Kambur- Şule Gürbüz

imagesMekanik saat ustası olduğunu öğrendiğim Şule Gürbüz’ü ilk defa Alesta edebiyat blogunun yazarından duymuştum. Yazarın yeni kitabı çıkacağı için heyecanlıydı. Onu bu kadar etkileyen yazarı hemen merak ettim elbette. Bana diğer kitaplarından bahsetti. Çünkü Kambur’u henüz okumamıştı. Baskısı kolay bulunamayan bir kitaptı. Ama yayınevi,  yazarın son kitabı Coşkuyla Ölmek çıkınca eski kitaplarını da basarak bu sorunu ortadan kaldırdı. Böylece Şule Gürbüz’ü ilk öneren dostum Kambur’a kavuşurken ,bana da son kitabını göndererek yazarla tanışmamı sağladı. Tekrar teşekkürlerimi iletiyorum . Sayesinde harika bir yazarla tanıştım. Beni bekleyen diğer bir sürpriz de sevgili Algodon‘ dan geldi. Kambur’u aradığımı ve Şule Gürbüz’ü araştırdığımı duyunca benim için Kambur’u almış. (Teşekkürlerimi iletiyorum ona da ) O da  Şule Gürbüz hayranı. İki dostumun da aynı yazarı önermesi ve bana birer kitabını almaları beni çok mutlu etti. Böylece yazarın iki kitabına sahip oldum. Diğer kitabı Zamanın Farkında‘yı da temin ederek kitaplığıma ekledim. Bahsettiğim bu üç kitabı dışında Ne Yaştadır, Ne Başta -Akıl Yoktur isimli bir oyunu ve Ağrıyınca Kar Yağıyor adlı bir şiir kitabı daha varmış.

Kambur yazarın ilk romanı. İçimize sığdıramadığımız bazı duygular vardır. Her zaman Polyanna gibi olumlu ve iyi niyetli düşüncelerle dolup taşmadığımızı biliriz. Ama bu düşünceleri kendimize bile itiraf etmekten kaçınırız çoğu zaman. Kambur, içinden geçenleri öyle güzel ifade etmiş ki. Ona kızmak şöyle dursun, hak  veriyorsunuz. Yaşayamadığını vurguladığı, biz basit insanların hayatlarına dair çok iyi tespitleri var. İnsanları kırmamak için kendimize ödediğimiz bazı büyük-küçük bedeller vardır. Onlardan bahsettiği şu kısım bir çoğumuzun başına gelmiştir:

Bir alışkanlığınız varsa, bu daha da kötü. Yeni birine kahveyi şekersiz içtiğinizi ezberletene kadar kaç şekerli kahve içeceksinizdir, kim bilir. Kırmamak için pek bir şey söyleyemeyecek, katlanacaksınız. Bir gün, dayanamayıp, yine sade kahve isteyip, onu sevdiğinizi söylediğinizde, ‘ Hadi, hadi’ diyecek, ‘seni tanıdığımdan beri şekerli içiyorsun.’ Kinlenecek, sırf bu yüzden kinlenecek -kolay kolay da içinizden atamayacaksınız.

İçimdeki Kambur’u mu buldum ben bu kitapta? Şule Gürbüz Kambur karakterini, isyanda bir ruhun dışarıya açılımı olrak mı yazmış bilmiyorum. Tek bildiğim, bazen defalarca içimden geçirdiğim  kendime gizli cümlelerin ( korkmayın hepsi değil) satır satır karşıma çıktığı. Bir bölümde Kambur , kız kardeşinin, başından savmak istediği arkadaşlarını evine çağırıp, onlara pasta börek bir sürü şey ikram ettikten sonra hepsinin önüne adisyon koyduğunu anlatıyor. Bu adisyon olayını şöyle yorumladım: ‘Ben yıllarca size dostluğumla eşlik ettim. Karşılığında sizden hiçbir şey görmedim. Alın adisyonu, ödeşelim.’ Bu gibi durumlarda ödeşmek gibi bir sonuca yaklaşmak imkansızdır. Ama bazen gerçekten de geriye dönüp kendi hayatıma baktığımda, öyle saçma ruhlar için zaman ve emek harcadığımı görüyorum  ki, o zamanı geri alabilme şansım olsaydı, içini ne kitaplar, ne yazarlar, ne güzel dostluklarla doldururdum diye de merak etmiyor değilim.

İradem, tutsak olduğumu anlama özgürlüğümdür.’ Tutsak olduğumuz bilinci, yaşadığımız her olayda  kendini gösteriyor. En basit örnek , bana ait olduğunu düşündüğüm bu sayfaya bile istediğim her şeyi yazamamam. Hani olur da bir gün birileri yanlış anlar düşüncesi… Ne zaman ki bu düşünceden gerçek anlamda arınırsam o zaman iradem bana ait olur. Benim  iradem, benim hayatım, benim doğrularım ve yanlışlarım… Nasıl ki Ayn Rand okuduktan sonra içimde patlatmak istediğim bir sürü düşünce toplayıp, sonrasında kuzu kuzu sabah kalkıp işime gittiysem, yine hayatta asılı kaldıysam, devam ettiysem kaldığım yerden, sadece düşünceler beslediysem içimde ve onları hayata geçirmek için sahip olmadığım başka bir dünyaya ihtiyaç duyduysam… işte öyle büyük bir şey irademi özgür bırakmak…. Tutsaklık bir yaşama biçimiyken, ruhumuza yapışmış bir yaşama biçimiyken, zor be Kambur adım atmak. Senin gibi sahip olamadığın kontrabasın üzerine bir şişe benzin dökmek gerek bazen!

Benim de kafamda kırk tilki var Kambur. Bunları senin gibi gruplara ayrıramam. Kırkının da benimle sorunu var. Yakamı bırakmıyorlar bir türlü. Okuduğum her kitapla birlikte bu tilkileri biraz yola getiriyorum. Ama okumak da tehlikeli Kambur. Bazen tilkilerden biri olasım geliyor. İşte o tehlikeli zamanlarda  yeni bir öykü beni kendime getiriyor. Senin tilkilerine gelince, ahlakçı olup da bunadığı dönemde en terbiyesiz olan tilkin çok tehlikeli ona dikkat etmeni öneririm. Ortalıkta görünmeyen korkak tilki de sinsi olabilir. Beklemediğin bir zamanda seni uğraştırabilir. Korkaklardan korkmak gerek aslında. Onlar daha tehlikelidir. ‘Yokluk hakkımdır’ diye bağırıp, yaşamdan iptalini isteyen tilki için, üzgünüm ama yapabileceğin pek bir şey yok. Zaten bu hayata dahil olup da ne yapacak? Parlak fikirleri olan camgöz tilkiden de uzak dur. O parlak zannettiği fikirler gün olur senden sorulur. Çaresiz tilkilere gelince, onlardan bu dünyada da çok var. Aynen seninkiler gibi ölü salyangozun kabuğunu yuva edinmişler, boş inançlarla ahkam kesiyorlar. En doğruları onlar söyler, durup düşünüp bu ahlaka aykırı, bu yanlış, bu doğru deyip değer biçme ve biçtirme oyunu oynarlar. Bırakalım oynasınlar. Her oyunun da bir sonu vardır…

Yaşamdaki en büyük başarının, seçip ayıklayıp pek az şey bırakmak; önemli olanın, başarı sayılabilecek olanın, sevip yaptıklarınız değil, belli bir bilinçle kaldırıp attıklarınız, sizi meşgul etmesine izin vermedikleriniz olduğunu düşünürsek benim kontrbasımı bir an önce dişleyip, yok edip, fırlatıp atmam; tüketim ve tüketim sürecini elden geldiğince hızlandırıp, anlama değil anlamsızlığa, hiçliğe varmak istemem; bunun ötesini perişanlık ve beceriksizlik saymam çok doğaldır.’ İnsanın böyle bir olgunluğa varması için kaç beden bir ruha sahip olması gerek? Neden yaşadıkça görmek, anlamak hayatımızın bunca senesine eş değer. O kaybolup giden, israf olmuş yıllar canımı acıtıyor Kambur.

‘ Aslında şunu söylemem gerekiyor: Hani bazı filmlerde kadın oyuncu beyaz, ipek bir sabahlık giyer ve erkek yaklaşınca, o sabahlık sessizce görevini tamamlayıp usulca düşer ya – işte, ben o kadın değil;  o sabahlık olmak istiyorum.’

Deli olduğumu mu sanıyorsunuz?

Nereden anladınız ?’

Kambur’a Not: Tarih kitabının arasına koyup gönderdiğin mektup Napoleon’nun eline geçmiş. Sen Kontrbası bıçaklayıp, çiçekçiden ölü çiçeği istedikten sonra eve bir paket geldi. Cenazene yetişmek için erken çıkmıştın evden. Cenazende yaşamının müziği çalarken, yok oluşunun ardından sağa sola saçılan tilkilerinle beraber konyaklarımızı yudumladık. Sonra her tilki senden birer parçayı yanına alarak başka ruhlara taşındı.

Reklamlar

One thought on “Kambur- Şule Gürbüz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s