le bonheur

Herşey o kadar düzgün başlıyor ki,ütopik bir film izleyeceğimi zannettim…Mutlu kadın,mutlu erkek,şirin mi şirin çocuklar..Sıcak bir yuva…Baba(Francois) marangoz,anne (Therese)evde terzilik yapıyor.Küçük ama sevimli bir evleri var…

Birgün Francois’nın  iş için Viscennes’e gitmesi,hayatlarında kimsenin tahmin edemeyeceği değişikliklere sebep oluyor.Telefon açmak için postaneye uğruyor.Telefonu bağlayan kız dikkatini çekiyor..Ve kısa bir sürede aralarında bir ilişki başlıyor.Adam karısına o kadar aşık ki,postanede çalışan kızla (emilie) nasıl bu kadar yakınlaştıklarına şaşırıyorsunuz..Üstelik ona da aşık oluyor.Karısını da, Emilie’yi de seviyor.O kadar mutlu ki,katlanarak artan bu mululuğunu karısı birgün fark ediyor ve soruyor..Karısına herşeyi anlatmayı çok istiyor ve şöyle başlıyor anlatmaya ;

Sen, ben ve çocuklar, dört tarafı çevrili bir alanda, elma bahçesi gibiyiz.Sonra ben bahçenin dışında…  ama bizimle birlikte çiçek açan başka bir elma ağacını fark ediyorum.Daha çok çiçek,daha fazla elmaların oluşması anlamına geliyor,anlıyorsun ya.

Karısı üzülüyor ama Francois’nın yaptığı açıklamayı anlayışla karşılıyor.Çünkü onu çok seviyor.Mutlu olmasını istiyor.böyle bir şeyi kabul edebileceğini söylüyor.Ama aslında hiçbir şey göründüğü gibi değil.Bu yük ona çok ağır geliyor.Francois’a uyurken yanından kalkıp gidiyor ve intihar ediyor..

Sonrasında ne mi oluyor tabiki Francois üzülüyor,şaşırıyor falan ama sonra hayatına kaldığı yerden devam ediyor.Mutluluk peşinde olan kahramanımız Emilie ‘yle  görüşmeye devam ediyor ve beraber mutlu mesut yaşamaya devam ediyorlar…

Francois mutluluk peşinde koşarken hayatta tek önemli şeyin bu olduğunu düşünüyor.Dilediği gibi yaşıyor hayatını.Aslında gerçekten de çok mutlu.Karısı ve Emelie farklılar.Biri diğerinin eksiklerini kapatıyor aslında.Emelie çalışan,kendine güvenen güçlü bir kadın.Francois’yı hem aşkıyla hem de arkadaşlığıyla mutlu ediyor.Çünkü biraz kendine  benzetiyor onu Francois.Karısı ise daha sevecen.Onu bir bitkiye,emelie’yi de serbest bırakılmış bir hayvana benzetiyor..Bu birbirini tamamlayan iki kadın sayesinde mutluluğu katlanarak büyüyor..Aslında herşeyi biraz bencillik gibi görsek de Franscois’nın açısından düşününce ona hak vermiyor da değilim..Herkesin başına gelebiecek bir olay değil mi ki bu..Tek sorun tercihler.Her seçim aslında bir vazgeçiş değil mi..Hayatımızda bir yanı daha ağır basan birçok şey için diğerlerinden vazgeçmedik mi hiçbirimiz.Şu an tercihlerimizle yaşamıyor muyuz hayatı..Aslında şanslı hissetmeliyiz kendimizi.Çünkü bu dünyada tercih etmedikleriyle,önüne dayatılan hayatlarla mücadele eden o kadar çok insan var ki..Yine de kendi mutluluğumuzun sevdiklerimizin mutluluğundan ne kadar daha önemli olduğunu kendimiz belirliyoruz.Ben her zaman sevdiğim insanların mutlu olmasını istedim.Evet biraz klişe olacak ama onlar mutu oldukça ben de oluyorum..Francois ‘a gelince..Eğer karısını o kadar çok seviyor olsaydı Emelie’nin hayatına bu denli girmesine izin vermeyebilirdi.O zaman da Emelie üzülücekti..Ama her seçim bir vazgeçiş..Ne yazık ki bir bedeli var…

Filmden sevdiğim bazı bölümler,

*Francois’nın Emelie’ye P T T nin baş harflerinden yazdığı küçük telgraf,

*Aile olarak pikniğe gitmeleri,Therese’nin çocukları uyutmak için hazırladığı uyku çadırı,

*Küçük kızın kirazdan küpe yapıp kulağına takması,

*Küçük kızın babasının bisikletine ‘at’ muamelesi yapması ve şeker vermesi,

*Evde kadının yaptığı işlerle ilgili klişe bir kısa sunum 🙂

*Francois’nın marangoz olmayı,Therese’nin terzi,anne ve ev hamımı olmayı sevmesi,

*Her iki karekteri de şikayet ederken hiç görmemek

*Francois’nın çocuklarını öperek sevmesi

Aslında uzunca bir liste olabilir bu ama sanırım bu kadarını yeterli görüyorum…

Not:Filmi bana getiren arkadaşım Banu’ya teşekkürlerimi sunuyorum..leylalar ı okurken bahsettiği filmleri merak ettim, sağolsun benimle paylaştı..Yine onun sayesinde izlediğim Into to The Wıld ‘la ilgili ilerleyen zamanlarda bol bol konusuruz.Zira o da şu sıralar beni en çok etkileyen filmlerden biridir…

Reklamlar

One thought on “le bonheur

  1. filmi izlemiş kadar oldum. Therese eğer gerçekten çocuklarını sevseydi intihar eder miydi? hayat o kadar güzel ki, vazgeçmeye değer mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s