Kuşaktan Kuşağa Hayat Kırıntıları

Geçen hafta Pedro Paramo’yu okurken aklıma hep Gabriel Garcia Marquez gelmişti.Yüzyıllık Yalnızlık kitabıyla olan anlatım benzerliklerinden bahsetmiştim.Sonra,Yüzyıllık Yalnızlık kitabında da olduğu gibi kuşaktan kuşağa ailelerin hayatlarını anlatan kitapları keyif alarak okuduğumu hatırladım.Okuduğum bu tarz kitapları hatırlamaya çalıştım.Ne yazık ki çok fazla yok.İnternetten de biraz araştırma yaparak bu kategoriye girebileceğini düşündüğüm kitapları seçtim.Yine arkadaşlarımın da desteğiyle küçük bir liste hazırladım.Aklınıza gelenleri sizler de eklerseniz çok sevinirim..(Kitaplar hakkında fikriniz olması için kapak arkası yazılarını ve tanıtım bültenlerini ekledim.)

Yüzyıllık Yalnızlık;’Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”Gabriel Garcia Marquez.

 

Mübaret Toprak-Pearl Buck: Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Pearl Buck’ın en tanınmış eseridir. Kahramanlar Çinli olmasına rağmen, onlarda bütün insanlığın, özellikle toprakla geçinen insanların kaderini görürüz. İnsanlar zengin olabilirler, türlü hayaller, ihtiraslar peşinden koşabilirler; ne var ki, topraktan gelmişlerdir, toprakla yaşamaktadırlar, toprağa döneceklerdir. işte, Pearl Buck ‘Mübarek Toprak’ta bu ezeli konuyu, kendisine özgü sanat güçüyle işlemektedir.(Bu kitabı sevgili babam sayesinde okumuş,birçok arkadaşıma da okutmuşumdur 🙂

 

 

Gökkuşağı-D.H.Lawrence :İlk kez 1915 yılında yayımlanan Gökkuşağı, yirminci yüzyılın en büyük yazarlarından biri sayılan D.H. Lawrence’ın yazarlık serüveninde önemli bir evreyi yansıtır. Bir bakıma yazarın en tutkulu yapıtlarından biri sayılır. İlk yayımlandığı yıllarda bir takım tutucu çevrelerin büyük tepkisiyle karşılaşan bu roman, yanlış anlaşılmış, yanlış değerlendirilmiş, sonuçta bir süre için de olsa yasaklanmıştı. İngiltere’nin kırsal kesiminde yaşamış bir ailenin üç kuşağının gündelik yaşamını dile getiren bu romandaki karakterlerin yaşamları, olağanüstü ve sevecen bir gerçekçilik anlatımı içinde sunulmuştur…

 

 

Yolların Başlangıcı-Amin Maalouf :‘Göçenler, kalanlar, tartışmalar, aşklar, söylenceler, din değiştirmeler, küskünlükler, bağışlamalar, gerçek insanlar…
Yazar annesinden aldığı, titizlikle saklanmış aile belgeleriyle dolu bir bavuldan hareketle kendi ailesinin olduğu kadar insanlığın da yakın geçmişine ışık tutuyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu ve Atatürk’e ilişkin çok ilgi çekici yorumlar da içeren kitapta iki kahraman öne çıkıyor: Maalof’un dedesi Butros ve dedesinin kardeşi Cebrail.İki kardeşin yazışmalarından ortaya çıkarılan olay örgüsü göçebe ruhu, ülküleri, koşulları, koşullar karşısındaki farklı insan tutumlarını küçücük notlardan ya da uzun araştırmalardan aydınlığa kavuşturup Beyrut’tan Küba’ya uzak anakaraları birleştiriyor. Yolların Başlangıcı sürgündeki yazarın tek yurduna, ailesine adadığı bir aşk şarkısı.’

 

 

Kiralık Konak:Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ilk romanı olan Kiralık Konak’ta toplumumuzda Batılılaşma ile birlikte kuşaklar arasında meydana gelen düşünce, duygu ve dünya görüşü ayrılıklarını, toplumsal çözülüş kavramını temel alarak, bir konağın dağılışı etrafında verir. Satılığa çıkarılan konağın, bu değişimle farklı yerlere savrulmuş bazı kişileri, Tanzimat’tan Meşrutiyet’e uzanan bir kopuş süreci içinde, istanbulin giyen, ölçülü ve namuslu kişiler olmaktan çıkıp, sırtlarına geçirdikleri redingotlarıyla -romancının deyişiyle- “riyakar, yarı uşak ve adi” bir kuşağın temsilcisi haline gelirler.

 

 

Üç İstanbul-Mithat Cemal Kuntay:Yirmiyi aşkın, önde gelen roman kahramanı, bir romanı roman yapan bütün ruh çözümlemeleriyle karşınızda. Bir o kadar sayıda gerçek tarihi kişilikler ile başka yardımcı unutulmaz tipler romana ustaca yedirilmiş…Simsimyah ve 33 yıl sürmüş Abdülhamit dönemi baskısıyla “istibdat İstanbul’u”… Özgürlük adına iktidara gelenlerin yönetimde olduğu ama Abdülhamit’e rahmet okutturan “Meşrutiyet İstanbul”u… Batan bir imparatorluğun bütün sefaleti ile ülkeyi işgal edenlere yaltaklanmada birinci olanların “işgal İstanbul”u…… ve bütün bu İstanbul’ları dikey olarak kesen bir yazar hayatı: Muharrir Adnan Bey..

 

 

Gece Sesleri-Ayşe Kulin:Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen, en çok okunan yazarlarından biri olan Ayşe Kulin, Gece Seslerinde kapalı bir yapısı olan Anadolulu Türk ailesinin gizlerini kurcalıyor. Egeli büyük bir ailenin kuşaklardır içinde gizlediği sırların peşinde akan bu roman, şaşırtıcı olay akışıyla olduğu kadar ustalıklı kurgusuyla da okuru nefes kesen bir serüvene sürüklüyor. Özünde bir ana-kız romanı olan Gece Sesleri, bir yandan ailenin bu çok tartışmalı ilişkisini gözler önüne sererken, bir yandan da Türk toplumunun yaşadığı derin sarsıntıları dile getiriyor.
Yakın tarihin simalarını ve tarihini kurguyla gerçekliği en mükemmel biçimde harmanlayarak ele alan Ayşe Kulin, Gece Seslerinde de yüz binleri bulan okurları için neden vazgeçilmez bir yazar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.İzleyenler bilir.Tv dizisi de yapılmıştı..

 

 

Cevdet Bey ve Oğulları-Orhan Pamuk:Nişantaşlı bir ailenin üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Yüzyıl başında İstanbul’da Abdülhamit’in son yıllarında küçük dükkân sahibi, ilk Müslüman tüccarlardan Cevdet Bey’in tutkusu hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir; hem de ‘Batılı anlamda’ çağdaş, modern bir alile kurmak. Kökü taşraya uzanan kendi geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen yalnız ve tüccar Cevdet Bey’in ve oğullarının günümüze uzanan hikâyesi bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin özel hayatının da hikâyesidir. Ev içlerinin, yeni apartman etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panaromik roman Orhan Pamuk’a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.

 

 

Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Sevgi Soysal’ın 1973 yılında yayımladığı romanıdır. Eserde, birbirinden bağımsız gibi görünen insan portrelerini zekice bir kurgu ile bir araya getirilmiştir. Ankara’da, çürüyen bir kavak ağacının yere düştüğü 1,5 saatlik bir zaman dilimi boyunca civarda olan insanların hikâyeleri birinin bittiği noktada diğeri başlayarak ve geriye doğru bakışlarla metin zengileştirilerek anlatılmaktadır. Roman, bir araya getirdiği portreler aracılığıyla 1970’li yılların Türkiye’sinin sorunlarını; aile, arkadaş, sevgili ilişkilerini ortaya koyar; eşitsizlik, toplumun namus anlayışı, yalnızlık gibi konulara değinir. Gerçekçi bir üslüpla kaleme alınmıştır. Sevgi Soysal’ın romanı yazması ve yayınlaması 6 sene sürmüştür. Aslında kendi için yazdığı bu hatıra defterini yayınevine vermesinin tek nedeni, çok hasta olan kedisine ameliyat parası toplamaktır. “Pati Tümörü” olan küçük Şappi, romanın başarısı sayesinde kurtulacaktır. Sevgi Soysal bu romanı, siyasal nedenlerle girdiği ve iki buçuk ay süreyle kaldığı Adana Cezaevi’nde iken yazmıştır. Kimi eleştirmenlerce yazarın başyapıtı olarak değerlendirilen ve yazarın üçüncü romanı olan eser, 1974 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı almıştır.

 

 

Taşların Çığlığı-Gilbert Sinoue:’Geldiğim yerde, yarın bir gün, insan hıçkırıklarının yerine taşların çığlığı duyulacak.
Gilbert Sinoué’nin Ortadoğu’nun yakın tarihini fon olarak kullandığı ikilinin son kitabı Taşların Çığlığı, Nâsır’ın Mısır’da yönetime el koyduğu 1956 yılıyla, barış yanlısı Yitshak Rabin’in fanatik bir Yahudi tarafından öldürüldüğü 1995 tarihi arasındaki zaman dilimini kapsıyor. Kırk yıllık bu süreçte bir yanda savaşlar, ekonomik bunalımlar, yükselen diktatörlükler ve terör eylemleri, bir yanda da kayıplara, acılara, yoksulluğa rağmen yaşama tutunan, özgürlük mücadelesi veren, barışa, dostluğa ve aşka inanan sıradan insanların sıra dışı yaşamları akıp geçiyor…
Yasemin Kokusu’ndan tanıdığımız Mısırlı Lütfi, Filistinli Şahid, Yahudi Markus ve Iraklı El-Nidal ailelerinin, tarihin akışı içindeki yolculukları devam ediyor. Kuşaktan kuşağa bilinçlenen, mücadele veren, kimi zaman yenik düşen, kimi zaman da dört elle yaşama ve aşka sarılan bu ailelerin bireyleri kendi yollarında giderken, Ortadoğu’daki yangın da sürüyor.
Taşların Çığlığı tarihsel gerçekleri sakınmadan anlatan bir roman. Yazar, tarih sahnesinde başrol oynamış politikacıların siyasetlerini, son bulmayan savaşları ve iktidar mücadelelerini, tek tek bireylerin yaşamlarıyla iç içe, incelikle dokuyarak, destan zenginliğinde bir roman kaleme almış.

 

 

Cennetin Kayıp Toprakları-Yavuz Ekinci :Yaşadıkları coğrafyanın acılarına hapsolmuşların, aile olmanın ölümcüllüğünü taşıyanların ve cennetin gelmesini yüzyıllarca bekleyenlerin hikâyesi…
“Yara! Ben derisi yüzülmüş bir yarayım. Seksen yıldır yüreğimde açılan bu yara bugüne kadar ne iyileşti ne de kabuk bağlayabildi. Bu yara öyle bir yara ki, kabuk bağlayıp iyileşeceğine, her geçen gün biraz daha derinleşip büyüdü. Yara büyüdükçe ben küçüldüm, ben küçüldükçe de yaram büyüdü. Öyle ki upuzun ömrümün sonunda ben bu yaradan ibaret kaldım. Yara! Kapkara bir yara! Bugüne kadar hiç kimseye bu yaramdan bahsedip anlatmadım. O uğursuz geceden beri yaram hep içe doğru derinleşip kanadı. Ama artık ne bu içe doğru kanayan yarayı saklayacak dermanım kaldı ne de onunla mezara gidecek takatim.”Yavuz Ekinci, ikinci romanında, tarihimizin ve coğrafyamızın güneydoğusundan, yüz yıla yayılan hayatlar anlatıyor: Yerinden yurdundan edilmiş, dilinden, dininden, kimliğinden, insanı insan eden her şeyden yoksun bırakılmış Almast’ların ve onların aynı yazgıyı bu kez başka bir “bilinmeyen dil”de okumak zorunda bırakılmış oğullarının ve torunlarının öyküsünü… Cennetin kayıp topraklarını…

 

 

Yasemin Kokusu, Gilbert Sinoué’nin, Ortadoğu’nun yakın tarihini fon olarak kullandığı iki ciltlik destansı dizisinin ilk kitabı… Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı topraklarının paylaşıldığı günlerde başlayan roman, yolları birbiriyle kesişen dört ailenin öyküsünü anlatıyor: Hayfalı meyve sebze üreticisi Şahid, onun Yahudi dostu Yusuf Markus, Mısırlı pamuk üreticisi Lütfi ailesi ve Bağdatlı el-Safiler… Politik ve ekonomik gerilim, günden güne altüst olan Ortadoğu’da parçalanan yaşamlar, kopuşlar, çekilen acılar, yoksulluklar, gelecek endişesi ve olmazı olur yapan aşklar… Sinoué, dünyanın en karışık, en acılı coğrafyasında yaşananları, soluk soluğa okunacak bir romana dönüştürmüş.
Başarıyla çizilmiş kahramanları, çok geniş bir coğrafyaya ve koca bir yüzyıla yayılmış kurgusuyla Yasemin Kokusu, okumayı seven herkese hitap edecek bir öyküyü anlatıyor. Bizi yakından ilgilendiren Ortadoğu’nun geçmişini ve o günlerden bugünlere taşınan meseleleri yeniden yaşıyor olmamız da cabası…

 

 

Kahire Üçlemesi:Necip Mahfuz Arap edebiyatının rakipsiz temsilcisidir. Evrensel ölçülerde kusursuz romanlarıyla hikayeleri klasik Arap geleneğinin, Avrupa edebiyatının ve kişisel yeteneğinin göz kamaştırıcı sentezini yansıtır. İsveç Akademizi Nobel Komitesi Necip Mahfuz dünya romanının en büyük, en yetenekli yaratıcılarından biridir. Nadine Gordimer 1991 Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi Güney Afrikalı Yazar Binbir Gece Masalları’ndan çıkmış bir masalcı… Ulusunun ruhu, Arap romanının babası… Edward Said, Filistinli düşünür Necip Mahfuz’un Nobel Ödülü’nü almasında önemli rolü olan başyapıtı Kahire Üçlemesi-Saray Gezisi, Şevk Sarayı, Şeker Sokağı- ilk kez Türkçede. Mahfuz’u dünya romancılığının doruklarına taşıyan; bir ailenin üç kuşağının anlatıldığı üçlemenin ilk kitabı saray Gezisi’nde, 1910’ların İngiliz işgali altındaki Kahiresi’nde yaşayan bu aileyi tanırız: Karısına ve çocularına karşı son derece katı, despot biriyken, evin dışında, şakacılığa, kibarlığıyla tanınan ve erotik zevkler peşinde gittiği gece alemlerinin aranan siması Ahmet Bey, Namuslu bir kadının, yanında kocası ya ya yetişkin oğulları olmadan sokağa çıkmasının hoş karşılanmadığı bir toplumda, ev hapisanesinin gönüllü mahkumu Emine Hanım ve çocukları.

 

 

Özgürlük-Jonathan Franzen:Bu roman özgür birey olma çabalarını, bir aşkın başlangıcını ve bitişini, gençlikte yaşanan doyumsuz tutkuları, yetişkinliğin getirdiği sürprizleri, neden hiç durmadan arkadaşlarımızla yarıştığımızı, en yakınımızdakilere nasıl ihanet ettiğimizi ve hiçbir şeyin neden “olması gerektiği gibi” olmadığını anlatıyor. Duygularımızın sözünü dinleyerek kendimize ve çevremizdekilere yaşattığımız acı ve sevinçlerin insan olmanın doğal bir sonucu olduğunu gösteriyor.Modern dünyanın çelişkili ve bir o kadar da gerçek insanlarını konu alan sürükleyici bir başyapıt…

 

 

Altın Kafes’in gerçek hikayesi, on-yirmi yıl içerisinde, anne babaları çocuklarına, kardeşleri kardeşlere düşman eden, milyonlarca insanın göç etmesine sebep olan tarihi ve siyasi olayların kurbanı olan birçok İranlı ailenin hikayesidir. Bu ailelerin hikayesinin yanı sıra kitapta, monarşinin son günlerinden, Ahmedinejad’ın iktidara gelişine kadar olan dönemdeki tarih de aktarılmıştır. Bir roman kadar derin olan olaylar aynı zamanda yaşanan skandalın bir haykırışı, duyurusudur: Shirin Ebadi‘nin kişisel ve meslek hayatı ile ilgili olan Pari’nin ailesinin yaşadığı trajedi, aslında bütün bir halkın trajedisidir.

 

 

Limon Ağacı-Sandy Tolan:Ortadoğu’nun kalbi… Acı, savaş, anlaşmazlık dolu bir tarih. İki halk ve iki aile. Topraklarından zorla sürgün edilen Filistinli Arap Beşir ile ailesi Nazi katliamından kaçmış olan İsrailli Yahudi Dalia’nın anlaşmazlığın ortasında kurduğu, yüreğinizi ısıtacak dostluğu…

Zarafet ve merhamet ile yazılmış Limon Ağacı her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ama yine de her şeyin olabileceğini hatırlatıyor. Tarihin acımasızlığına inat Ortadoğu’nun kalbinde yeşeren Limon Ağacı unutamayacağınız bir kitap olacak.

 

 

 

Rodoslu Ahter-Zuhal İzmirli,Yücel İzmirli: bir ailenin üç kuşağının Mısır’da başlayan, önce Rodos’ta, sonra Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde, ama özellikle Ege’de, İzmir’de, kısmen de İstanbul’da süren hikâyesini, üçüncü kuşağın bir üyesi olan Ahter’e odaklanarak anlatıyor. Gerçek bir yaşamöyküsünden yola çıkılarak anlatılan roman, okuru 1920’lı yıllardan itibaren Rodos’un kale içi sokaklarında, İzmir’in Karşıyaka’sında, Eşrefpaşa’sında, İstanbul’un Boğaz kıyılarında, Beyazıt Meydanı’nda ve üniversite amfilerinde, Anadolu’nun unutulmuş köşelerinde gezdiriyor.

 

 

Fay Hatları-Nancy Huston: Bir ailenin dört kuşağı üzerinden, etkisi günümüze kadar uzanan karanlık bir sırrı anlatıyor. Altı yaşında çocukların gözünden 2004’ten geriye doğru 1982’ye, 1962’ye ve 1944’e gidiyoruz kitap boyunca. İlk anlatıcımız Amerikalı olmanın gururunu taşıyan, annesinin titiz denetimine rağmen internetin tüm vahşi sitelerinde gezinen, dünyaya bir armağan olduğundan kuşkusu olmayan Sol. Onun aile içinde sezdiği tuhaflıkların ipuçlarını, ikinci anlatıcı olan babası Randall’ın çocukluk öyküsünde bulmaya başlıyoruz. Roman Sol’un babaannesi Sadie ve büyük büyükannesi Kristina’nın anlatılarıyla sürdükçe, kirli sırlar gitgide aydınlanıyor. California’dan Hayfa’ya, Toronto’ya ve Münih’e uzanan romanda, kendi dertlerine düşmüş ebeveynlerin gerçek desteğinden yoksun kalan çocukların büyüme sancılarına, masumiyetlerini sarsılarak yitirişlerine tanık olurken, bildiğimizi sandığımız yakın tarihin gözden kaçmış yönleri kendilerini ele veriyor. Amansız bir kötülüğe karşı aşkla, müzikle, inançla hayata tutunmaya çalışanların direnişini de izliyoruz.

 

 

Kutsal Anılar-Erica Jong:Aynı aileye mensup olağanüstü kadınların dört kuşak boyunca yaşadıklarını anlatıyor roman. Hikayeleri dünyayı ve yüzyılı aşarak, Çarlık Rusyasında başlayıp 2000’lerin New York’una ulaşıyor.

 

 

 

 

 

Buddenbrooklar-Thomas Mann:Mann’ın 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya’da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar…

Orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğindedir. 1929’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Mann’ın bu dev yapıtı, modern edebiyatın klasikleri arasındadır.

 

 

Dokuz Buçukta Bilardo-Heinrich Boll: Almanya’nın Ren bölgesinde yaşayan Fahmel ailesinin öyküsünü üç kuşak boyunca anlatırken, 20’nci yüzyılın ikinci yarısındaki Alman Toplumuna eleştirel bir bakışla yaklaşıyor. Heinrich Böll, Fahmel ailesinin çelişkilerle dolu yaşamındaki ana çatışmayı ‘manda’ ve ‘kuzu’ simgeleriyle yorumluyor; Faşizmin ve Nazizmin simgesi olan ‘mandanın ilahi sırrından yiyenler’le ‘Tanrının kuzusu olanlar’ arasındaki çatışma aynı zamanda bağımsız düşünceye sahip bireylerle oportünist çoğunluk arasındaki çatışmanın yansıması oluyor. Fahmel ailesi içindeki bu çatışma, Alman toplumu içindeki çatışmanın izdüşümüdür. Kardeşi kardeşe vurduran, karı kocayı ayrı düşüren, arkadaşlıkları bitiren bu çatışmanın hesaplaşması, l958’in eylül ayında Baba Fahmel’in doğum gününde yapılır. O gün biraraya gelen aile bireyleri arasından biri, çocuklarını elinden alan, kendisinin aklını yitirmesine neden olan bu temel çatışmanın öcünü beklenmedik ve çok çarpıcı bir biçimde alır. Heinrich Böll’ün bütün yapıtlarında görülen duyarlıklı gözlem gücü, eleştirel yaklaşım, alaycılık ve hümanizma, bu romanda da yine önde.

 

 

Artamonov Ailesi, Gorki‘nin yapıtları arasında en etkileyici ve en dramatik olanıdır. Bu kitapta Rusya’daki orta sınıfların Devrim öncesi onyıllardaki trajik başarısızlığı yoğunlaştırılmış biçimde, kumaş üretimiyle uğraşan bir ailenin küçücük dünyasında görüldüğü şekliyle aktarılmaktadır. Bu, Gorki’nin karakter yaratma gücünü ve ilk öykülerinde bütün dünyayı kendisine hayran bırakan etkileyici edimlerle dolu sahneleri ustalıkla düzenleme yeteneğini en iyi sergileyen eseridir. Mizahla trajediyi şiddetle acımayı, coşkunlukla içedönüklüğü eşsiz biçimde harmanlayan Gorki, burada şimdiye dek hiç ele almadığı büyük ve hareketli bir temadan yararlanmıştır. Sanki Sovyetlerin zaferi, Gorki’nin kitapları arasında başyapıt olan bu romanın ortaya çıkması işaretini vermiş gibidir. 1925 yılında, yabancı bir ülkede olmanın getirdiği uzaklıktan geriye baktığında, 1917’de sona eren bir çağı, daha eksiksiz bir anlayışla görebilmiş ve drama duygusunu müthiş ölçüde geliştirmiştir. Artamonovların yükselişi ve düşüşü, deyiş yerindeyse, tarihin büyük bir çağının ötesinden gözlemlenerek anlatılmaktadır.

 

 

Sırça Tuzak,Şeytanın İflası-Nermin Bezmen:Yıllardır sanayicilik yapan isim sahibi, saygın bir aile…
Ailenin dağılmasına neden olan bir adam… Ve onun bir sanayi imparatorluğunu çökerten ”şeytanî“ planı…
Nermin Bezmen Şeytanın İflası’nda Sırça Tuzak’la başlayan hikâyenin
ikinci perdesini açıyor, âdeta sinematografik bir kurguyla Vardar İmparatorluğu’nu üçüncü nesle teslim ediyor. Meraklı bir okursanız bu kitapta anlatılan ailenin ne kadar kurgu ne kadar gerçek olduğuna dair tahminlerde bulunmaya çalışacaksınız belki. Ya da romandaki hangi kadın karakterin yazarından izler taşıdığına dair bir dedektiflik uğraşı içine gireceksiniz.

Devam ettiğim sürece bu liste uzayacak biliyorum.Şimdilik bu kitaplarla yetinelim.Eklemek ya da düzeltmek istediğiniz her nokta için yorumlarınızı bekliyorum.Bu küçük araştırmaya katkıda bulunan herkese çok teşekkür ederim..

 

İsrail’li bir tarihçi ve dünyanın önde gelen faşizm uzmanlarından biri olan Zeev Sternhell’in en önemli çalışmasıdır Faşist İdeolojinin Doğuşu. Sternhell bu kitapta faşist ideolojinin köklerini ve faşist hareketin gelişimini büyük bir titizlikle irdeliyor ve tam bir soyağacı çıkarıyor. Bunu yaparken, gerçek beşiği dediği Fransa’daki doğumundan, İtalya’da, 1914’ten itibaren milliyetçiler ve fütüristlerle birleşip çiçeklenişinin izinde, sırtını dayadığı toplumsal mitler, yarattığı psikolojik ve ahlaki zıtlıklara kadar, faşizmin bütün gelişim aşamalarını gözler önüne seriyor. Ayrıca Sternhell, Marksizm’in anti-materyalist ve anti-rasyonalist Sorelci devrimci revizyonunun, kaygıları ekonomik olmaktan çok etik ve ahlaki olan bir revizyonun neden olduğu tartışmaların ışığında, militan faşizmin pek çok siyasi ve entelektüel temsilcisini (Mussolini, Valois, Mosley, José Antonio Primo du Rivera) olduğu kadar faşizme organik olarak bağlı olmayan siyasetçiler ve özellikle Nietzsche, Sorel, Barrès, Labriola, Pareto, Corradini gibi düşünürleri de tek tek irdeliyor.

 

1970 sonlarında, İskender ve annesi Pembe’nin çevresinde geçen hikaye İstanbul, Londra, Abu Dabi gibi farklı şehirlerde geçiyor.
Romanın hüzünlü hikayesi, bir Kürt köyünde yaşayan Pembe’nin evlenip önce İstanbul’a sonra Londra’ya göç etmesi ve sonra kurduğu üç çocuklu ailesi üzerinden, İstanbul’da ve Londra’daki göçmenlerin hayatını gözlemleme fırsatı veriyor.
Elif Şafak’ın İskender Kitabını en iyi anlatan cümlelerden birisi ise; en çok en sevdiklerimizi incitiriz.

 

 

Reklamlar

One thought on “Kuşaktan Kuşağa Hayat Kırıntıları

  1. bu kitapların içinde ne acı ki sadece dört tanesini okuyabildim. yüzyıllık yalnızlık, mübarek toprak, altın kafes ve limon ağacı.bu güzel çalışma için emeğine, kalemine sağlık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s