shiva birçok harekete öncülük etmiş ve çeşitli koruma programının uygulanmasını sağlamış. Yaptığı çalışmalar nedeniyle fazlasıyla takdir edilmiş. Aynı zamanda 2007’de  Slow Food ‘un ( 1989 yılında İtalya’da doğmuş uluslararası bir eko- gastronomi hareketi) uluslararası başkan yardımcısı seçilmiş. 2005’te Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiş. Vandana Shiva tarafından kurulan biyolojik çeşitliği koruma programı Navdanya hakkında bilgi edinmek için http://www.navdanya.org/ ziyaret edebilirsiniz. Bu hareketin amacı; tohumları kendisine destek veren çiftçiler arasında dağıtmak, biyolojik çeşitliliği korumak, ekili alanların sadece doğal gübre ve pestisitlerin ( zararlı organizmalara karşı kullanılan karışım) kullanıldığı organik tarım alanlarına dönüştürülmesini teşvik etmektir. Navdanya’nın  Hintçe’de ‘dokuz tohum ‘ anlamına gelen ismi  Hindistan’ın güneyinde yaygın olan bir ritüelin, yılın ilk günü bir kavanoza dokuz tohum ekme geleneğinden geliyormuş. Dokuz gün sonra kadınlar tohumları nehre götürür ve sonuçlara bakarak hangi tohumun daha önce olgunlaştığını tespit ederler ve olgunlaşan tohumlar değiş tokuş edilerek köyün gıda miktarının topluca arttırılması sağlarmış.

Kitapta yazan her şeyi burada paylaşmam imkansız. O nedenle bence çok önemli bilgileri içeren bu kitabı, geleceği ve yaşama biçiminin gidişatı hakkında aydınlanmak isteyen herkes okumalı.

Sinek Sekiz yayınevinin diğer tüm kitaplarını ( yeni çıkan Petrol Değil Toprak hariç ) aldım. Bu demek oluyor ki öğrendiğim ve edindiğim diğer tüm bilgilerle gelecekte bu bloğu ziyareti edenleri aydınlatmaya devam edeceğim. Sinek Sekiz’in güzel bir sitesi (http://sineksekiz.com/) ve harika bir blog sayfası (http://sineksekiz.com/blog/ ) var. Bu kitapları bizlere kazandırmakla çok iyi bir iş yaptıklarını düşünüyorum. Kendileri ah keşke ben de katılabilsem dediğim tohum takas şenliklerinde de bulunuyor ve izlenimlerini paylaşıyorlar. Kim bilir ben de belki Türkiye’deyken o şenliklerden birine katılma fırsatı bulur ve Afrika’dan getireceğim tohumlarımı paylaşırım.

 

1-Sinek Sekiz Yayınevi-İyilerin Yanında arka kapaktan alıntıdır.

2-Vandana Shiva’nın 2001 Slow Food’un  Toskana’daki toplantısından yaptığı konuşmadan alıntıdır.

3- Sinek Sekiz Yayınevi-İyilerin Yanında (sayfa30-31) den alıntıdır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s