Lolita- Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları (Vladimir Nabokov)

iletisim-yayinlari-vladimir-nabokov-lolita-beyaz-irktan-dul-bir-erkegin-itiraflari-978975470101220111215160809

Lolita’nın Vladimir Nabokov’u ilk kez okuyacak biri için doğru bir seçim olduğundan emin değildim. Ancak yazarın tarzını oldukça merak ediyordum. En tanınmış kitaplarından biriyle başlamak istedim. Konusuna rağmen,  bu kitabın neden bu kadar çok edebi açıdan değerlendirildiği üzerine merakımı gidermekti belki de amacım. Konusunu ve yazılış amacını bir kenara bırakıp, müthiş benzetmelere ve kitabı okurken, kahramanları ve içinden geçtikleri çevreleri sanki izliyormuş hissine kapılmamı sağlayan Nobokov’un tarzına hayran kaldığımı belirtmek isterim. Detayların estetik biçimde ustaca aktarımı, okuyucunun kendine üç boyutlu bir görsellik şöleni yaratmasını sağlıyor.

Lolita, Humbert Humbert takma isimli şahsın yaşadıklarını, tutuklu bulunduğu hücresinden yazdığı notların bütünün kitap olarak karşımıza yansımasından oluşuyor. Amerika’da yaşayan, Fransız bir dil profesörü olan Humbert, çocukluğunda aşık olduğu  Annabel’i bir hastalık sonucu kaybetmiştir. Bu olay hayatı boyunca onun içinde bir saplantı ve engel olarak kalır ve küçük kız çocuklarına karşı ilgisini sürdürmesine neden olur. Toplumdan gizli bir şekilde yaşamaya çalıştığı bu durumu ört bas etmek için evlenir. Ama bu evlilik yürümez. Amerika’da yaşayan bir akrabasının ölümü üzerine onun işlerini devralmak için yola çıkması gerekir ve o anki eşi bu durumdan pek de hoşlanmaz, hayatında başka biri olduğunu söyler ve böylece Humbert özgür bir şekilde, özgürlükler ülkesi Amerika’ya ve yepyeni bir yaşama doğru yola çıkar. Burada, sonradan Lolita ismini vereceği ,biricik supericiği  Dolares Haze ile tanışacak, Annabel ile Lolita’nın ortak noktaları tek bir kişiye dönüşecek ve hayatı boyunca içinden atamadığı çocukluk aşkına kavuşacaktır.

Harika benzetmelerle ve ince detaylarla süslü metin boyunca Humbert’in Lolitasına kavuşmak için yaşadıklarını, onun gözünden şaheser bir tabloymuşcasına Lolita’yı en küçük çizgilerine kadar anlatmasını, kendine ve okura itiraf ettiği iğrenç düşüncelerini izliyoruz. Bazen aşkını öyle derin duygularla anlatmayı başarıyor ki,okur olarak bu iğrenç bulduğunuz adama üzülürken buluyorsunuz kendinizi.

Nabokov, Humbert’in küçük Dolares’e olan tutkusunu tarihteki bazı örnekleri de göz önünde bulundurarak okumamızı istiyor; Edgar Allan Poe’nun 13 yaşındaki ( kayıtlara 21 olarak geçmiş)  Virgina ile evliliği ( ve onun erken ölümü), Dante’nin çocukluk aşkı Beatrice ( Beatrice bu aşktan habersizdir ve başka biriyle evlendikten iki yıl sonra henüz 24 yaşındayken ölür ) ve şair Petrarca’nın çocukluk yıllarında tanıştığı Laura’ya olan aşkını (şairin şiirlerindeki önemli imgelerinden biridir ve ölümü şairi etkilemiştir )  örnek gösteriyor. Ayrıca Humbert’in hastalanıp ölen çocukluk aşkının isminin Alan Poe’nun ünlü Annabel Lee şiirinde bahsettiği Annabel ile aynı olması, kitabın sonunda Humbert’in de Lolita için şiir yazması sadece benim gördüğüm bir tesadüf müdür bilmiyorum.

Kitaptaki pedofili  Humbert’i ve yaşam tarzını bir tarafa bırakarak,  Nabokov’dan okuduğum bu ilk kitabın diğer kitaplarını da okumam için yeterli bir referans olduğunu düşünüyorum. Anlatım tarzını çok farklı buldum. Uzun zamandır bu kadar etkili bir dili olan kitap okumamıştım. İlk sayfalarda cümlelerinin uzunluğu biraz yorucu gelse de, anlatım tarzına alıştıktan sonra keyif vermeye başladı.  Nabokov öyle sevimli ve güzel benzetmelere yer vermiş ki, kalemimin ucunda asılı kalmalarına içim elvermedi buraya taşımak zorunda hissettim kendimi:

Annabel ile Humbert’in çocukluk dönemlerini anlatan cümlelerden biri:

Yavru hayvanların yumuşak ve hemencecik incinebilir oluşlarının ikimize de hala aynı derin acıyı duyurduğu zamanlardı.’

**

‘ Dönüp de baktığımda, gençlik günlerim yolcunun tren kompartımanının penceresinden hızla uçup gittiğini gördüğü küçük, beyaz kağıt parçacıklarından bir kar fırtınası gibi aceleyle uçup gidiyor gözlerimin önünden.’

**

Kitapta Türk olmanın yine farklı bir şeklide yansıtıldığı o kısım:

Gözlerini tırnaklarına dikerek ailemin bazı garip özellikleri olup olmadığını sordu. Babamın anne tarafından büyükbabası, diyelim ki Türk olsaydı benimle evlenmekten vazgeçer miydi diye sorarak karşıladım bu soruyu.’

En beğendiğim satırlardan:

‘Kınından sıyırmış tetikte beklediği kalleş kamasının sırtına nazlı mı nazlı bir pişmanlık nakışı işleniyordu.’ (buradaki ‘beklediği’ kelimesinin ‘beklettiği’ olması gerektiğini düşündüm yine )

‘Kaderin ulağını gözlerimle görmüştüm. Kaderin bedenine elimle dokunmuş, vatkalı omzunu sıvazlamıştım.’

Lolita ile Humbert’in keşif gezileri ise sanki kitabı bir yol macerası tadına getiriyor. Amerika’nın eyaletlerini yazarın detaylarından tanıyarak ilerliyoruz. Bu kapsamlı ayrıntıları gezmeden bilemez diye düşünmeme gerek kalmadan, Nabakov’un kelebek toplayıcısı olduğu bilgisini ediniyorum ve kitabın sonunda yaptığı açıklamada bu gezi kısımlarının detaylarının karısıyla her yaz çıktığı kelebek avı dönemlerindeki yol üstü duraklarından olduğunu okuyorum.

Humbert’in kriz anlarından biri:

Çalılığın biraz ötesinde turkuaz rengi yüzme havuzu artık çalılığın biraz ötesinde değil, tam göğüs kafesimin içindeydi, organlarım bunun içinde Nice denizinin mavi suyundaki bok parçaları gibi yüzüp duruyorlardı.’ Sizce de ilginç bir benzetme değil mi?

Nabokov Lolita’nın içinde edebiyat eleştirileri yapmaktan da geri kalmıyor. Birçok yazara ve esere ince göndermeler yapıyor. Marcel Porust’tan tutun da  John Galsworthy’e kadar birçok yazara değiniyor. Bahsettiği eserleri ve yazarları okumuş olmak detayları anlamak adına ayrı bir keyif verirdi diye düşünüyorum.

**

… Hayat akıp giderken yan kapılardan biri kırılarak açılmış, kükreyerek son hızla içeri dalan kara zamanın kırbaç gibi ıslıklı rüzgarı, kimsesiz bir felaket çığlığını boğmuştu.’

Humbert’in, Lolita’sını ondan alıp kaçıran Clare Quilty’yi öldürme sahnesinde Nabokov romanın içine ayrı bir tiyatro oyunu koymuş gibi. Sanki hem okuyucunun hem de kendisinin eğlenmesini istemiş. Quilty’yi şekilden şekle sokarak ilginç bir mizah anlayışla ölümünü absürt komediyle sergilemiş gibi.

Son olarak kitabın sonunda yer alan Nabokov’un açıklamasından kısaca bahsetmek istiyorum. Yazar bu kitabı neden yazdığı ile ilgili sorulara açıklık getirmekle kalmamış, kitabın fikrinin nasıl oluştuğundan, edebi görüşüne kadar birçok konuya değinmiş. Bunlardan dikkatimi çekenler:

Kimi sevgili okuyucular da kendilerine bir şey öğretmediği için Lolita’yı anlamsız bulacaklardır. Ben ne didaktik edebiyat yazarıyım, ne de edebiyatın okuruyum, kaldı ki John Ray’in ( kitabın önsöz kısmındaki açıklama bölümünde yer alıyor) öne sürdüğünün aksine, Lolita yedeğinde ahlaki ders getiren bir kitap değildir. Benim için bir sanat eseri, kabaca ‘estetik mutluluk’ diyebileceğim şeyi sağladığı sürece var olur. Bu da, temel ölçüt olarak alınan sanatın ( merak, sevecenlik, yufka yüreklilik, haz) bir yerde herhangi bir biçimde öbür varoluş biçimleriyle kesiştiği bir varoluş durumudur. Geri kalanların hepsi ya güncel süprüntü ya da bazılarının Tezli Edebiyat dediği, çoğunlukla koca koca alçı kalıplar halinde dikkatle çağdan çağa aktarılan güncel süprüntüdür ki sonunda elinde çekiçle birinin gelip Balzac’ın, Gorki’nin, Mann’ın kafasını iyice bir yarmasını bekler.’

‘… Bodrumda bir yerde göstergesinin ışığı sürekli yanan özel bir termostat gibidir kitap, dokunduğunuz anda sessizce patlayıverir, tanıdık bir sıcaklık yayılıverir çevreye. Bu varlık, her zaman için iki adımda alıvereceğiniz bir uzaklıkta duran bu kitabın ışıltısı insana arka çıkan bir duygudur.’

‘Hiç kimseyi ilgilendirmeyen-ilgilendirmemesi de gereken- kişisel talihsizliğim, kendi söyleme tarzımdan, ana dilim Rusçanın pürüzsüz, zengin, sonsuz yumuşaklıktaki  ritimlerinden vazgeçmek, bunları elden düşme bir İngilizceyle değişmek zorunda kalışımdır. Hiçbir dilin sihirbazı, elinde şu araçlar- parmak ısırtan ayna, kara kadife fon perdeleri, örtük çağrışımlarla gelenekler- olmadı mı, frakının kuyruğunu uçura uçura mesleğinin geleneğini büyülü bir biçimde aşmayı başaramayacaktır.’

Reklamlar

Lolita- Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları (Vladimir Nabokov)” üzerine 5 yorum

    1. İlk Nabokov okuması için, Konuş Hafıza ya da Karanlıkta Kahkaha. Son üç okuma için Ada ya da Arzu, Lolita, Solgun Ateş (Y.Yavuz çevirisi). Durumdan vazife çıkarmak gibi bir hadsizlikten uzak duramayışım affola.

      1. Ben sondan başladım, ama hiç pişman değilim. Arada bir de Maşenka var. Sonraki okumam Konuş Hafıza olsun o zaman 🙂 Edebiyat eserlerinin belirli bir sıra ile okunması konusunda size katılıyorum. Ama bazen insan bu kuralın dışında buluyor kendini istemeden. Okumaya yeni başlayacaklar için sizin tavsiyeniz çok iyi oldu. Teşekkürler.

  1. dehşet bir kitap fakat sözünü ettiğim bu dehşet şimdi gençlerin harika çok güzel anlamlarında kullandığı dehşet değil gerçekten damarlarıma dehşetin aşılandığını hissettiğim, iyice huzursuzlandığım dehşetin gerçek anlamı. şimdi kitap aynı zamanda harika çok güzel de tabii ki. roman boyunca kırılıp dökülen sonra yerlerden toplanamaz toz, un zerresince cam artığına dönüşmüş lolita nın son buluşmadaki yüce gönüllülüğü humbert i bir dost gibi karşılayıp onunla yine öyle vedalaşması… konu üvey kızının ırzına geçen bir dul adam… ama nabokov bunu bu klasik türk fimi konusunu öylesine dönüştürüp sadece edebi yeteneği olan birinin başarabileceği bir üslup ve bakış açısıyla dimağınızda tat bırakacak bir nabokov eseri haline getiriyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s