Akagera Milli Parkı

Akagera Milli parkı Ruanda’nın kuzey doğusunda Tanzanya sınırında yer alıyor.İsmini doğuya doğru akan Akagera nehrinden almış.İç savaş öncesi yaklaşık 2500km² iken,savaş sonrası dönen mültecilere bu alandan yer verildiği için büyüklüğü 900km² ‘ye kadar düşürülmüş.Parkın kuzey ve güneyde olmak üzere iki kapısı var.Bir kapıdan girdiğinizde diğerinden çıkıyorsunuz ve bu iki kapı arasındaki toplam mesafe 100km civarında.Park çeşitli vahşi hayvana ve 500 farklı çeşit kuşa ev sahipliği yapıyor.

Geçen pazar günü Akagera Milli Parkı’na gittik.Bu geziyi uzun zamandır planlıyorduk ama bir türlü bu planı uygulayamamıştık.Yola sabah 5:30 da çıktık.Oraya erken saatlerde varmanın daha iyi olacağını düşünüyorduk.Edindiğimiz bilgilere göre yolculuğun 2,5 saat civarında süreceğini umuyorduk.Mesafe 110 km.Son 28 km ‘ye kadar yol asfalttı.Ve yol boyu inanılmaz güzel bir manzara vardı.Küçük köylerden,muz bahçelerinden geçerek ilerliyorsunuz.Buralarda durup fotoğraf çekemediğim için nasıl üzgünüm anlatamam.Ama bir dahaki sefere daha planlı,detaylı bir yolculuk sırasında aklımda kalan kareleri çekeceğim…Yol boyu dikkatimizi en çok çeken,saat sabahın 6’sı olmasına rağmen (ve de Pazar) insanların sokaklarda olmasıydı.Şehirden uzaklaşırken yollarda bir çok Ruandalının sabah koşusu yaptığını gördük..Köylere yaklaşınca yine insanlar sokaklardaydı ama bu kez ya kapılarının önlerine süpürüyorlar ,ya da bisikletlerle muz taşıyorlardı.Minik çocuklar bile uyanmış,yalınayak kırmızı toprağın üzerinde sabahın ilk ışıklarını karşılıyorlardı..Kadınların zaten toprak olan kapılarının önlerini süpürmesi de anlam veremediğimiz bir şeydi..Zaten Ruanda’da ilginç bir gelenek var.Her ayın son cumartesi günü,sabahtan herkes kapısının önünü süpürmek zorunda.Bu bir kural gibi bir şey..

Son 28 km’yi toprak yolda,yolun izin verdiği ölçüde ilerleyerek parkın girişine vardık.Daha önceden sorduğumuz kişilerin söylediğine  ve internette okuduğumuz bilgilere göre burada araç kiralayabileceğimizi sanıyorduk.Sabah çok erken çıktığımız için kahvaltı yapmaya bile fırsatımız olmamıştı.Girişte aracı,rehberle beraber kiralayacağımızı ve orada birşeyler atıştırabileceğimiz bir yer olduğunu sanıyorduk.Tabii rehber dışında bunların hiç biri yoktu.Yiyecek olarak da sadece bisküvi ve aşırı şekerli elma suyu vardı.Su bile yoktu yani!!Aracımız zaten 4×4 olduğu için parkta kullanılabilir olduğunu söylediler.Rehberimiz Janvier ve bisküvilerimizle beraber yola çıktık.Yola çıkmadan rehberimiz pencereleri kapatmamızı,sineklerin ısırabileceğini söyledi.Önce anlam veremedik.Ne olacak bir sinekten falan diye düşündük..Ama bunlar gerçekten de garip sineklerdi.Yolda giderken aracın camlarına yapışıp,zaman zaman bizimle seyahat ettiler.

Arazi biraz engebeli olduğu için araç 4×4 de olsa sarsılarak ilerliyorduk.Bisküvilere ve elma suyuna zerre kadar aldırmayan midelerimiz arada alarm verse de Afrika’nın ortasında koskocaman vahşi bir parkın ortasında bunları düşünmek boş deyip yola odaklandık.Hepimiz gözlerimizi dört açmış sağda solda bir hayvan görsek küçük çocuklar gibi ‘aa şurda maymun var,mor renkli kuşu gördünüz mü ‘ gibi sevinç nidaları atarak ilerledik.Hayvanlara yol boyu çok sık rastlanmıyor.Çünkü yol kenarına inmeyi tercih etmiyorlarmış.Zaten hareket halinde oldukları için onlara rastlamak biraz şans işiymiş.Herkesin görmek istediği bir hayvan vardı.Biri timsah,biri fil,diğeri de aslan falan görmek istiyordu.Benim böyle bir isteğim yoktu.Ne çıkarsa bahtmıza diye düşünüyordum..

Yolda birçok kırılmış,hatta yerinden sökülmüş ağaçlar gördük.Rehber bunları fillerin yaptığını söyledi.Bu arada yolda yer yer büyük öbekler halinde  hayvan pisliğine rastlıyorduk.Rehbere yeni bunlar galiba yakınlarda olabililer mi diye sorduğumuzda ,rehber dışkıların tarihi hakkında atıp tutuyordu.İki gün olmuş,bir hafta olmuş falan gibi..Biz de aramızda dalga geçiyorduk,olur mu canım daha dumanı üzerinde 🙂 Biz böyle şakalaşırken karşımıza birden bir fil ailesi çıktı.Aracı durdurduk.Yol kenarında ağaçlardan bir şeyler yiyerek ilerliyorlardı.Yavaş yavaş bize yaklaşmalarını bekledik.Aramızda sadece birkaç metre vardı.Rehber araçta kalmamızı söyledi.Bu arada sevgili eşim durur mu ,makineyi benden kaptığı gibi fotoğraflarını çekmeye başladı.Rehber gidelim derken , fotoğraf çekmek için biraz daha kalmak istiyordu.Sonra yanda  fotoğrafını göreceğiniz büyük fil bize doğru gelmeye başladı.Mecburen aracı çalıştırıp uzaklaştık.Hiçbirimiz onları kızdırmak istemeyiz tabiki.Ne de olsa onların evindeyiz.Kendi doğal ortamlarında onları sinirlendirip saldırmalarını kim ister ki ?

Fillerden sonra yolumuza devam ettik.Bu kez bir gölün yanına gittik.İçinde suaygırları vardı.Suyun içinde oldukları için kendilerinin sadece başlarını görebiliyorduk.Arada kafalarını sudan çıkartıp dışarıya su püskürtüyorlardı.Güzel bir fotoğraf çekebilmek için gölün karşısına geçip,o sıcakta suaygırının keyfi gelip sudan çıkar belki diye bekledim.Bu arada etrafımızdan da başka hayvanların sesleri geliyordu.Birden sol tarafımdan acayip bir ses geldi.Eyvah dedim , başka bir su aygırı çıkmış yanıma gelmiş.Dönüp bir de baktım ki arkadaş yanımda duruyor,açlıktan midesi guruldamış meğer 🙂 Aklıma geldikçe o sahneye gülüyorum.Açlık bizi zorlamıştı.Yolda ilerken gördüğümüz ceylanları,geyikleri şişte çevirme olarak hayal etmeye başyanlar oldu.Hatta bazıları yanına rakı sofrası bile kurdu 🙂

Parkta,babunlar,geyikler,zebralar,zürafalar,değişik kuş çeşitleri ,ceylanlar ve timsah (gölde bot turu yapmadığımız için göremedik) görmek mümkün.safarimizi tamamladıktan sonra rehberimizle beraber kuzey kapısından çıktık.Yine küçük köylerin içinden geçerek dönüş yolculuğumuza başladık.Birçok insan hayvancılıkla uğraşıyor,ya da yine bisikletleriyle yeşil muzlarda taşıyordu.Küçük bir yerleşim yerinden geçerken çocuklar arabaya doğru koşarak birşey bağırıyorlardı.rehberimize ne söylediklerini sorduk.Pet şişe istiyorlarmış.Sanırım okula giderken su koymak için dedi.Arabada ne kadar boş şişe varsa hepsini çocuklara verdik.Nasıl sevindiler anlatamam..Boş plastik şişelerle mutlu olan çocuklar…Bir de bizim dünyamızı düşündüm.Anneye ayrı, babaya ayrı naz yapan,her isteği yapılan çocukları…

Hiçbirimizde doğadaki hayvanları daha net görüntüleyebilecek lens yoktu.Sony’imin izin verdiği ölçüde yakaladığım(ız) karelerden küçük bir sunumla yazımı noktalıyorum.Değişik bir deneyimdi bizim için.Hele ki en son sevgili babamla küçük bir çocukken gittiğimiz hayvanat bahçelerine göre,oldukça farklıydı..Ama inanın hayvanlarla ilk tanıştığınız anı unutmuyorsunuz.Ben hala İzmir’de babamla gittiğimiz hayvanat bahçesini hatırlıyorum…

Reklamlar

One thought on “Akagera Milli Parkı

  1. arabaya yapışan sineklerden bahsettiğin kısımda aklıma babil ve çölde çay filmleri geldi.onlar da kuzey afrikada çekilmişti ve yüzlerine yapışan kara sinekler vardı..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s