Simit

Dünden kalma bir serinlik var havada.Deniz durgun.Karşıdaki  gemiler ruhsuz bir boşluğa demir atmışlar.Martılar bile uçmuyor boşluğun kenarından.Dalgalar kıyıyı dövüyor nazlı nazlı.Renkli balonlarını poşetinden çıkardı İlhan.Var gücüyle üflemeye başladı.Plastik kokusu başını döndürdü .Plastiğe hassaslığı değildi sebep.Günlerdir midesine bir lokma bir şey girmemişti..Yerdeki parça ipi almak için eğildi.Kafası karnına yaklaşınca, kendi  mide gurultusundan korktu bir an.Bir de birileri duyar mı diye çekindi.Kim duyacaktı ki sanki..Kimseler yoktu sahilde ondan başka.Arada bir balıkçılardan yüz bulamayan şişman sarı kedi gelirdi yanına.Son günlerde o bile uğramaz olmuştu.Her geldiğinde ekmeğinden bir iki parça koparır verirdi ona.Son geldiğinde ona verecek küçük bir parça ekmeği bile yoktu.Bir kaç kere daha uğradı şişman kedi,baktı İlhan balıkçılar gibi değil,vazgeçti yanına gelmekten.O da terk etti İlhan’ı,diğer bütün insanların yaptığı gibi…

Hava serinlemeye başlamıştı artık.Ekim ortasında, hele bir de sahil kenarındaysanız üzerinize bir hırka, bir ceket almadan gezemezsiniz.Yağmurlar da başladığından bir haftadır doğru düzgün kimseler yoktu sahilde.İlhan’ın işleri gittikçe kötüye gidiyordu.Son zamanlarda kimse gelip balonları vurmak istemiyordu.İlhan’ın tek geçim kaynağı bu olduğundan günlerdir para kazanamamıştı.Dün yaşlı bir amca gelmişti yanına.O da bir iki denemede bir şey vuramayınca parayı vermeden çekip gitmişti.Para umurunda değildi artık.Yaşlı adam gidince arkasından gülümsemişti İlhan.Sonra bir tatlı huzur geldi üzerine,yaşlı adamın hayatı üzerine hayal kurdu;birazdan köşeyi dönünce ağır ağır adımlarla yolun karşısına geçecekti ihtiyar.Ayın on beşinde aldığı emekli aylığından kalan paralarla, eski bir emekli memur olan manav Vedat beyden iki kilo elma alacaktı torunları için.Fırından aldığı sıcacık ekmeklerle evin yolunu tutacaktı.Torunları kapıda karşılayacaktı onu.Birer birer öpecekti gül yanaklarından..

Bir rüzgar esti..İlhan iliklerine kadar titredi.Eskilikten lime lime olmuş ceketinin deliklerinden girdi rüzgar.Elleriyle tutmaya çalıştı.Parmaklarının arasından geçip gitmesine izin vermek istemedi.Bir parça yakalamaktı niyeti.Avucunun içinde tutmak.Bir süreliğine o hafifliği,o gücü hissetmek..Oysa kendi hayatı hafifti,ve olabildiğine narin..Ve olabildiğine yaralı..Buğulu bir camın arkasından bakarmışcasına hatırlıyordu eski günleri:Kırmızı ceketli bir çocuk vardı bahçede.Bisiklete binmeye çalışıyordu.Yanakları al aldı , ceketi gibi.Bir kadın vardı mutfak penceresinde.Al yanaklı çocuğu izliyordu.Tarhana kokusu yayılıyordu sokağa.Akşam güneşi vurmuştu bahçeye.Süzülen ışıkların altında,kırmızı ceketli çocuğun mutlu konuşmaları geliyordu kulağa.Camdaki buğuyu silmek istedi İlhan.Bıkmıştı bu buğulu görüntülerden.Unutmak istemiyordu hiçbir şeyi..Dün gibi kalmalıydı aklında,bugün gibi sıcak olmalıydı onların kokuları..

İlhan uzun zamandır yapmıyordu bu balon işini..Gençliğinde okumuşluğu vardı.Bir meslek sahibiydi eskiden.Bir ailesi vardı.Karaçınar sokağında,tepede küçük bir evde oturuyorlardı.İlhan bütün gün çalışır,akşama kadar canı çıkar ama eve çıkan yokuşu tırmanmaya başladığında yorgunluğunu falan unutur giderdi.Al yanaklı oğlan daha kapıdan girmeden üzerine atlardı.Karısı elindekileri alır,yanağına bir öpücük kondurur,mis kokulu mutfaktan geçip salona geçerlerdi beraber..Bir rituel gibi yaşardı hayatı.Çok para kazanmazdı ama mutlulardı..

O sabah ömründe uyandığı bütün diğer sabahlar gibiydi.Gül yüzlü karısının hazırladığı kahvaltıdan sonra al yanaklı oğlunu öpüp, yokuş aşağı yürümeye başlamıştı yine.Oğlan arkasından seslenmişti bu kez:’ babacığım gelirken simit alır mısın ‘ diye.İşyerinde yine var gücüyle çalışmış,akşamı zor etmiş,mesai bitince eve gideceğini bildiğinden bütün yorgunluğunu unutup yola çıkmıştı.Eve çıkan yokuşa gelmeden sabah oğlanın simit istediğini hatırladı.Sokağın başındaki fırına yürüdü.Akşam olduğundan simit kalmamıştı fırında.Aşağı mahallede bir fırın daha vardı.Oraya da bir bakayım dedi.Yavrucak kırk yılda bir şey istemişti.Eli boş gitmek gelmedi içinden.Fırıncı 10 dakika beklerse yeni simitlerin fırından çıkacağını söyledi.Kenardaki tabureye oturdu.Mis fırının kokusu içine huzur doldurdu..On dakikadan biraz sonra fırıncı simitleri paketleyip verdi İlhan’a.Önce bir kağıda sarıp sonra poşete koymuştu adam.İlhan yürürken poşetin ağzından sıcak bir hava geliyordu parmaklarına doğru.Boncuk boncuk buhar olmuştu poşet..Mis gibi kokuyordu simitler..

Karaçınar yokuşunun  başına vardığında ileride bir kalabalık olduğunu,insanların bir şeye doğru eğildiğini ve bir kadının çığlıklarını duydu.Adımlarını hızlandırdı.Bir solukta çıktı yokuşu.Kalabalık evlerinin önündeydi.İnsanları iteleyerek ilerledi.Az ilerde yerde kırmızı ceket giymiş bir çocuk yatıyordu.Hemen yakınlarında hala tekerleği dönen bisiklet duruyordu.Kadın ,al yanaklı oğlanın ellerini tutuyordu..Gözlerinden yaşlar yağmur olmuş,kan gölüne damlıyordu tıp ..tıp ..tıp…İlhan gül yüzlü karısının yanına gitti.Orada öylece durmuş ikisi de al yanaklı çocuğun cansız ellerini tutuyorlardı.Çevreden sesler geliyordu:’ Çocuk yokuştan aşağı iniyormuş bisikletle,şu kamyon oradaymış..Adam görmemiş..Fark ettiğinde durduramamış kamyonu.Süreklemiş altında yavrucağı..’ Siren sesleri duyuldu birden,ambulans geldi.Ama al yanaklı oğlan,yapılan hiçbir şeye tepki vermedi.Kalp masajı yapıyorlardı.Zayıf bedeni bir iniyor bir kalkıyor,solgun suratındaki tüm alllar beyaza çalıyordu gitgide..Yapılacak bir şey kalmamıştı..
İşte al yanaklı oğluna böyle veda etmişti İlhan.Elinde simit poşeti,’sana simit getirdim oğlum,aç gözlerini’diye sayıklıyordu durmadan.Yetkililer oğlanın bedeni araca bindirdiler.İlhan’ı ve eli yüzü kan olmuş karısını da aldılar.Kendine geldiğinde hastanede yatıyordu.Bir süre sonra bir doktor geldi ve iki gündür baygın olduğunu anlattı ve şimdi kendini nasıl hissetiğini sordu.Nasıl hissediyordu ki?Hissetmek ne demekti,nasıl bir şeydi?Doktor, cenaze işlemleri için daha sonra konuşabileceklerini söyledi..Ah al yanaklı oğlum dedi..Simit getirmiştim sana..

İlhan’ın bu acı hikayesi hayatında herşeyi değiştirdi.Karısı günden güne gözünün önünde eridi bitti.Saatlerce uyuyor,sadece önemli ihtiyaçlar için yerinden kalkıyor,ne yiyiyor ne içiyordu..Durmadan uyuyordu.Ve bir gün hiç uyanmadı.İlhan karısını da kaybettikten sonra evden çıkmaz oldu.İşi gücü bıraktı.Haftalarca dışarıya adım atmadı.Ona ne olduğunu merak eden komşuları eve girdiklerinde yarı baygın bir şekilde ‘sana simit getirmiştim ‘diye sayıklarken buldular onu.Günlerce hastanede kaldı.Doktorların yardımıyla bir süre sonra yemek yemeye başladı.Taburcu edildiğinde ne yapacağını bilmiyordu.Onu almaya gelen akrabalarına teşekkür etti.Al yanaklı oğlunu,gül yüzlü karısını gördü onların gözlerinde.Bununla yaşayamayacağını biliyordu.Kimseye bir şey söylemeden çıktı gitti hastaneden.

Karaçınar yokuşunu son kez tırmandı.Bu kez yorgun,ağır adımlarla..Her taşına,her kıvrımına baka baka…Evin önüne vardığında kazadan bir gün öncesini gördü:Kırmızı ceketli bir çocuk vardı bahçede.Bisiklete binmeye çalışıyordu.Yanakları al aldı ,ceketi gibi.Bir kadın vardı mutfak penceresinde.Al yanaklı çocuğu izliyordu.Tarhana kokusu yayılıyordu sokağa.Akşam güneşi vurmuştu bahçeye.Süzülen ışıkların altında,kırmızı ceketli çocuğun mutlu konuşmaları geliyordu kulağa..Oklar saplandı kalbine.Yaralarının üzerine bastıra bastıra içeriye girdi.Zor günler için biriktirdikleri biraz para vardı.Öyle çok bir şey değil.Çok koyamamışlardı üzerine.Her zaman bir şey çıkmıştı.Ya bir hastalık,ya ani bir ihtiyaç.Yatak odasına girip elbise dolabını açtı.Gül yüzlü karısının o çok sevdiği,giymeye kıyamadığı ceketin cebinden zarfı aldı.Son bir kokladı odayı…Kapıyı kapatıp çıktı…

Yokuştan aşağıya yürüyerek,olay günü simit aldığı fırına gitti.Adam İlhan’ı görünce şaşırdı.’Simit var mı ‘diye sordu İlhan.Adam başıyla onayladı.Elindeki paraları çıkardı.Bir ellilik ayırdı kenara.Adama uzattı diğer paraları.’Bununla ne kadar simit oluyorsa ver ‘dedi.Adam ‘bu çok para İlhan abi,o kadar simit yok bende ‘dedi.İlhan’ yap o zaman’ dedi.O gün oturduğu tabure aynı yerdeydi.Oturdu.Fırıncı simitleri hazır edene kadar da kalkmadı.

O gün İlhan simit almadan eve gitmiş olsaydı,ya da ilk gittiği fırında simit olsaydı,çoktan evde olacaktı.Al yanaklı oğlu onu kapıda karşılayacak,bisikleti beraber bahçeye alacaklar,mutfaktan salona geçip hayatlarına devam edeceklerdi.On dakika simit beklemek,bütün hayatına mal olmuştu…

Fırıncı iki kasa simit verdi İlhan’a.İlhan simiteri taşıyabilmek için el arabası gib bir şey var mı diye sordu.Fırıncı un çuvallarını taşıdıklerı tekerlekli arabayı verdi..O gün İlhan küçük arabadaki simitleri karşısına çıkan çocuklara dağıta dağıta Karaçınar mahallesinden geçti gitti..Bir daha o mahallede onu gören olmadı..

Tüm simitleri bitirdikten sonra otogara gitti ilhan.Cebindeki son parayla bir otobüs bileti satın aldı.İşte bu sahile geliş öyküsü böyle başladı..Günlerce banklarda yattı, kalktı.Onu dilenci sananların yanına bıraktığı bozuk paralarla bir şeyler atıştırdı..Kalan paraları cebinde biriktirdi.Sahilde renkli balonları bir ipe dizip para kaşılığında onları vurduran bir adam vardı.Arada onun yanına gider konuşmadan otururdu.Arada para kazanırdı adam.Ama bütün paralarıyla şarap alır sabaha kadar şarkı söyleyerek içerdi.Severdi İlhan’ı.Onun acı çeken bir adam olduğunu daha ilk gördüğünde anlamıştı.Bir gün yine kendi bitmek bilmeyen hikayelerinden birini anlatıyordu:’Bak delikanli ‘dedi.’Bana bir gün bir şey olursa bu tezgah senin.’Bu sözün üzerinden çok geçmemişti ki adamı bir sabah sahilde ölü buldular.Uykusunda donmuştu ihtiyar.İşte o gün bugündür İlhan bakıyordu onun tezgahına…

Ekim ortasında esen,lime lime olmuş ceketinin deliklerinden giren rüzgar…İşte buydu İlhan’ın öyküsü..Bugün yine sarı şişman kedi uğramamıştı yanına.Ve bugün günlerden’ o ‘gündü..Tam bir yıl boyunca bugünü beklemişti.Saat yaklaştığında ayağa kalktı.Ufka doğru baktı.Ruhsuz boşluğa demir atmış gemileri,martıları gördü.İpe bağlı balonlardan bir tanesini çözüp sol koluna bağladı.Diğerini sağ bacağına.Tek tek balonları ipten çıkarıp kendi vücudunda bir yerlere bağladı.Balon adam gibi görünüyordu işi bittiğinde.Akşam saatleriydi.Hava serinlediğinden kimseler kalmamıştı sahilde.Ayağa kalkıp denizin kenarındaki kocaman kayalardan birinin ucuna gitti.Malzemeleri topladığı büyük siyah naylon poşeti kafasına geçirip sıkıca bağladı.Ve kendini denize bıraktı….

Ertesi sabah,sahile yürüyüşe gelen insanlar denizde yüzen renkli balonlar gördüler…Ve bir siyah balon içinde bir adam…

Reklamlar

One thought on “Simit

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s