Doğanın Gücü

-Anne , okulda öğretmen hep ‘doğayı kızdırmayın,doğaya iyi davranın ‘ diyor.Peki doğa bize kızarsa ne olur?Yavrusunun sorusuna bir hikaye ile cevap vermek istemiş anne kuş:

Yüzyıllar önce dünyada insan denilen bir canlı  yaşıyormuş.Bu yaratıkların iki kolu,iki ayağı,kişiliklerine göre değişen suratları varmış,her şeyden de önemlisi ;bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm yaratıklar arasında en akıllı beyine sahiplermiş.Tanrının onlara verdiği bu akılı olur olmaz işlerde kullanmışlar.İşte şimdi anlatacağım onların hikayesi yavrum…

Toz toprak dolmuş kaldırımlar,kuruyan su kenarlarında sağa saçılmış otlar birikmiş.Böcekler susuzluktan yavaş hareket eder olmuşlar.Çiçekler boyunlarını bükmüş,güzelim yaprakları sararmış,büzülmüş.Toprak kurumuş,çatlamış,böceklere bitkilere yardım edemez olmuş.Bir damla su için günlerce beklemişler.Oysa gökyüzünde hiç haraket yokmuş.Güneş yükseldikçe yükseliyor,pırıltılı ışıklarını kuvvetlendiriyor,yeryüzüne yağdırıyormuş..Acımasız görünse de aslında güneşin hiç suçu yokmuş.Onun göreviymiş parlamak,bundan başka bir şey bilmiyormuş..Var olduğu günden beri parlamak için yaşıyormuş.Bazı günler bulutlar görevli oluyormuş.O zaman sabırla bekliyor, bulutların işi bitince tekrar doğuyormuş.Ama son zamanlarda bulutlardan hiç ses çıkmaz olmuş.Ne uğruyorlar ne de görevlerini yerine getiriyorlarmış.Güneş kaygılanmaya başlamış.Yeryüzüne parladıkça canlıların sararıp solduğunu,yeşillerin sarıya döndüğünü,böceklerin hayvanların bitkinleştiğini,haraket etmez,yemek yemez olduklarını görüyormuş.Bulutları arayıp bulmaya,onlarla konuşmaya karar vermiş.Çok da uzun sürmemiş onları bulması.Gökyüzünde bir yere toplanmışlar orada dinleniyorlarmış.Onlara neler olduğunu sormuş,dünyanın durumunu anlatmış.Bulutlar yapacakları bir şeyin olmadığını,böyle emir aldıklarını söylemişler.Kendi kafalarına göre hareket edemezlermiş.Zaten isteseler de böyle bir şey mümkün değilmiş.Bütün yağmur kaynakları kurumuş bitmiş.Tanrının yardımı olmadan kendi güçleriyle bir damla bile yaratamazlarmış.Tanrı onlara  durmalarını emretmiş.Bütün bu olanların sebebi insanlarmış.Bitmek bilmeyen gereksiz enerji tüketimi yapıyorlarmış.Ağaçları kesiyorlar,her yere beton binalar dikiyorlar,durmadan karbondioksit  üreten arabalar kullanıyorlarmış.Dikkatsiz davranıp ormanlarda yangın çıkarıyorlar,su kaynaklarını hoyratça bitiriyorlarmış.Doğaya hiçbir şey vermeden,doğa için hiçbir şey yapmadan,ama tüketerek yaşamaya devam ediyorlarmış.Tanrının bütün öfkesi insanlaraymış.Sadece bulutları durdurarak onlara ceza vermek istemiş.Anlamaları ve harekete geçmeleri için onları susuz bırrakmış.İzlediği kadarıyla insanlar endişelenmeye başlamışlar.Profesor ve bilimadamı  adını verdikleri kişiler toplantılar yapıp,ne yapacaklarını karar verip halka duyuruyormuş.Küresel ısınma diye de bir isim bulmuşlar olaya.Kendi sorumsuzluklarının doğaya nasıl zarar verdiğini,doğa olmazsa kendilerinin de olmayacağını anlamaya başlamışlar yavaş yavaş..Tanrı bütün bu olanları takip etmekteymiş.Ne zaman insanların çektikleri acıyı yeterli görür ise, o zaman bulutları göreve gönderecekmiş.

Bütün bunları öğrenen güneş şaşırmış kalmış insanların yaptıklarına.Nasıl sonuçları düşünmeden davranmışlar aklı almamış bir türlü.Bir süre daha bulutları görmeden parlamaya devam etmiş.Önceden hiç önemsemediği insanlara daha dikkatli bakmaya başlamış.Yeryüzünde garip şeyler yapıyorlarmış.Şu bulutlarının  anlattığı profösörlerin  olmadığı yerlerde ,yaşadıkları yerlerden, su bulmayı umdukları yerlere göç ediyorlarmış.Sırtlarında öte beri saatlerce yürüyorlar,küçücük bir su birikintisi görseler mutlu oluyorlarmış.Bazıları meydanlarda toplanıp gökyüzüne ellerine açıp bir şeyler mırıldanıyorlarmış.Daha sonra bulutlardan  öğrendiklerine göre ‘yağmur duası’ yapıyorlarmış.Tanırıya mesaj gönderiyorlarmış böylelikle..Ondan yardım istiyorlarmış..Güneş günlerce izlemiş insanları..Çaresizlikleri karşısında üzülmüş,ama elinden bir şey gelmiyormuş.Ne parlamayı durdurabiliyor ne de yeryüzüne gönderdiği ısı miktarını azaltabiliyormuş.Tanrının büyüklüğü ve gücüne bir kez daha hayran olmuş.İnsanların bunu görmesi için acı çekmeleri gerekliliği onu tanrıya daha çok bağlamış..

Kuraklık devam ediyor,hayvanlar,bitkiler ölüyor,insanlar hastalıklarla uğraşıyormuş.Su olmadığı için yiyecekleri de yokmuş.Açlıktan ölümler başlamış.İnsanlar evlerinden çıkmıyormuş,hayvanlar sokaklarda kımıldamaz olmuşlar.Güneş bunları gördükçe üzülmeye başlamış.Her şeyin eskisi gibi olmasını çok istiyormuş.Şu aşağıdaki kurumuş dere yatağında eskiden gürül gürül sular akarmış.Güneş üzerine parladığında ışıkları suyla oynaşırmış.İçinde balıklar yaşar,kenarlarında çiçekler açar,havyanlar gelip su içerlermiş.Bu manzaraları görmeyi özlemiş güneş..

Sonra bir gün tanrı bulutları ve güneşi yanına çağırmış.İnsanlara verdiği bu cezanın yeterli olduğunu ,eskisi gibi bulutların da göreve çıkacağını söylemiş.Bulutlar neşeyle yerlerini almışlar.Tanrı onlara yeryüzüne yağmur göndermeleri için güç vermiş.Yağmurlar başlamış…

Çatlamış kuru toprakların her bir çizgisinden sular içerlere akmış.Önce toprağı doyurmuş.Toprak kendine geldikçe , ihmal ettiği bitkilerine can vermiş.Bitkiler hayvanları ve insanları beslemiş.Dere yatakları yine sularla dolmuş.Balıklar oynaşmaya,hayvanlar buradan su içmeye başlamış.Herşey yavaş yavaş eski günlerde olduğu gibi düzene girmeye başlamış.Güneş insanların evlerine geri döndüklerini,yavaş yavaş iyileşmeye başladıklarını ,yüzlerindeki acının yerini gülümsemelerin  aldığını görmüş..Mutlu olmuş.Her zamankinden daha çok parlamaya başlamış..

Ancak bu güzel mutlu günler çok sürmemiş.İnsanlar kuraklık zamanında olanları çabuk unutmuşlar.Şehirlere, adlarına alışveriş ve yaşam merkezi dedikleri kocaman binalar yapmaya başlamışlar.Doğal enerjileri yine sorumsuzca kullanıyorlarmış.Günlük ihtiyaçlarında kullandıkları bir çok malzemeyi ucuz ve dayanıklı diye plastikten yapmaya başlamışlar.Kulandıkları televizyon,bilgisayar ve cep telefonlarının yeni modelerini yapıp, eskilerini çöpe atmışlar.Öyle hızlı tüketim yapmaya başlamışlar ki çöpleri kocaman tepeler oluşturmaya başlamış.Yaptıkları büyük otellerin sırf cepheleri renkli görünsün diye kesintisiz enerji kullanmışlar,insanlara hoş görünüyor diye suyu dans ettirip tonlarcasını ziyan etmişler.İki adımlık yere bile çevreye zarar veren arabalarıyla gitmeye başlamışlar.Kuraklık dönemi öncesi nasıl davranıyorlarsa şimdi o günleri unutup daha da sorumsuz davranmışlar.

Tanrının her şeyi izlediğini bir kez daha unutmuşlar.Doğanın onların yaşam kaynağı olduğunu,onu korumaları ve sahip çıkmaları gerektiğini görmezden gelmişler.Tüm bunlara tanık olan tanrı ,güneşi ve bulutları tekrar yanına çağırmış.Bu kez güneşe uzun bir tatile çıkacağını söylemiş.Bundan sonra hiç parlamayacak,yeryüzüne ışık ve ısı göndermeyeceksin diye emir vermiş.Güneş bu duruma çok üzülse de tanrının dediklerini yerine getirmiş.Bulutlara ise durmadan yağmur yağdırmalarını tanrı isteyene kadar durmamalarını emretmiş.O günden sonra yeryüzü bitmek bilmeyen yağmurların esiri olmuş.O kadar çok yağmur yağmış ki dağlar tepeler bu yoğunluğa dayanamayıp yavaş yavaş erimeye ,yeryüzünde kaymaya başlamışlar.İnsanların evleri,okulları,arabaları çamurlar altında kalmış.Dağlar eriyip kaydıkça toprak da hareketlenmiş.Büyük depremler başlamış.İnsanların yaptığı herşey yıkılmaya enkaz altında kalmaya başlamış.Yeryüzü yukarıdan harabe gibi görünüyormuş.Tüm bunlara üzülen güneşin elinden,olan biteni izlemekten başka bir şey gelmiyormuş.Tanrının insanlara öfkesi dinmemiş.Onları bu dünyaya yerleştirdiğine öylesine pişmanmış ki tüm gücünü kullanarak yeryüzüne daha fazla felaket göndermiş..

Kendi yaptıkları binaların altında kalan insanlar artık herşeyin bittiğini düşünüyormuş.Bazılarının içinde hala umut varmış.Yeniden başlamak için güçlerini toparlamanın yeteceğini düşünüyorlarmış.Hiç kimse artık bu dünyada yeri olmadığını aklına bile getirmiyormuş..

Onlar böyle düşünüp,enkaz altından kalkmaya çalışırlarken tanrı dünyadaki bütün okyanusları harekete geçirmiş.Hepsi kocaman dalgalarla kıyılara yönelip yeryüzünde ne varsa içlerine almışlar.

Günlerce sürmüş okyanusların çalışması.Bir tek taş parçası kalmayana dek devam etmişler..Ve en sonunda dünya bomboş kalmış.Ne o kocaman apartmanlardan,alışveriş merkezlerinden eser kalmış,ne de insanlardan..

Tanırının insanlara öfkesi onları yok etmekle sonuçlanmış.Onlarsız yeni bir dünya yaratmaya karar vermiş.Sadece hayvanların ve bitkilerin olduğu ,doğaya saygı duyacak,onunla uyumlu yaşayacak yaratıklar göndermiş dünyaya…

İşte bizim bu dünyaya gelmemiz böyle olmuş yavrucum.Atalarımız o dönemde gönderilmişler.Sonra burada ailelerini kurmuşlar,doğanın içinde ona zarar vermeden barınacak yerler yapmışlar.Bizim gibi daha bir sürü aileler gelmiş.Geyikler,atlar,böcekler,filler…Bugün kimler komşunsa hepsi o zamanlar gelmiş yerleşmiş dünyaya…

Doğa bize kızarsa ne olur anladın mı şimdi.Biz doğayla var olabiliriz ancak.O yüzden her zaman onu korumalı,onun gücüne saygı göstermeliyiz.O bizi seviyor,her şeyi bol bol veriyor bize.Onun sayesinde doyuyor,onun sayesinde nefes alıyoruz..

Küçük kuş annesinin anlattığı hikayeyi hayranlıkla dinledi.İnsan denilen yaratığın ne kadar aptal olduğuna şaştı kaldı.Bir zamanlar bu güzelim dünyayı nasıl yaşanmaz hale getirebildiklerine inanamadı.Sonra da tanrıya ve doğaya bugün onlarla aynı gezegende yaşamadığı için dua etti..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s